Genelkurmay, Kazım Karabekir'i tarihten bugüne taşırken

Geçtiğimiz hafta başında 25 Ocak’ta Genelkurmay karargâhında önemli bir tören düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla sonuçlanan İstiklal Savaşı’nın önder kadrosundan Kazım Karabekir, ölümünün 62’nci yıldönümü münasebetiyle, çok sayıda davetli önünde düzenlenen bir açık oturum ile anıldı.

  • GİRİŞ31.01.2010 08:17
  • GÜNCELLEME31.01.2010 08:17

Bu tören, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un geçen yıl uygulamaya koyduğu bir program çerçevesinde yapıldı. Program, ilk defa Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte, Kurtuluş’un diğer üç kahramanını; İsmet İnönü, Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak’ı da anmayı kapsıyordu.

Tarihçi İlber Ortaylı’nın yönettiği açık oturuma Karabekir’in iki kızı Hayat ve Timsal hanımlar da katılması, töreni özellikle anlamlı kılıyordu. Daha oturum başlamadan, izleyiciler kendilerine dağıtılan program kitapçığını incelemeye başlamışlardı.

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ki Türkiye’nin gizli ve açık tarihinin çoğu burada kayıtlıdır) tarafından yayınlanan kitapçıkta hayatının son bölümü şöyle aktarılmıştı:

kullan

“31 Ekim 1924’te 1. Ordu Müfettişliği’nden istifa ederek 1 Mart 1927’ye kadar milletvekilliği görevine devam etmiş, bu devrede Kasım 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın başkanlığını yapmış ve 1927 yılında emekliye ayrılmıştır.

“1939 yılında İstanbul’dan milletvekili seçilerek tekrar Meclis’e giren Kazım Karabekir, 1946-1948 yılları arasında Meclis Başkanlığı yapmış, 26 Ocak 1948 tarihinde vefat etmiştir.”

Bu bölümü okuyan ve çoğu Kurtuluş ve Kuruluş günlerine ait bilgili izleyiciler arasında ‘İzmir suikastı’ fısıltısının dolaştığını birlikte oturduğumuz gazeteci arkadaşlarla gözlemledik.

Resmi özgeçmişte yazmayan o yıllarda ne olmuştu?

Örneğin, Mustafa Kemal’e Anadolu’ya geçip mücadeleyi orada sürdürmesini teklif eden en dar çevreden olan, Anadolu’ya geçtikten sonra Saray’dan gelen tutuklama emrini bir yana bırakıp, kolordusuyla birlikte onun emrine girip aslında Kurtuluş’un ilk silahlı gücünü oluşturan Şark Cephesi Komutanı Karabekir Paşa 1924’te ordu komutanlığından neden istifa etmişti? Karabekir’in milletvekilliği 1927’de neden son bulmuş, sonra yeniden Meclis’e girdiği 1939’a kadar ne yapmış, nasıl olmuş da sonra yeniden Meclis Başkanlığı gibi itibarlı bir göreve seçilmişti?

Ortaylı’nın yönetiminde, diğer üç tarihçinin ve kızlarının katıldığı bu açık oturum, bize bu soruların yanıtını sunacaktı belki de?

Konuşmacılar, Karabekir’in asker, ihtilalci, eğitimci ve aile babası olarak özelliklerini iyi bir şekilde anlattılar. Ancak bu konulara değinen olmadı.

Yalnızca büyük kızı Hayat Feyzioğlu konuşmasında Karabekir’in durumunu, üç ayda 70 lira maaşla emekliye sevk edilip 45 yaşında inzivaya çekilmek şeklinde özetlemesi farklı bir iz bıraktı.  Ayrıca eserlerinin yıllar sonra ilk defa ‘eksiksiz ve sansürsüz’ yayımlanabildiğini (Yapı Kredi Yayınları tarafından) söylüyordu. Konuşmacılara sorular verilen ara ardından yazılı olarak sorulabilecekti.
Arada, biz gazeteci milletinin aklında Taraf gazetesinin ‘Balyoz operasyonu’ başlığıyla yayımladığı 2003 yılında İstanbul’daki 1. Ordu’da bir hükümeti devirme planı çalışıldığı iddiaları konusunda sorular vardı.

Orgeneral İlker Başbuğ, ‘Şimdi törenin bütünlüğünü bozmayalım, söz, program bittikten sonra konuşuruz’ dedi.   Sonra takıldı: “Tabii sizin aklınız şimdi güncel konulardadır değil mi?”

Fikret Bila yanımdaydı; “Yok, dinliyoruz” dedi, “Hatta Murat soru bile hazırladı.”

“Öyle mi, görebilir miyim?” diye meraklandı Başbuğ. Verdim. Okudu. Yüzünden sanki bir gölge geçti; “Evet” dedi, “Belki yeri değil, ama sorulabilir tabii...”

Sorum şöyleydi: Hayat hanım zorunlu inzivadan ve sansürden söz etti. Değerli panelinizde Karabekir’in İzmir suikastı olayında uğradığı iftira, tutuklanması ve aklanmasından söz edilmedi. Acaba değerli tarihçilerimiz bu konuda konuşmayı düşünürler mi?

İkinci bölüm başladı. Ortaylı diğer birkaç soruyu okudu. Sonra “Bir de bana sorulmuş soru var, Hayat hanımın söyledikleriyle ilgili... Ama şimdi cevaplamak uzun olur, sonra ben sahibine anlatırım” dedi, muhtemelen yılları bulan tanışıklığımıza dayanarak.

Başbuğ, kapanış konuşmasında ağırlığı Karabekir’in en bilinen nasihatine verdi:

“Vatandaş! Yanlış bilgi felaket kaynağıdır. Her işin evvela hakikatini ara ve öğren! Sonra münakaşasını istediğin gibi yap. Birincisi vicdanına, ikincisi seciye ve irfanına dayanır.”

Sonra, aslında İstiklal Savaşı’nın yalnızca bu dört kahramanla kazanılmadığını, mesela Fahrettin Altay, Cafer Tayyar Paşa, Nurettin Paşa gibi daha pek çok komutan için de anma törenlerinin düzenlenebileceğini söyledi.

İade-itibardan öte...

Başbuğ aslında çok önemli bir iş yapıyordu ve yaptığı aslında ‘iade-i itibar’, yeni lisanımızla saygınlığını geri vermenin ötesinde önemliydi. Başbuğ, İstiklal Savaşı’nın tarihini, siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle kahramanların saygınlıklarının görmezden gelindiği, bir tür tek parti tarihi olmaktan çıkarma yönünde bir adım atıyordu. Belki Genelkurmay o nedenle yalnızca bu adımı atmakla yetiniyor, işin tartışmalı yönüne dokunmak istemiyordu.

Başbuğ ile soru sohbetine tanık olan, Karabekir’in torunlarından (Hayat hanımın kızı) Pınar Akkoyunlu toplantı sonrasında “O sorulmayan soru sizinki miydi?” diye sordu; öyle tahmin etmişti.
Karabekir, kızlarının ifadesiyle ‘maruz kaldığı haksızlıklara ve mahrumiyetlere vakarla göğüs germişti’. Yine İstiklal Harbimiz adlı iki ciltlik dev eserin önsözünde dile getirildiği üzere maruz kaldıkları arasında şu da vardı: “Bir zamanlar imhası için çok çalışılmış ve hatta ‘İstiklal Harbinin Esasları’ adlı küçük bir hülasa eseri de 1933 yıllarında neşrettirilmeden toplattırılıp yakılmıştır. Fakat önceden alınan tedbirler sayesinde bu hatıratın aslını teşkil eden bu eser ele geçirilememiş, bu güne kadar muhafazası mümkün olabilmiştir.”

Şaka değil. Şaka olmadığını görmek için çok örnek var.

Bunun için Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın (TCF) kuruluşunun hemen ardından Ankara’daki siyasi tabloyu, Atatürk’ün 1927’de Cumhuriyet Halk Partisi’nin İkinci Kurultayı’nda okuduğu ünlü nutkunda görmek mümkün.

Atatürk, Nutuk’ta özetle,

1- TCF’nin kuruluşunu Rauf (Orbay), Kazım Karabekir, Ali Fuat (Cebesoy), Refet (Bele) ve Cafer Tayyar Paşalar tarafından kendisine ve CHP’ye karşı bir komplo görüyor,

2- TCF programında “Fırka efkâr ve itikadı diniye ye hürmetkârdır (Bugünkü lisanla, ‘Parti, değişik fikirler ve dini inançlara saygılıdır’ diyebiliriz) yazmasını kışkırtma sayıyor,

3- 1925’teki Şeyh Said isyanı ve Şark İsyanı diye bilinen Kürtçü-İslamcı kalkışmanın TCF’nin bu ilkesinin yankılarını sorguluyor,

4- TCF’nin kapatılması, Takrir-i Sükûn yasası, isyanın bastırılması sonrasında 1926’da kendisine karşı ortaya çıkarılan İzmir suikastı girişiminde de TCF’den kuşkulanıyor.

16 Haziran’da yapılmak üzere tertiplenen İzmir suikastı 15 Haziran’da, Türkiye’nin Musul vilayetinden İngiliz baskısıyla vazgeçtiği ve Irak sınırını belirlediği 5 Haziran 1926 Ankara anlaşmasının imzalanmasının hemen ardından açığa çıkarılması bakımından da ilginçtir. (Taha Akyol’un ‘Ama Hangi Atatürk’ kitabında dikkat çektiği üzere, Karabekir daha 7 Haziran’da Meclis’te söz alarak kararı ve Türk dış politikasının yönünü yani o tartışma da yeni değil- eleştirmiş.)

İzmir suikastı soruşturmasını da yürütmüş olan İstiklal Mahkemesi üye heyetinden ‘Kılıç’ Ali, yani Ali Kılıç, Hulusi Turgut’un (İş Bankası Yayınları) derlediği anılarında suikastin ortaya çıkarılmasının hemen ardından Atatürk’ün eski silah arkadaşlarından Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar ve Mersinli Cemal paşaların nasıl tutuklandığını ayrıntılarıyla anlatıyor.

Karabekir’in ilk gençlik yıllarından beri silah ve (İttihad ve Terakki günlerinden itibaren) yakın şahsi arkadaşı Başvekil İsmet İnönü, Karabekir’in tutuklanmasını engellemek istemiş, İstiklal Mahkemesi buna karşın onun da tutuklanması için karar çıkarmış.  Atatürk İnönü’yü İzmir’e çağırmış ve Ankara Polis Müdürü’ne verdiği Karabekir’in serbest bırakılması kararı İnönü tarafından İzmir’de geri alınmış, yazılanlara göre.

Karabekir, Kılıç Ali tarafından yapılan sorgusunda bu olaya karıştırılmasından, Atatürk’le ‘sonradan aralarına giren inkılâp kurtlarının’ sorumlu olduğunu söylemiştir.

Bu sözler tarihçi Mete Tunçay’ın Atatürk-Karabekir olayına getirdiği ‘Her devrim çocuklarını yer’ yorumunu akla getiriyor.

İstiklal Mahkemesi’nde beraat

Yazının devamını bu linkten takip edebilirsiniz


Murat YETKİN / Radikal
myetkin@radikal.com.tr

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat