Edebiyatın paparazileri iş başında!

Mona Rosa karşılıksız aşkların şiiridir.

  • GİRİŞ09.01.2012 09:35
  • GÜNCELLEME09.01.2012 09:35

“bir saman çöpüne tutunmuş kızların /
eteğini ben çektim”

Son dönemin en fazla okunan haberlerinden biri muhtemelen Fahri Ersavaş, ve  Şeref Elma’nın birlikte yaptıkları Muazzez Akkaya ropörtajıdır. İçerik açısından olmasa da oluşturduğu yüksek merak algısı sebebiyle her türlü edebiyat ödülüne aday gösterilebilir bu söyleşi.

Bilmeyenler için kısa bir bilgi notu geçmem gerekebilir. Şöyle ki : Muazzez Akkaya, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Sezai Karakoç ve Cemal Süreya’nın okul arkadaşıdır. Sezai Karakoç akrostiş düzenle yazdığı Monna Rosa (Mona Roza) şiirinin Aşk ve Çileler bölümünü Muazzez Akkaya’ya adamıştır. Edebi zenginlik açısından diğer bölümler olan Ölüm ve Çerçeveler, Pişmanlık ve Çileler,  Ve Monna Rosa bölümlerine kıyasla Karakoç’un şairliğinin daha erken dönemlerine denk gelse de herkesin ezbere bildiği ve ünlü olan bölüm bu bölümdür.  Her kıtanın beşinci mısrasında birinci mısranın tekrarlandığı bu mükemmel şiirin kıta ilk harfleri ardarda sıralandığında Muazzez Akkaya’m ismini verir. Aynı mısraların tekrarları da hesaba katıldığında ismin ikinci kez tekrar ettiği sonucuna varılır ki bu olsa olsa  20 yaşındaki genç Sezai’nin şairliğinin yanında  bir de tutkulu zekasına işaret eder.

Işte ropörtaj uzun yıllar bu ünlü şiirin kendisi için yazıldığından habersiz olan Muazzez Akkaya ile yapılmış. Yıllar once Ahmet Hakan Hürriyet’te “Muazzez Akkaya’yı buldum“ diye yazdığında da benzer bir hisse kapılmış, nedense Muazzez Akkaya’dan çok benim, bizlerin olduğuna inandığım bu şiirin üzerindeki sis perdesinin kalkması ihtimalinden rahatsızlık duymuştum.

Ardından karakutu.com sitesi Sezai Karakoç ve Muazzez Akkaya’nın Mülkiye yıllarında okurken beraber çekildikleri bir siyah beyaz fotoğraf yayınladı. Buna da ilgi duymadım. En son ropörtajı bir çok şiire ilgili arkadaşım haber vermesine ragmen uzun süre okumamaya gayret sarfettim.

Ancak 1980’lerde Mülkiye Dergisi’nden şiirin orjinalini bulup çıkaran abim Mehmet Aydın arayıp ropörtajı okuyup okumadığımı sorunca istemeyerekte olsa internetten bulup okumaya karar verdim. 2006 yılında Ahmet Hakan’ın yazısını okurken ki hislerimden farklı bir hisse kapılmadığımı itiraf etmeliyim. Bunu mantıklı bir gerekçeye oturmaya niyetim de yok. Bir mazeret, sebep bulmak zorunda da hissetmiyorum kendimi. Niçin kızgın olduğumu bilmiyorum. Muazzez Akkaya’nın şiiri bilmemesine mi, boy boy torunlarıyla fotoğraf veren Akkaya’ya karşın 80 ine merdiven dayayan Karakoç’un bir aile kurma ihtimalini ıskalamasına mı tepki gösteriyorum emin değilim. Ancak kızgınım, evet kızgınım ve bundan eminim.

Dostlarım, abilerim, büyüklerim içinde şiire ilgi duyduğunu bildiğim ancak kendisiyle Mona Rosa’yı konuşmadığım tek kişi Sezai Karakoç’un kendisidir. Üstad ile Mona Rosa’ya ilişkin bir şeyler konuşmaya en çok yaklaştığım an, bir sohbet esnasında ona konu ile  çok yakın ilişkisi olduğu için yukarıya aldığım dizeyi hatırlattığım andır ve Mona Rosa’ya dair bütün anlar bu andan ibarettir.

Mona Rosa karşılıksız aşkların şiiridir. Bu yüzden Sezai Karakoç uzun yıllar şiirin basımına direnç göstermiş, rıza gösterdiğinde de -muhtelemelen Muazzez Akkaya’yı korumak için- bir kaç önemli değişiklik yaparak akrostiş düzenini bozmuştur. Monna Rosa kağıttan değil ezberden okunan şiirlerin genel adıdır. Bu yüzden bir tren ışığında sevgiliye okunan ve bitmeyen bir şarkının sözlerinden ibarettir. Bir de Monna Rosa gizemin, mahremiyetin ve “yarım kaldığı halde geleceğimizi oluşturan” her şeyin şiiridir. Bu yüzden bir sırrın örtüsünü kaldırmaya dönük bütün çabaların mimarları benim için olsa olsa birer paparazzidir.

Belki şu kıssa maruzatımı ifade etmemi kolaylaştırır: Ömer Hayyam’a dönemin kudretli veziri Nizamülmülk yeni kurduğu bir istihbarat ağının başına geçmesini teklif eder. Iyi bir ücret alacak ve ülkenin bütün sırlarından haberdar olacak olan Ömer Hayyam düşünmek için bir gece zaman ister. Ertesi sabah Nizamülmülk’e bu görevi kabul etmeyeceğini gerekçesi ile söyler:

‘-Efendim, dün gece düşündüm ve anladım ki sır ile sırrı açığa vurmak arasında kaldığında kalbim sırdan yanadır’

Dr. Hamid Aydın - Haber 7
dr.hamid@estetistanbul.com
twitter.com/hamidaydin

Yorumlar2

  • tunç asiler 7 yıl önce Şikayet Et
    edeb......... “ Bişnev ez ney çün hikâyet mî küned Ez cüdâyîhâ şikâyet mî küned Gez neyistân tâ merâ bübrîde end Ez nefîrem merd ü zen nâlîde end Sîne hâhem şerha şerha ez firâk Tâ begûyem şerh-i derd-i iştiyâk'' Hal böyleykene her kafadan bi ses çıkar hepside kendince doğrudur.
    Cevapla
  • Aydın Levent ÖZKAN 7 yıl önce Şikayet Et
    Ve Mona Roza; ve Muazzez Akkaya. 27 yıl önce Üstad'a sordum, nedir bu hikaye, diye.. Bana cevap verirken gayri ihtiyari pencereye döndü, uzaklara daldı, yüzüne bir hüzün dalgasının çöktüğü her halinden belliydi; dokunsan ağlayacak gibiydi ya da ben öyle hissettim. Gizemlerle örtülü, şehir efsaneleri ile süslenmiş bu kırık ask hikayesinin 1 numarası ile bu konuyu konuşmak çok heyecan vericiydi. Yıllar geçtikçe derinliğin farkına varmaya başladım. " Leonardo Da Vinci Mona Lisa'yi sanat dünyasına bir şaheser olarak sunmustur. Artık kimse Lisa'nin ne olduğu, kim olduğu ile fazla da ilgilenmiyor, çünkü eser hak ettigi noktaya oturdu. Benim şiirime de öyle bakmak lazım, günün birinde sadece bir eser olarak algılanacak ve o zaman da merak edilen bu detayların hiç biri sorgulanmayacak.. Sen de bu gözle bakarsan şiiri daha rahat okursun".. Muazzez Akkaya da üzerine böylesine bir şiir yazılmayacak gibi değil hani.Fotoğraflara bakınca Maşallah hala bir prenses gibi duruyor.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat