Petrol varsa huzur yok!

.

  • GİRİŞ28.10.2019 11:11
  • GÜNCELLEME28.10.2019 11:13


"Petrol varsa huzur yok!" derken "aman petrolümüz olmasın, ondan uzak duralım!" demek istemiyoruz. Maksadımız, fiilî, tarihî ve sosyolojik bir gerçeğe işaret etmektir.
Merhum Turgut Özal, Türkiye’nin önünde yeni ufuklar açan insandır. Bir keresinde şöyle demişti: “İyi ki petrolümüz yok, aksi hâlde petrolü olan milletler gibi biz de tembel olurduk!”
Bu söze iştirak edilir veya edilmez ama farklılığı inkâr edilemez.  Nitekim tarihî seyir ve sosyolojik vakıa bu sözü doğrulamakta. Merhum Cumhurbaşkanı, bu fikrini paylaşırken herhâlde her petrole sahip olan memleketi kastetmiyordu. Onun kastı daha ziyade Orta Doğu coğrafyası olmalı.
Bir başka ifadeyle biz, bugün G 20’ler denilen dünyanın en gelişmiş 20 ekonomik gücü arasında 16-17. sıralardaysak bunda, petrolden mahrumluğun sevk ettiği yeni imkânlar arama mecburiyetinin büyük payı vardır. İnşaat, tekstil, turizm, sağlık, savunma sanayii… gibi sektörlerde kalkınmış ülkelerle yarışır seviyeye yükselmemiz mirasyedi olmamamızdan ileri gelmektedir. Bugün bir devlet, hem petrole sahip ve hem de geri kalmışsa felaketle baş başa demektir. Böyle devletler ya Suriye ve Irak örneklerinde  olduğu gibi birkaç sömürgeci devlet tarafından paylaşılmakta veya Suudi Arabistan ve körfez örneklerinde  olduğu gibi vesayet altına alınmakta, yahut İran’da olduğu gibi direnen düşman olarak hedefe oturtulmaktadır. Venezuela da İran benzeridir.
Suriye’ye bu zaviyeden de bakılması gerekir. Suriye’de yaşanan son olaylar çok tazedir. Bu sebeple tafsilatlı hatırlatmaya ihtiyaç yok. Bir cümleyle söylemek gerekirse vaziyet şudur: ABD ve Rusya, Türkiye ile mutabakat yaptılar. Buna göre terör devleti projesi çökmüştür.
ABD, Fırat’ın doğusunda, Rusya, batısında YPG’nin Türkiye sınırından 30 küsur km derinliğe gerilemesinin teminatını Ankara’ya vermişlerdir. Denilen odur ki adı geçen terör örgütü, bu mutabakatlardan hemen sonra da  Türkiye hududundan uzaklaşmaya başlamıştır. Ne var ki gelişmeler bu haberi tamamıyla doğrulamıyor. Taciz saldırıları yüzünden şehid bile veriyoruz.
Bölgedeki manzaraya bakıldığında niyet itibarıyla devletler, örgütler, yapılar, hesaplar ve oyunlar farklıdır. Suriye’de dikkate alınır üç devlet, ABD, Rusya ve İran vardır. Birçok olmakla birlikte esas  terör  örgütleri, PYD/YPG ve DEAŞ’tır.  Ayrıca ana dokuyu teşkil eden aşiretler mevcuttur. Bizatihi rejimin kendisi yüzde 10’luk Nusayrî azınlıktır. Bu azınlık tam 50 senedir çoğunluğun burnundan getirmektedir. Onun içindir ki “Arap Baharı” bir ümit olarak görülmüştü. Rusya, ABD’nin Körfez harekâtı ve ‘Arap Baharı’ndaki vahim hataları sebebiyle dört yüz yıllık rüyasına kavuşarak Suriye merkezli olarak Orta Doğu ve sıcak denizlerin kapısı Akdeniz’e inmiştir. Washington, SSCB süper gücünün dünde kaldığını düşünürken Rusya Federasyonu ismiyle dönüş yapıp bu bölgede yeniden karşısına çıkmasının şaşkınlığıyla YPG adlı kendi terör örgütünü üretmiştir. PKK, SSCB ideolojisindeyken onun içinden çıkan YPG, USA güdümündedir. Amerikan derin devleti, bu örgütü bölgede ABD ve İsrail menfaatlerinin taşeronu olarak tutmaktadır. Sınırlarımızı terk ettiği haber verilen  örgütün en kötü gününde ABD Başkanı Donald Trump’ın reklamıyla onun çete başını bütün dünya tanıdı. Trump, kırmızı bültenle aranan bir teröriste general demekte, Washington’a davet etmektedir. YPG’nin kıyafetlerinin de silahlarının da PKK’dan çok farklı olduğu ortadadır. Washington o kişiye bu alakayı gösterince Moskova da aynı alakayı göstermektedir. DEAŞ’ın son kullanma tarihi de kendisi de tükenme noktasına varmıştır. Şimdi sadece bir bahane ve haklılık sebebi olarak kullanılmaktadır.
Kürtleri iki kalemde mütalaa etmek icap eder. İlki bölgenin yerli ve millî unsuru muhafazakâr Kürtler, diğeri de emperyalist güçlerin emrindeki ateist Kürtler… Aşiretler, Türkiye’nin dostudur. Terör örgütleriyle mücadelede Ankara’nın yanındadır. İran, Basra-İskenderun-Aden Körfezleri arasında Şia nüfuz alanı oluşturma çabasında. Siyon-Şia ihtilafı bunun neticesidir. Nusayri azınlığın teşkil ettiği rejim azınlığının yeni Suriye anayasası yazıldıktan sonra nasıl bir seyir takip edeceği, o anayasanın ne kadar hukuki bir metin olacağına bağlıdır. 
Petrol, bu bölgede 150 sene evvel keşfedildi, petrol savaşları da  120 sene evvel başladı.   
O gün başlayan Dünya Harbi bugün azmış şekilde devam etmektedir. Petrol savaşlarıysa hız kazanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndaki “bir damla kan bir damla petrol!” zalim anlayışı devam etmektedir.
Yeni Suriye Anayasasının kısa sürede yazılmasını, hakikaten anayasa olmasını, ardından hukuk teminatıyla bir seçim yapılmasını temenni ederiz. Böyle olursa Şam’da belki Türkiye dostu bir idare işbaşına gelebilir. Bu, ne kadar olur veya müsaade ederler mi meçhul.
Ankara’nın mevcut teyakkuz hâlini devam ettirmesi şarttır.
Ankara’da siyaset yapanların da şunu anlaması şarttır:
Bütün bunlar, bugünün meseleleri değildir. Dünden tevarüs etmiştir, yarın da var olacaktır. 
İktidarların yanlış ve doğruları olabilir. Fakat; terör, Suriye, Akdeniz, Onikiada, Kıbrıs,  Filistin, Petrol, Orta Doğu, emperyalizmle mücadele ve Vahşi Batı bir iktidar meselesi  değildir.
Devletle hükûmet eden iktidarlar farklıdır.

Türkiye Gazetesi

 

 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat