Sokağa Çıkma Yasağı ve Seçimin Ertelenmesi

  • GİRİŞ13.09.2015 12:14
  • GÜNCELLEME14.09.2015 08:53

1- Sokağa Çıkma Yasağı

Bu yasağın yasal dayanağının olmadığı, olsa bile Anayasaya ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne aykırılığının gündeme geleceği ileri sürülmektedir.

Belirtmeliyiz ki, “hukuk devleti” ilkesi bağlı toplumlarda esas olan kişi hak ve hürriyetlerinin korunmasıdır. Ancak bu koruma, bireylerin diledikleri şekilde hareket edebilip hukuk kurallarını ihlal etmek suretiyle başkalarının yaşam alanları ihlal edip, kamu düzenini, huzurunu ve barışını bozabilecekleri anlamına gelmez. Kaide; “haklar dengesi” çerçevesinde kişi hak ve hürriyetlerinin korunup herkes tarafından kullanılabilirliğini sağlamak, bunun içinde uygun ortamın hazırlanması, yani kamu düzeninin, huzurunun ve barışının gözetilmesidir. Bu nedenle; olağan hukuk düzenin de bir yerde veya bölgede tabii afet olması, salgın hastalık baş göstermesi, cebir-şiddete bağlı eylemlerin yaygınlaşması ve kamu düzeninin bozulması hallerinde, sırf kamu otoritesinin gücünü ve baskısını artırmak için değil, o yer ve bölgede yaşayan insanların can ve mal güvenliklerini korumak ve kamu düzenini yeniden tesis etmek amacıyla bazı tedbirler alınabilir. “Olağanüstü hukuk düzeni” olarak adlandırılan; olağanüstü hal, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş durumunun ise kendine özgü kanun ve kuralları vardır ki, bunların çerçevesi Anayasa m.119 ila 122’de çizilmiştir.

Kişi hak ve hürriyetlerine kısıtlama getirecek tedbirler; geçici, insani olmak, hukuki ve fiili meşru dayanakları taşımak zorundadırlar.     

Sokağa çıkma yasağı kanunda tanımlanmışsa, Anayasa m.23 ve İHAS 4. Ek protokol m.2 uyarınca hukuka uygun sayılacaktır. Yasağın keyfi, yani kanuna aykırı kullanılması halinde ise, kanuna aykırılığı tartışılacaktır.

“Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlıklı Anayasa m.19/1-2’ye göre;

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz”.

“Yerleşme ve seyahat hürriyeti” başlıklı Anayasa m.23’e göre;

“Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;

Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek,

Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.

Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hakim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.

Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz”.

“Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması” başlıklı Anayasa m.13’e göre;

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”.

“Özgürlük ve güvenlik hakkı” başlıklı İHAS m.5/1’e göre;

“1. Herkes, özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;

b) Kişinin, bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara uymaması sebebiyle veya yasanın öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;

c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;

d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yasaya uygun olarak tutulması;

e) Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek amacıyla, hastalığı yayabilecek kişilerin, akıl hastalarının, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılarının veya serserilerin yasaya uygun olarak tutulması;

f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;”.

 

İHAS 4. Ek Protokol’ün “Serbest dolaşma özgürlüğü” başlıklı 2. maddesine göre;

“1. Bir devletin ülkesi içinde usulüne uygun olarak bulunan herkes, orada serbestçe dolaşma ve ikametgahını seçebilme hakkına sahiptir.

2. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeyi terk etmekte serbesttir.

3. Bu haklar, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlık ve ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler olarak ve yasayla öngörülmüş sınırlamalara tabi tutulabilir.

4. Bu maddenin 1. fıkrasında sayılan haklar, belli yerlerde, yasayla koyulmuş ve demokratik bir toplumda kamu yararının gerektirdiği sınırlamalara tabi tutulabilir”.

Bu kurallara uygun hareket edilmesi kaydıyla, bireyin bulunduğu yerden ayrılması veya sokağa çıkması veya bir yerden başka yere seyahat etmesi veya bir yere giriş ve çıkışı ile geçici süre ile engellenebilir. Ceza niteliği taşımayan, tedbir amaçlı olarak uygulanan bu tür kısıtlamaların olağan hukuk düzeninde tatbik edilemeyeceği, bu tedbirlere sadece olağanüstü hallerde başvurulabileceği ileri sürülemez. Çünkü yukarıda yer verdiğimiz üst normlar, hem olağan ve hem de olağanüstü hukuk düzenleri dikkate almak suretiyle öngörülmüşlerdir.

Demokratik hukuk toplumlarında birey için asıl mesele; korkutulmaması, devletten korkmaması, başına bir kötülük getirileceği endişesi ile yaşamaması, buna uygun koşulları taşıyan yaşam alanlarına sahip olması, kanunlarda öngörülen kısıtlamaların bu maksatla yapıldığına inanmasıdır.  

Bu açıklamalar çerçevesinde aşağıda, önce sokağa çıkma yasağı ile bir yere girip çıkmanın engellenip engellenemeyeceğini, ardından da seçimi ertelemenin mümkün olup olmayacağını ortaya koyacağız. Bir başka ifadeyle, şimdi uygulanan sokağa çıkma yasağının yasal dayanağı var mıdır yok mudur?

Sokağa çıkma yasağının uygulanmasında yasal dayanak olarak esas alınan 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu m.11/C’ye göre; “İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır. Bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymayanlar hakkında 66. madde hükmü uygulanır.”

Maddenin lafzı incelendiğinde; kişi dokunulmazlığının korunması, emniyetin ve kamu esenliğinin sağlanması için, valiye gerekli gördüğünde sokağa çıkma yasağı tedbiri uygulama yetkisi tanındığına dair hüküm bulunmamaktadır. Huzur ve güvenliğin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve yükümlülüklerinden olduğundan bahisle, valinin sokağa çıkma yasağı koyabileceğini kabul etmenin mümkün olmadığı ileri sürülebilir. Çünkü Anayasa m.13’e göre kişi hak ve hürriyetlerinin sınırlandırılması, ancak Anayasada gösterilen özel sebeplere bağlı olarak ve kanunla düzenlenebilir. Kanunda sınırlama ile ilgili net hüküm olmadığı takdirde, kişi hak ve hürriyetlerine kısıtlama getirilemez.

Sokağa çıkma yasağı; kişi hak ve hürriyetlerini önemli ölçüde sınırlayan tedbirlerden olup, bu yasağın uygulanmasında yasal dayanak teşkil eden kanun maddesinin, kuşkuya yer vermeyecek açıklık ve netlikte düzenlenmesi şarttır. Kanunun geniş yorumlanmasıyla, valinin yetki sınırlarını genişletmek, normlar hiyerarşisinde tepesinde yer alan Anayasaya ve İHAS’a aykırılığı gündeme getirecektir.

Anayasanın 13. maddesinin ilk cümlesine göre; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir”.

Bireyin hak ve özgürlüklerini sınırlandıran bir tedbirin; ancak Anayasa m.13’de belirtilen koşullarda gerçekleşmesine bağlı olarak uygulanması mümkündür.

Bir bölgede kamu güvenliği ve esenliğinin sağlanması, kişilerin yerleşme ve seyahat özgürlüğünün sınırlanmasıyla, yani sokağa çıkma yasağıyla sağlanacaksa, bunun yine Anayasada gösterilen sebeplerden dolayı ve kanunla sınırlanması gerekir.

Yukarıda yer alan sebeplerle; sokağa çıkma yasağının tedbirinin yasal dayanağı mevcut hali ile 5442 sayılı Kanunun 11. maddesi olmamalıdır. İl İdaresi Kanunu’nun 66.maddesinde, vali tarafından kamu düzenini sağlamak amacıyla alınan tedbirlere uymayanlar hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı ifade edilmiştir. Yasal dayanaktan yoksun bir tedbire muhalefet edenler hakkında ceza uygulanması hukuka aykırı olacaktır.

5442 sayılı Kanunun 11. maddesinde; valilerin hukuki durumları, görev ve yetkileri düzenlenmiştir. Maddede valinin; il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiri olduğu, suçun işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gerekli tedbirleri almakla görevli kılınıp yetkilendirildiği, bu kapsamda Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerine vereceği emirlerin derhal yerine getirileceği, memleketin sınır ve kıyı emniyetini, il sınırlarında huzur ve güvenliği, kişi dokunulmazlığını, emniyeti, kamu esenliğini gözeteceği, önleyici kolluk yetkisine sahip olduğu, bunları sağlamak için gerekli karar ve tedbirleri alacağı, bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymayanlar hakkında 5442 sayılı Kanunun 66. maddesinde gösterilen cezaların tatbik edileceği belirtilmiştir.

11. maddede; açık suç hükmüne yer verilmiş ve suçun ne olduğu belirtilmeden, valinin hukuka uygun olması kaydıyla ilan ettiği karar ve tedbirlere uymayanlar hakkında 66. maddede gösterilen idari ve adli yaptırımların uygulanacağının ifade edildiği görülmektedir.

Valinin sokağa çıkma yasağı veya il veya ilçeye giriş ve çıkışları yasaklama yetkisine sahip olup olmadığı konusunda iki görüş ileri sürülebilir:

Birinci görüşe göre; 5442 sayılı Kanunun 11/C maddesi hükmü ile bu hükmün devamında yer alan, “Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır. Bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymayanlar hakkında 66. madde hükmü uygulanır.”  kuralı nettir ve vali, tartışmasız şekilde şartların zorunlu kıldığı durumlarda il veya ilçede sokağa çıkma yasağı ilan edebileceği gibi, il veya ilçeye girişi veya çıkışı sınırlayabilir, kontrole bağlayabilir, hatta yasaklayabilir. Elbette bu yasak; keyfi, sınırsız ve süresiz olmayacağı gibi, kamu yararı ile birey yararı arasında kurulması gereken “denge” ölçütünde “üstün hak” teorisine uygun şekilde gereklilik de taşımalıdır. Bu noktada, 5442 sayılı Kanunun 11. maddesinde ayrıca ve net bir şekilde “sokağa çıkma yasağı” veya “il veya ilçeye giriş ve çıkış yasağı” ibarelerinden bahsedilmesine gerek bulunmamaktadır. Bu düşünce, 5442 sayılı Kanunun 11. maddesi ile valiye tanınan geniş yetkilerden dolayı valinin sokağa çıkma, il veya ilçeye giriş ve çıkışları yasaklama yetkisine sahip olduğunu savunmaktadır. Çünkü 11. maddede valinin; il sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa ilişkin emniyetin, kamu eseninin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi ile ödevli ve görevli olduğu öngörüldükten sonra, bunları sağlamak için valinin gereken karar ve tedbirleri almakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, sokağa çıkma yasağı, il veya ilçeye giriş ve çıkışların durdurulması veya kısıtlanması tedbirlerinin ayrıca 5442 sayılı Kanunda düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır. Bu sonuca zaten 5442 sayılı Kanunun 11. maddesinden ulaşılmaktadır.

İkinci görüşe göre; Anayasanın 13, 23 ve İHAS 4. Ek Protokol m.2’ye göre valinin sokağa çıkma yasağı ilan etmesi, il veya ilçeye giriş ve çıkışları yasaklaması veya kısıtlaması mümkün olmakla birlikte, bunun için Anayasa m.2, 6, 11, 13, 23 ve İHAS 4. Ek Protokol m.2’nin çizdiği çerçeveye uygun şekilde çıkarılan net bir kanun hükmüne ihtiyaç vardır. Bunun dışında, sınırlama öngören kanun hükmü olmadıkça hiç kimsenin hak veya hürriyeti kısıtlanamaz. Bu düşünceye göre; 5442 sayılı Kanunun 11. maddesi valiye ne derece geniş görev ve yetki verirse versin, açık hüküm olmadıkça valinin bireylerin yerleşme ve seyahat hürriyetini kısıtlayacak şekilde sokağa çıkma yasağı veya il ve ilçeye giriş çıkışları kısıtlama kararı verebilmesi mümkün değildir. Bu netlik olmadığı müddetçe, bir hukuk düzeninde valinin il sınırları içinde (ilçeler dahil) ve kaymakamın da ilçe sınırlarında dilediği şekilde bireylerin hak ve hürriyetlerine kısıtlama getirebileceği düşünülemez. Böyle bir düşünce, “hukuk devleti” ilkesine aykırı olur, keyfiliği ve “polis devleti” anlayışını ön plana çıkarır. Hangi üstün yarar ve haklı gerekçe ortaya koyulursa koyulsun, yazılı hukuk sisteminin geçerli olduğu ve “normlar hiyerarşisi” ilkesinin kabul edildiği bir hukuk düzeninde, Anayasa ile çizilen çerçeveye aykırı olarak kanunların yorumlanması veya kıyas tatbiki suretiyle birey aleyhine sonuç çıkaran karar ve tasarrufların hukuka uygunluğu savunulamaz. Bu hukuka uygunluğun sağlanması için yapılması gereken, yasal düzenleme ve bu düzenlemenin yasal çerçeveye ve amaca uygun tatbikidir. Olağanüstü hukuk düzeninde bile, yine yazılı hukuk sistemi kanun veya kanun hükmünde kararname arayacaktır.

Üst normlarla çerçeve çizilip “yetki” konusunda net tanımlamalar yapılmadan; yürütme organının ve idari makamların, hak ve hürriyetlerin korunmasının ve kamu düzeninin sağlanmasının gerekli kıldığı durumlarda bile dilediği yetkiyi kullanabilmesi veya yorum, kıyas gibi yöntemlerle kendisini yetkili görmesi, hukukiliğin ve hukukilik denetiminin bir kenara bırakılması kabul edilemez.

Kamu otoritesi “hukuk devleti” ilkesine bağlı kalarak kişi hak ve hürriyetlerini korumak, bunun için de kamu düzenini sağlamak zorundadır. Bunun için de yetki gerekir. Kamu otoritesi yetkisini, hukukun evrensel ilke ve esasları ışığında çıkarılan kanunlardan alır. Aynı zamanda bu usul; bireyi korur, öngörülebilirliği ve bilinirliği sağlar, keyfiliği önler. Kamu otoritesi; kimsenin, sahip olduğu hak ve hürriyetleri kötüye kullanarak başkalarına zarar vermesine ve kamu düzenini bozmasına izin veremez. Bu bir sistemdir, toplumsal yaşama biçimidir ve “devlet” kavramının varlık sebebidir.

Sorun, gerektiğinde kamu otoritesi tarafından sokağa çıkmanın veya bir yere giriş ve çıkışın sınırlandırılması veya yasaklanmasından ziyade hukuki dayanağın bulunup bulunmadığından kaynaklanmaktadır. Mesele bu kadar nettir. Yoksa bu yasakların, sırf kamu otoritesinin gücünü ve baskısının artırmak için koyulup koyulmadığı ilk konu değildir. Çünkü “hukuk devleti” ilkesi bu tür bir kabulle yasak koyulmasına zaten geçit vermez. Ancak toplumlarda bazı zamanlarda; yaygın ve sistematiklik kazanmaya aday kamu düzeninin bozulmasına yol açabilecek sorunlar ortaya çıkabilir ki bu durumda kamu otoritesinden, bunlara sesiz ve seyirci kalması, sorunların kendiliğinden çözülmesine kadar hareketsiz kalması beklenemez. Kamu kudreti kullanıcısı devletin topluma taahhüdü; herkesin hak ve hürriyetlerini korumak, can ve mal güvenliğini sağlamak için uygun yaşam alanlarını oluşturmak, yani kamu düzenini sağlamaktır.    

Yazının bu kısmında kısaca, olağanüstü hukuk düzeninde sokağa çıkma yasağının açık yasal dayanağa bağlı olarak düzenlendiğini ifade etmek isteriz. Sokağa çıkma yasağının hangi hallerde ve kim tarafından verileceği, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu ile 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nda gösterilmiştir. Bu hükümlere göre sokağa çıkma yasağının gündeme gelebilmesi için, önce olağanüstü halin veya sıkıyönetimin ilanı gerekir. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun “Şiddet hareketlerinde alınacak tedbirler” başlıklı 11. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; “Sokağa çıkmayı sınırlamak veya yasaklamak” ve (b) bendinde;”Belli yerlerde veya belli saatlerde kişilerin dolaşmalarını ve toplanmalarını, araçların seyirlerini yasaklamak” ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun “Görev ve Yetki” başlıklı 3. maddesinin (l) bendinde; “Sokağa çıkmayı kayıtlamak ve yasaklamak ve gerektiğinde sivil savunma tedbirlerinin tümünü veya bir kısmını aldırmak” ve denilerek, sokağa çıkma yasağının hangi hallerde veya kim tarafından uygulanacağı gösterilmiştir.

Olağan hukuk düzeninde de kanun; sokağa çıkma yasağı tedbirinin koşullarını, sınırlarını, kim tarafından, ne kadar süre için ve nasıl tatbik edileceğini göstermelidir. Bu usul kimilerine göre; son derece dar, kamu otoritesini kısıtlayan, hareket kabiliyetini azaltan ve kamu düzeninin gerekli kıldığı zamanlarda çaresiz bırakan bir yazılı hukuk sistemi talihsizliği olarak nitelendirilebilir. Ancak sistem budur ve bu sistemi, normlar hiyerarşisinin tepesinde duran Anayasa koymuştur.

İstisnai durumlarda, örneğin yaygın şiddet hareketlerinin önüne geçilmesi ve bozulan kamu düzenin bölgede yeniden tesisi için bir araç olarak kullanılabilecek sokağa çıkma ve bir yere girip çıkma yasakları hakkında açık yasal düzenleme getirilmesinin yanında, bu yasakların getirilmesi suretiyle kamu düzeninin yeniden sağlanması hedeflenirken, bireyin yaşam hakkı, beden ve ruh sağlığı tehlikeye düşürülmemeli, “şahsi sorumluluk” ilkesi gözetilmeli ve kamu otoritesi bu yetkiyi intikamcı bir anlayışla hukuku gözardı edip kullanmamalıdır.

Sokağa çıkma yasağı; kamu düzeni ve güvenliğinin tehlikeye düştüğü veya terör olaylarının yoğun olduğu dönemlerde değil, kamu sağlığı yönünden de uygulamaya koyulabilmektedir. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu m.73’e göre; kolera, veba ve ruam hastalıklarının dışında başka hastalığı olanların, evlerinde tecrit edilmeleri mümkün olabilirken, kolera veba ve ruam gibi hastalıkları olan ve başkalarına bulaştırma durumları olanlar gerekli görüldüğü hallerde cebri tecride tabi tutulabilirler. Cebri tecrit, bu madde kapsamına girenlerin Hükümetçe tayin edilecek mahallerde ve her türlü temastan alıkoyulup, zabıta gözetiminde bulundurulması demektir.

Kamu güvenliğinin ve esenliğinin sağlanması amacıyla meskun mahal dışında bulunan bir yere girişin yasaklanması da İl İdaresi Kanunu m.11/C’ye göre mi yapılacaktır?  Her ne kadar sokağa çıkma yasağının amacı, o bölgede yaşayan insanların can ve mal güvenliklerinin korunması, terör eylemlerinin önlenmesi olsa da, meskun mahal dışında kalan yerlere girişin engellenmesinin dayanağı İl İdaresi Kanunu değildir. Bu Kanun, il ve ilçeler ile insanların yaşadığı yerlerde vali ve kaymakamın kullanacağı yetkileri düzenlemiştir.

Yerleşim yeri dışında kalan alanlarda teröre karşı uygulanacak giriş yasağının hukuki dayanağı, 2565 sayılı Kanunda bulunmaktadır.

2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu m.32/A’ya göre; “Terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar nedeniyle, meskun mahal dışında, can ve mal güvenliğinin korunması bakımından girilmesinde sakınca bulunan yerlerde operasyonun devam ettiği süreyle sınırlı olmak üzere; Genelkurmay Başkanlığı veya İçişleri Bakanlığının göstereceği lüzum üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile askeri veya özel güvenlik bölgesi ilan edilebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde vali kararı ile on beş güne kadar özel güvenlik bölgesi ilan edilebilir.

Bu suretle ilan edilen güvenlik bölgelerinin sınırları ile yasağın kapsamı, başlangıcı ve bitimi ilgili makamlar tarafından uygun araçlarla duyurulur. Bu bölgelere ilgili makamların izni olmadıkça girilemez”.

2- Olağanüstü hal veya Sıkıyönetim İlan Edildiğinde Milletvekili Seçimi Ertelenir mi?

“Olağanüstü hal” iki koşulda ilan edilebilir. İlki, Anayasanın 119. maddesinde yer alan “Tabii afet ve ağır ekonomik bunalım sebebiyle olağanüstü hal ilanı” ve ikincisi de, 120. maddede düzenlenen “Şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması sebepleriyle olağanüstü hal ilanı” başlıkları altında tanımlanmıştır. Olağanüstü hallerden birisi nedeniyle olağan hukuk düzeninden çıkılıp, sebep ve/veya gereklilik ortadan kalkıncaya kadar olağanüstü hukuk düzeninin tatbiki, yurdun bir veya birden faza bölgesi veya bütünü için gündeme gelebilir.

Anayasa m.120’ye göre; “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir”.

Anayasa m.122’de daha ağır bir olağanüstü hukuk düzeni halleri düzenlenmiştir. Bunlar; sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halidir.

Anayasa m.122/1’e göre; “Anayasanın tanıdığı hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelen ve olağanüstü hal ilanını gerektiren hallerden daha vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaşması veya savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması veya vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleriyle, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra, süresi altı ayı aşmamak üzere yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde sıkıyönetim ilan edebilir. Bu karar, derhal Resmi Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı halinde değilse hemen toplantıya çağırılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi gerekli gördüğü takdirde sıkıyönetim süresini kısaltabilir, uzatabilir veya sıkıyönetimi kaldırabilir”.

Anayasa, sekiz başlıkta toplayabileceğimiz olağanüstü hal sebebine yer vermiştir;

Tabii afet (olağanüstü hal),
Tehlikeli salgın hastalık (olağanüstü hal),
Ağır iktisadi bunalım (olağanüstü hal),
Anayasa ile kurulan düzeni ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketleri (olağanüstü hal),
Şiddet eylemleri sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması,
Olağanüstü hal ilanını gerekli kılan durumdan daha vahim şiddet hareketleri (sıkıyönetim),
Savaşı gerektirecek bir durumun ortaya çıkması, ayaklanma, kalkışma, ülkenin milleti ile bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması (sıkıyönetim),
Savaş hali (sıkıyönetim). Anayasa m.92/1’e göre, savaş hali ilanına Türkiye Büyük Millet Meclisi karar verir. Ancak m.92/2’ye göre, Meclisin tatilde veya ara vermede olduğu sırada Ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına karar verilmesinin kaçınılmaz olduğunda Cumhurbaşkanı da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılmasına karar verebilir.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin geriye bırakılması ve ara seçimleri” başlıklı Anayasa m.78/1-2’ye göre; “Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir.

 

Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir”.

Dört yılda bir yapılan milletvekili seçimi, yalnızca savaş sebebiyle ve bu sebep ortadan kalkıncaya kadar ertelenebilir. Bunun dışında, yukarıda saydığımız ve savaş hali dışında kalan nedenlerden dolayı demokratik hukuk toplumunun temeli ve temsili demokrasinin vazgeçilmezi olan milletvekili seçimlerinin ertelenmesi veya iptali mümkün değildir. Aksi halde, Anayasa m.119 ila 122’de öngörülen nedenleri aşan bir olağanüstü hukuk düzeni ile karşı karşıya kalınır ki; bu noktada demokratik hukuk sistemi, ya kaybetmiş olur veya kaybedilme tehlikesi ciddiyet kazanır.

2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu m.6/3-4’e göre; “Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir.

 

Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir”.    

Devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı çatışmaya savaş denir. “Savaş” kavramı; harp, cenk ve cidal olarak da bilinir. Bu halin varlığı için, Anayasa m.92’nin tatbiki gerekir. Bu madde tatbik edilemeden Türkiye Cumhuriyeti bir başka devletin saldırısına uğrarsa, kanaatimizce savaş hali kendiliğinden devreye girer. Anayasa, “iç savaş” kavramını düzenlememiş, bunun yerine “ayaklanma”, “vatana veya Cumhuriyete karşı kuvvetli veya eylemli bir kalkışma”, “Ülkenin Milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı girişilen yaygın şiddet hareketleri” kavramlarını kullanmıştır. Bu haller, gerek Anayasa m.78’de ve gerekse 2839 sayılı Kanunun 6. maddesinde bir seçim erteleme hali olarak kabul edilmemiştir. Olağanüstü halleri düzenleyen Anayasa m.119 ila 122’de de, seçimlerin ertelenmesinden bahsedilmemiştir.

Mevcut durumda, milletvekili seçimlerinin 1 Kasım 2015 tarihinde yapılmasına mani olabilecek bir sebep bulunmamaktadır. Seçimi idare eden, gözeten ve koruyan Yüksek Seçim Kurulu ile kolluk kuvvetleri, tüm yurtta demokrasinin temel taşı olan seçimlerin dürüst, güvenilir ve vatandaş iradesinin sandığa, oradan da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yansıyacak şekilde yapılmasından sorumludurlar.

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat