Tilki Amerika, 'Horoz' kim?

Eklenme: 04 Nisan 2013 08:44
Güncelleme: 04 Nisan 2013 08:43 / 9,965 Okunma / 19 Yorum
Mehmet Ali Bulut

Aktaracağım hikâye, -(hikaye dememin sebebi, böyle bir olayın yaşanıp yaşanmadığını bilmememden dolayıdır. Belki de hakikaten böyle bir ders vardır veya birileri uydurmuştur. O yüzden de hikaye dedim)

Şu sıralarda internet yoluyla dağıtılıyor. Kaç kişiye ulaştırıldı bilemiyorum...

Türkiye'yi askeri vesayetler altında idare edilmekten kurtarmak, cunta eseri olmayan sivil anayasa yapmak, toplumsal barışı tesis etmek, artık bizi altında barındıramayan 'çatıyı' onarıp daha geniş bir kapsama kavuşturmak; hâsılı bu milleti, ortaçağda tutan, yükselmesini durduran, küçük ama birilerine ait basit bir klan şeklinde kalmayı esas alan, ilerlemesine, dev adımlar atmasına engel olan halleri ortadan kaldırmak için gösterilen/ gösterilecek her türlü çabayı "ihanetle eş değer" hale getiren bu hikâyeyi bir de ben yorumlamak istedim... Ta ki zihinler bulanmasın.

Bence, bu hikâyenin gönüllerde açabileceği tahribat -çünkü masal formatına büründürülmüş ve halkımız masalı sever- sayın Kılıçdaroğlu'nun ve Sayın Bahçeli'nin bir ömür yapacağı muhalefetten daha etkilidir.

Haa şunu hemen belirteyim. Benim bu hikâyeden kıl kapmamın nedeni, Ak Parti iktidarını savunmaya veya temize çıkarmaya yönelik değildir. Çünkü hikâye, tamamen AK Parti'niun yaptıklarını 'hıyanet gibi göstermek' amacına yöneltilmiş gibi görünüyorsa da aslında, sömürücü emperyalist ülkelerin, sömürdükleri halkları hep aynı ağılın -kümesin- içinde tutmak için uydurdukları bir dehşet senaryosudur.

Yani demek istiyorlar ki, demokrasi sizin neyinize, gelişmek sizin neyinize, büyümek sizin neyinize. Biz size ölmeyecek kadar zaten imkân tanıyoruz. Eskisi gibi kalın. Başınızda bir diktatör bulunsun, biz onun korkularını kullanarak sizin arazilerinizi sömürmeye devam edelim.

Hikâye güya ABD'de bir askeri okulda ders olarak anlatılıyormuş.

"Horoz ve Tilki Hikâyesi"

Efendim, hikâyeye göre öğrenciler amfide hocayı beklerken, ışıklar kapanmış ve bir çizgi film gösterilmeye başlanmış.

Filmin adı " Küçük Tavuk ".

Bir kümes var. Kümeste birçok tavuk ile genç ve küçük horozlar, bir de kümesin yaşlı ve büyük horozu bulunuyor. Kümesin etrafında da bir tilki dolaşıyor. Yaşlı ve büyük horoz, tilki içeri girmesin diye kümesin kapısını sıkı sıkıya kapatmış, tavukları dışarı bırakmıyor. Tabii dışarı çıkamadıkları için doğru dürüst yemlenemeyen tavuklar da zayıf ve küçük tavuklar. Yaşlı ve büyük horoz ise dışarı bırakmadığı tavuklara ölmeyecek kadar mısır tanesi dağıtarak yaşamalarını sağlıyor.

Kümese giremeyen tilki bunun üzerine kümesin tellerinde küçük bir delik açarak küçük ve genç bir horoza sesleniyor ve ona biraz mısır veriyor. Mısırı yiyen küçük ve genç horoz her gün gelip tilkiden mısır alıyor.

Bir süre sonra tilki küçük ve genç horoza tek başına yiyebileceğinden fazla mısır verince genç horoz hem kendisi yiyor hem de diğer tavuklara mısır dağıtıyor. Böylece yavaş yavaş yaşlı ve büyük horozun kümesteki gücü kırılıyor. Horozun etrafındaki tavuklar azalmaya başlıyorlar.

Artık popüler olan genç ve artık irileşen horozun etrafında ise tavuklar toplanıyor. Bu aşamada tilki kümesin kapısının önüne mısır bırakıyor. Kümeste bir tartışma çıkıyor. Kapıyı açalım mı açmayalım mı diye. Sonunda korkarak kapıyı açıyorlar ve kafalarını dışarı uzatıp yemlenip hemen geri çekiyorlar. Bir süre böyle devam ediyor. Hiçbir şey olmuyor. Kümesteki tavuklar rahatlıyor. Korkuları azalıyor.

Nihayet bir gece tilki kümesin önündeki avluya mısır döküyor. Artık korkusuz olan tavuklar genç ve artık güçlü horozun öncülüğünde dışarı çıkıyor ve rahat rahat yemleniyorlar. Kümesteki her tavuk semiriyor. Tilki bir süre sonra gece kümesin kapısından kendi mağarasına kadar mısır tanelerini döküyor. Sabah kümesten çıkan ve korkusuzca yemlenen tavuklar yemlene yemlene mağaraya kadar gidiyorlar. Sonra mağaraya giriyorlar. Onları içeride bekleyen tilki bütün kümes mağaraya girince mağaranın kapısını kapatıyor.

Çizgi film burada bitmiş. Işıklar yanmış. Ve dersin hocası kürsüye çıkarak, "İşte Üçüncü Dünya ülkeleri böyle yönetilir" diyerek derse başlamışmış.

.......................

Bu hikâye, gerçekten Türkiye'de uydurulmuş ise bunu ilk yazan zekâyı bulmamız ve büyük bir edebiyat ödülü vermemiz gerekiyor. Çünkü ancak büyük bir toplum mühendisi bu kadar başarılı bir muhalefet öyküsü inşa edebilir. Ben Sayın Kılıçdaroğlu veya Sayın Bahçeli'nin yerinde olsam bulurum bu hikâyeyi ilk yazanı ve strateji danışmanı yaparım...

Tabii eğer Türkiye'de yazılmışsa.  Çünkü bu yerli bir zekânın eseri değil. Belki onu Türkçeye adapte eden, horozun sıfatlarıyla ilgili bir iki kelime eklemiş olabilir. Sanırım, doğrudan Tayyip Erdoğan'a uyarlamak için bir iki müdahale yapılmış ama bu hikâye aslında, Batılıların, üçüncü dünya ülkeleri hep üçüncü dünya ülkesi kalmaları için uydurdukları bir şablon hikâyeye benziyor.

Bu hikâye, esasında açılımın önünü kesmek, sivil anayasa yapılmasını önlemek, toplumu, yapılan atılımlar hakkında şüpheye düşürmek ve sonuçta da iktidarı alaşağı etmek için hazırlamayı amaçlıyor.

Ben ise hikâyeyi şöyle okuyorum:

Amerika (tilki) ve benzeri sömürücü ülkeler, toplumları (tavukları) sömürmek için, önce başlarına despot bir lider (baba bir horoz) geçirtirler. O horoz, tavukları (halkı) tilki korkusuyla korkutarak (bu yıl komünizm gelebilir.., şeriat gelir.., irtica gelir...vs) sultası altında tutar. Ülke bir dehşet imparatorluğuna döner ve insanlar, "aman komünizm gelmesin, aman irtica gelmesin, aman İran olmayalım, aman Arabistan'a dönmeyelim... " diyerek, tıpkı Türkiye'de yıllarca olduğu gibi despot bir rejimi cumhuriyet bilir, insanların nerede ne giyeceğine varıncaya kadar her şeye müdahale eden bir idare tarzını demokrasi bilir. Amerika (ve benzeri sömürgeciler) da, esasında kendi adamı olan 'büyük horoz' üzerinden sultasını sürdürür.

Bize telkin edilen 'büyük horoz' uymaktır. Neden? Çünkü ona uymazsak dışarıda tilki var, bizi yer...

İstiyorlar ki dünya onlara terakki dünyası olsun bizim için hep gerilik ve perişanlık mekânı... Bir yandan 'bir lokma bir hırka' felsefesini İslam diye bize yutturuyorlar, diğer yenden de cuntacılığı, bin yıldır devam etmekte olan istibdadı bize yegâne hayat gibi sunuyorlar.

Birilerinin de çıkıp, "ben bu kümesten bıktım, yıllardır sizin korkularınız altında yaşamaktan bunaldım, neden hayattan nasibimi almayayım" demesini hep ihanetle eş değer tutuyorlar.

Yıllarca tüm İslam ülkelerini cuntacı, despot, halkını aç sefil bırakan, baskıcı, diktatörler ve krallarla yönettiler. Demokratlıkları, onlarla içli dışlı olmalarına mani değildi. Bütün bir İslam dünyası kümese dönüştürülmüş. Başlarına kendi adamları olan 'büyük bir horoz' konulmuş, insanlar meteliğe muhtaç hale getirilmiş, sömürmüşler de sömürmüşler.

Bir tek Türk halkı zaman zaman o kümesten çıkma hamleleri yaptığı için, başına gelmedik kalmadı. Malum o kümesten çıkmak için ilk hamleyi yapan rahmetli Menderes oldu. Cesaretini canıyla ödedi. İkincisi rahmetli Erbakan'dı; iktidarını kaybetmek ve siyasetten men edilmekle ödedi. Üçüncüsü Özal'dı. Bu 'tavuklaştırılmış' millete, dışarıda kartallar gibi yaşama imkânı olduğunu gösterdiği için zehirlendi. Hayatta iken de -tıpkı hikâyede olduğu gibi- belli mahfiller tarafından ya Amerikancı veya Almancı diye yaftalandılar!  (Çünkü tilkiye kanmışlardı(!)

-Kim yaptı biliyor musunuz?

- 'Büyük Horoz'un yandaşları!

Maalesef Türkiye, Sevr'den bu yana o kümesin içinde. Başında da hep büyük bir horoz bulundu. Sonunda 'büyük horoz', sevgisi/ veya korkusu bir felsefe, bir hayat tarzı, hatta bir tür paganist din haline geldi. Büyük Horoz hep orda otursun diye her yola başvuruldu!

Ne zaman kümesin dışında da bir hayat olduğunu hatırlayıp millete bir ufuk gösterecek birileri çıksa hemen onu hıyanetle itham ettiler ki, büyük horozun düzeni devam etsin!

Sonra Erdoğan çıktı. Tilkinin dışarıdan attığı mısırlara kanarak(!)  -mamafih tavukların da artık canına tak ettiği için değil tilkiyi, ayının hışmını bile göze alacak kadar çaresiz kalmışlardı dışarı çıkmak için- O da dışarıda bir hayat olduğunu gösterdi. Bunula da kalmadı, hikâyedeki tanımla, küçük, genç ve tecrübesiz bir 'horoz' iken  'popüler ve iri' bir horoz olmuştu.

Onu şu ana kadar caydıracak birileri çıkmadı. Büyük horozun saltanatı sona ermek üzere! Artık yanına yaklaşamayacaklarını da bildikleri için böyle hikâyelerden medet umuyorlar.

Bu hikâyeyi toplumun doğru okuması lazım... Ve tabii Sayın Başbakan'a da okutmak gerekir...  Okutmak gerekir ki, toplum adına yanlış yapma hakkı olmadığını bir kere daha anlasın. Bu millet içi ne anlam ifade ettiğini bilsin.

Ben zaman zaman, yeryüzünün en büyük savaşı burada cereyan ediyor diyorum. Bu size abartılı geliyor olabilir. Ama inanın değil. Eğer iyiler ve kötüler savaşını, iyilerin kazanması gerekiyorsa, Ahuramazda'nın, Ehrimen'i bütün aveneleri ile derdest edip 'İzid'in önüne atmasını bekliyorsak, insanlığı yeniden Rabbi ile buluşturup, yeryüzündeki deccaliyet düzenine son verilmesi gerektiğine inanıyorsak, Türk milletinin önündeki manileri kaldırmak zorundayız.

Bu konuda insanlarımıza görev düştüğü gibi iktidara ve iktidarda bulunanlara da büyük görevler düşüyor. Onlardan beklediğimiz şey, kamu manılı emanet bilmeleridir ve haram lokmaya tamah etmemeleridir.

Gerisi kendiliğinden gelir. Çünkü helal lokma ile hidayet demir ile mıknatıs gibidir. Midedeki haram lokma, insana salih amel işletmez...

Mehmet Ali Bulut
mabulut@gmail.com

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri