Hem sahada, hem masada kazandık

....

  • GİRİŞ21.10.2019 11:19
  • GÜNCELLEME21.10.2019 11:19


İftihar edilesi bu neticelere, asır aşan zamanlardır hasretiz:
Kazançlara “zafer” demekten çekinmemeli. Bir parti, ittifak ve iktidar muvaffakiyeti olarak da telakki etmemeli. Yarın tarihler, günümüzdeki bir kaybı da zaferi de şu veya bu iktidarın hanesine değil; şu gün hepimizin birlikte sorumlu olduğumuz Türkiye’ye mâl edecektir. Bir vakitler cephelerde kaybederdik. Daha sonraları cephede kazanıp masada kaybeder olduk. Onlar, millî varlığımızdan çok şeyler koparıp götürdü.
Barış Pınarı Harekâtı’nın en kayda değer tarafı şudur; hem sahada yani cephede ve hem de masada kazandık. Böylece gelecek adına zorlu bir zirveyi aşmış oluyoruz. Bu sonuca varmak öncelikle devlet ve milletimizin kazancıdır. Netice itibarıyla asker de iktidar da milletin emrindedir. Fırat Kalkanı Harekâtı, ordumuzun, 15 Temmuz ihaneti sonrası “Çıraklık Dönemi Eseri”, Zeytin Dalı Harekâtı, “Kalfalık Dönemi Eseri”, Barış Pınarı Harekâtı’ysa “Ustalık Dönemi Eseri”dir.
Masaya gelince; onu “17 Ekim öncesi ve sonrası” diye ikiye ayırmak mümkündür. Bu tarihten önce Trump, Ankara’nın terör örgütüyle müzakereye oturması gibi abes bir teklifin ısrarcısı oldu. Teklif, kabul görmeyince Amerika’nın Başkan’dan sonraki en güçlü isimleri Ankara’ya gelmek zorunda kaldılar. Seçim çalışmaları olmasa belki Trump da gelirdi. Bu arada daha sonra ortaya çıkan bir olay da yaşanmış. Hey’et, Ankara’ya gelmeden evvel ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a terör örgütüyle masaya oturması için her türlü vasıf ve değer dışı bir “varakpâre/kâğıt parçası” yazmış. Nitekim o günlerde adı geçen örgütün çete başıyla da ona kafadan “generel” unvanı vererek bir telefon görüşmesi yapmıştı.
Başkan Yardımcısı Mike Pence riyasetindeki Amerikan hey’eti Ankara’ya gelirken bu mektup, onlar tarafından devlet ciddiyeti hiçe sayılarak medyaya sızdırıldı. Görüşmelere başlamadan evvel Türk tarafının hâlet-i rûhiyesini bozmak istemişlerdi. Ancak yaşayarak gördüler ki abesle iştigal etmişler.
Türkiye, 17 Ekim’de Ankara’da Türk ve ABD tarafları arasında yapılan toplamda 300 dakikalık görüşmeden istediğini alan ve dediğini yaptıran taraf olarak çıkmıştır.
Ankara ne diyordu?
-Güvenli Bölge tesis edilsin.
-PYD/YPG bu bölgen çekilsin.
-ABD’nin adı geçen örgüte verdiği silahlar toplansın.
-Terör örgütünün yaptığı tahkimatlar imha edilsin.
Güvenli Bölgeyi takriben biz, gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Amerikan tarafı da diğer şartların hepsine “peki” dedi ve bunların 120 saat içinde yapılmasını kabul etti.
Washington, niçin böyle davrandı?
Buna mecburdu.
Zira:
-Son derecede başarıyla giden Barış Pınarı Harekâtı’nda 30 bin tır dolusu Amerikan silahlarının TSK’nın eline geçmesinden kaygıya kapıldılar.
-Trump’ın Güvenli Bölge’nin güneyine çekilme kararını Kürtçü teröristler, “Amerika bizi sattı” diye propagandaya başlamışlardı. Beyaz Saray, üstüne bulaşacak olan bu “güvenilmez devlet” lekesinden kurtulmak istedi.
-Trump, harekâttan sonra birtakım müeyyideler getirdi. Bunların tatbiki, sadece Türkiye’ye değil, Sn. Erdoğan’ın hatırlattığı “azdan az gider, çoktan çok gider” deyimi gereği Amerika’ya da çok kayıplara yol açacaktı.
-Başkan, ikinci dönem için seçime giderken bu manzaradan zararlı çıkacağını biliyordu…
Bütün bu sebeplerle şartlarımızı kabul ettiler. Müzakere sonrası ilk açıklamayı, Mike Pence yaptı. Amerikan sefaretindeki o açıklamada sarf edilen “ateşkes” sözü tamamen asılsızdır. Böyle bir kelime veya cümle, Mutabakat Metni’nin ne Türkçe ve ne de İngilizce nüshasında mevcuttur. Nitekim akabinde açıklama yapan Dışişleri Bakanımız Mevlût Çavuşoğlu, “devlet, terör örgütüyle ateşkes yapmaz!” diyerek bu iddiayı külliyen reddetmiştir. Şimdi bazı muhalif kanatların uydurulan o hayalî söz üzerinden Cumhurbaşkanlığı Hükûmeti’ne yönelttikleri ithamlar mesnetsizdir. O kadar da değil, daha vahimi de var. Ankara’nın Amerika’nın baskısıyla terör örgütüyle müzakereye oturduğunu söyletenler de mevcut. Bu iddia, sahibini mahcup eder. İddianın asılsız olduğunu ispat için başka delil aramaya gerek yoktur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “120 saati 1 dakika geçerse harekâta kaldığı yerden devam ederiz!” sözü kâfi delil ve ispattır…
Yapılan bir moladır, ara vermedir, mütareke yani ateşkes değildir. Bir terör örgütünü müzakere veya ateşkes için muhatap almak ona meşruiyet kazandırmak olur. Devlet tecrübemiz, böyle bir gaflete müsaade etmez.
Kaldı ki ateşkes, harplerde olur. Çıraklık ve Ustalık Dönemlerindeki gibi Barış Pınarı Harekâtı da bir harp değil, emperyalizme hizmet edenleri cezalandırma faaliyetidir.

TÜRKİYE GAZETESİ

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat