Harf Devrimi’nin sebebi neler imiş meğer!..

Çarkların nasıl döndüğünü bilmeyenler, Milli Eğitim Şuraları’na pek bir önem atfetmeseler de, şuralar önemli bir işlev görürler.

  • GİRİŞ08.12.2014 08:12
  • GÜNCELLEME09.12.2014 11:29

Önemlidirler, çünkü takip eden dönemde, genellikle şuralarda konuşulup tartışılan hususlar uygulamaya konulur. Ve eğer bir önceki şuraya katılmamış, dolayısıyla konuyla ilgili gayretler göstermemişseniz;  ‘nerden çıktı bu’ denilecek gelişmelerle karşılaşır, şaşırırsınız.

28 şubat döneminde eğitim-öğretim sisteminde yapılan ve yapılmaya çalışılan değişiklikler, 13-17 Mayıs 1996’da düzenlenen Milli Eğitim Şurası’nda kararlaştırılmıştı mesela.

O dönemde şuraya katılan ve bazı sebeplerle neticeyi beklemeden ayrılanlar, eğitim-öğretim sistemini altüst eden uygulamalar ve bu arada mesela 8 yıl kesintisiz eğitim gibi kararların alındığını öğrendiklerinde şaşırmışlardı. O şurada alınan kararların 28 Şubat zihniyeti tarafından uygulanmaya başlaması sırasında neler yaşadığımız, ayrı bir konu.

Son Milli Eğitim Şurası’nda da oldukça önemli şeyler konuşuldu şüphesiz. Temel olarak, eğitim-öğretim sistemiyle alakalı olarak şimdiye kadar yaşananlar değerlendirildi ve bundan sonra yapılması gerektiği düşünülenler da tavsiye kararı haline getirilerek uygulayacak bakanlığın dikkatlerine sunuldu.

Belki de yüzlerce önemli konunun tartışılıp kararlar alınan şura ile ilgili olarak; sanki sadece karma eğitim, Osmanlıca dersleri ve din eğitiminin ilkokulun 1. Sınıfından itibaren zorunlu hale gelmesinin konuşulduğu havası yayıldı medya tarafından.

Karma eğitim, din derslerinin ilkokul birden başlatılması ve liselerde Osmanlıca dersleri konuları tartışılırken, geleneksel anlayışsızlığımız ya da anlama özürlü oluşumuz gündem belirleme konusunda baskın husustu.

Şurada alınan kararlara canı sıkılanlardan bazıları doğrudan saldırıya geçerken; başka bazıları  sureta haktan gözükerek, niyet edilen işlerin zorluklarından bahisler açtılar.

Bütün okulların karma olmaktan çıkarılacağı, Osmanlıca derslerinin çocuklarımıza büyük yükler getireceği ve benzeri, güya iyi niyetli bir sürü yorum doldurdu ortalığı.

Osmanlıca denilince, sanki Türkçe’den başka bir dilden bahsedildiğini zannedenlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşadığımızı anladık böylelikle. Osmanlıca denilen şey, aslında Türkçe halbuki. Ya da bir başka ve daha doğru bir deyişle; Eski Türkçe.

Mesele bu ülkenin çocuklarının dedelerinin yazdıklarını ya da en azından mezar taşlarını okuyabilir hale gelmeleri. Bu topraklarda yaşayan insanların 1928’den önce ürettikleri hemen her şey, bir alfabe değişikliğinin kurbanı oldu çünkü.

Çocuklarımızın Osmanlıca öğrenmeleri demek, bugün hemen bütün Türkçe ve Edebiyat kitaplarında eserlerinden pasajlar alınan Reşat Nuri, Halide Edip, Halit Ziya, Ömer Seyfettin…  gibi isimlerin kitaplarını ‘Günümüz Türkçesine Çevrilmiş’ olanlarından değil, aslından okuyabilmeleri demek.

Meselenin başka yönleri yok mu peki?.. Tabii ki var. Bu yönlerin neler olabileceği hususunu, İsmet İnönü’nün Harf Devrimi’nin aslında hangi amaçla yapıldığını anlatan sözlerini aktararak, anlayışınıza bırakalım:

“Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi, alfabenin öğrenilmesinin zor olması değildi. Uzun yıllar devlet, eğitim sorununa eğilmemiş, kütlesel eğitime önem vermemişti. Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.” (İsmet İnönü, Hatıralar; C. 2, s. 223)

Mehmet Ali Tekin’in Yeni Akit’teki yazısından aktardığım İsmet İnönü’nün yukarıdaki sözleri, meseleyi ne güzel izah ediyor, değil mi?.. Mesele alfabenin zorluğu, okuma yazmanın yaygınlaştırılması filan değilmiş yani…

Ekrem Kızıltaş – Haber 7

ekremkiziltas@gmail.com

Yorumlar9

  • mustafa mersinli 4 yıl önce Şikayet Et
    her türlü dili ögrenmenin faydalı oldugu gibi osmanlıca ögrenmeninde çok faydası olacak eger bu israilde olsaydı kendi dilleri terk ettirilmiş olsa idi israilliler ne yapıp edip tekrar o eski dillerini ögrenirlerdi geçmişine bu kadar küsen küstürülen geçmişinden bu kadar utanan bir millet yeryüzünde varmıdır bilmem
    Cevapla
  • Mizan 4 yıl önce Şikayet Et
    Mehmet efendi..! (M.Kaya'ya ithafen) Şu fakir, özbe-öz Türklerdendir(Anadolu'da yörüklerden). Lakin bazı aklıevveller gibi menfi milliyetçilik damarıyla hareket edip, milyonlarca müslüman kardeşi arka plana atmak, şiarımızdan ve itikadımızdan değildir. Tefrikaya sebep olacak hale sebebiyet vermekten Yaradana sığınırız. Asıl mevzu olan Osmanlıca yazı dilinin (haliyle konuşmaya da müessirdir) içimizde yer bulup yabancılığını üstümüzden atmamızdır. Değilse; halihazırda ,hususan çok gençlerin kullandığı argo-işaret-homurtu sesleri lisan sayılamaz.
    Cevapla
  • bilal 4 yıl önce Şikayet Et
    ingilizcenin zorunlu ders olduğu vatanımızda, Osmanlıcanın (ki osmanlıca Türkçedir) haftada 2 saat olması komik. Daha fazla olmalı ve 5. sınıftan itibaren öğretilmelidir.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • Sadık Toprak 4 yıl önce Şikayet Et
    Osmanlıca bu millet için lüks değil, zarurettir. Bu dersi ehil hocalar, hakkıyla vermelidir.
    Cevapla Toplam 4 beğeni
  • Bekir Çelik 4 yıl önce Şikayet Et
    Eğer zor olsaydı Lawrence Arabça öğrenemez küçük bir Arab grubunu da kandıramazdı.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat