Türk’ü ve Türkiye’yi haketmek!

.

  • GİRİŞ09.02.2018 08:28
  • GÜNCELLEME10.02.2018 09:20

Türk Tabipler Birliği’nin Afrin'e yönelik Zeytin Dalı Harekatı’na karşı çıkmak için yayınladığı "Savaş bir halk sağlığı sorunudur" başlıklı bildiri hayli gürültü koparmıştı. Bu ‘insan sağlığı için sorunlu’ bildiri, hayırlı bir karara kapı aralıyor. Toplumun önemli bir kısmının sorun olarak gördüğü Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Barolar Birliği gibi meslek örgütleriyle ilgili önemli bir adım atılıyor. Hükümet ilk adımı önceki gün attı. Neydi bu önemli adım?

Kanun değişiklikleriyle bazı meslek örgütlerinin adlarından 'Türk' ‘Türkiye’ ibareleri çıkarılıyor. Değişiklikler sadece bununla sınırlı kalmayacak gibi… Meslek gruplarının bu meslek örgütlerine üye olma zorunlulukları da kaldırılıyor. Serbest çalışacaklar, bir yere üye olmadan da mesleklerini icra edebilecekler. Ya da doktor, mühendis, avukat gibi meslek sahipleri istedikleri kuruluşlara üye olabilecek. Kendini devlet gibi gören meslek örgütlerinin kamudan kaynak almalarının da önüne geçilecek.

 

 

Çok geç kalınmış ancak bir o kadar da yerinde bir adım.

Bazı oda ve meslek örgütlerinin kimler tarafından nasıl kullanıldığını, kimlere hizmet ettiğini, kimler tarafından arpalığa dönüştürüldüğünü biliyoruz.

Kendilerini milletin seçtiklerinin bile üstünde dokunulmaz gören; geçmişte, bir bildiri ile bırakın hükümetleri, devlete bile ayar vermeye kalkan örgütlü çeteleri hatırlatmaya gerek var mı? Darbe ve muhtıra dönemlerinde, partilerin kapatılmasında, Gezi olaylarında, çukur teröründe, 15 Temmuz’daki vukuatlarını hatırlamak isteyenlerin arşivlerde kısa bir gezinti yapması yeterli…

Kendini aydın sanan ne karanlıklar gördük.

Terör örgütlerine kol kanat gerip, devleti ‘katil’ sayanlar oldu.

Bunlar millet olarak şahitlik ettiğimiz acı tecrübelerdi. Çok şükür epeyce törpülendiler. En azından eskisi kadar yerli yersiz baş gösteremiyorlar.

En kritik dönemlerde mikserlik görevine soyunup toplumu karıştırmaktan başka işleri olmayan kimi örgütlü yapılar toplumu zehirlerken birileri koltuklarına kurulup keyif çattı.

Çoğu maalesef devletten de destek alan örgütlü ve kurumsal yapıların arkasında boy gösterdi. Sütre gerisinden çalıştılar. “Akademisyenim, hukukçuyum, doktorum, aydınım” diye karşımıza çıktılar. Kendi işleri dışında her konuda söz sahibi oldular. Topluma faydadan ziyade korkunç zararlar verdiler.

“Özgürlük ve demokrasi” teraneleri sayıklayıp gazetelere tam sayfa ilan veren kimi aydın geçinenlerin, nice sonra hangi hainlerle iş tuttuklarını hep birlikte gördük. Kimlerin kimin yanında saf tuttuğunu, kimin nerelerden beslendiğini çözmek hiç zor olmadı.

Bugün; belli ideolojilerden başka hiç kimseyi içlerinde barındırmayan, kapı açmayan, inanç ve toplum değerleri ölçüsünde çalışmak isteyenlere yaşam hakkı tanımayan, devlet adına iş yapıyor görünen aydıncık sürülerinin son tortuları temizleniyor. Koltukları altlarından çekiliyor. Kıvranıp, ciyaklamaya başlamalarına hiç şaşırmıyoruz.

En son Afrin'e yönelik Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili "Savaş bir halk sağlığı sorunudur" başlıklı bildirinin ne anlama geldiğini anlamak için müneccim başı olmaya gerek yok.

Sırattan ince, kılıçtan keskin günlerden geçiyoruz. Vatanın ve milletin geleceği söz konusu… Boy boy yiğitlerimiz bu uğurda can alıp can veriyor.

Millet kenetlenmiş bir tarafta, bazıları yine Batı yakasında…

Milletten taraf olmak varken, hıyanet kılıcını bileyliyorlar.

Meselenin karanlık yüzünün anlaşılması adına Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in tarihe geçen şu tespitini hatırlatmakta fayda var;

Aliyev, bırakın devletinin milletinin karşısında olmayı “Ben tüm bunların dışındayım, ben tarafsızım” diyen sözde aydınları tükürüğe boğuyor ve; ‘’Biliyor musun ben düşmanı lanetlerim. Ama sıra tarafsıza gelince onlar tükürülmeye layıktır. Böylesi bir durumda, yani halkın ayakta kalma savaşı verdiği bir anda acaba birilerinin gerçekte tarafsız olma hakları var mı? Bugün niteliği her ne olursa olsun -ki faziletli bir halktır bu-, olayın dışında kalma mazeretine sığınıp da halkın yanında olmamak, gerçekten ihanete denk bir durumdur.” diyor.

Hal böyle iken bizdeki aydın maskeli karanlıklara ne demek lazım;

Aydın, aydınlık olmayı gerektirir. Karanlık mahfillere göz kırpmayı değil. Kimse boşuna “Türk’ten Türkiye’den rahatsızlar onun için bunlar oluyor” yalanına sarılmaya kalkmasın. Türk’ten ve Türkiye’nin yaşamasından rahatsız olan işbirlikçileri bu millet karşıdan tanıyor. Bu milleti temsile ve aydın olmaya talip olanlar eylem ve söylemleriyle ‘Türk’ü ve ‘Türkiye’yi hak etmeye baksın yeter!

 

Osman Ateşli - Haber7

E-posta: Osman.atesli@haber7.com

Twitter: @oatesli

Yorumlar1

  • Ali 6 ay önce Şikayet Et
    Tam "Besle kargayı oysun gözünü" deyişinin tezahürü . Üye aidatı ve devlet yardımı ile yıllarca beslemek zorunda kaldığımız hainlere çok çok geç verilen bir cevap yine de zararın neresinden dönersen kardır
    Cevapla Toplam 4 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat