"Kuga'yla Trabzon Yaylaları'nda"

Hani şöyle yaygın bir kanı vardır. “Bir insanı en iyi yolculukta ve alışverişte tanırsın” diye. İşte Ford Kuga ile böyle bir tecrübe yaşadım. Otomobili kişileştirdiğimizde böyle demek mümkün.

  • GİRİŞ09.08.2010 14:37
  • GÜNCELLEME09.08.2010 14:37

 

Bu yazı bir Karadeniz gezisinin özetidir

Bu yazımda Kuga’yı gerçek manada tanımaya çalışırken, sizleri küçük bir seyahate de çıkaracağım.

Bir gezi yazısı niteliğinde, bazı yerler hakkında bilgi vereceğim. Otomobilin olumlu ya da olumsuz taraflarını yazarken, yeşilin ve mis gibi temiz havanın kıymetini bilmeyenleri de biraz eleştireceğim.

Ford Kuga’nın, 2008 de başladığı Türkiye macerası diğer bazı rakiplerine kıyasla fazla heyecanlı olmadı. Ki, çoğu rakibine göre daha iddialı bir otomobil olmasına rağmen. Bunun nedeni tanıtım eksikliği, yapılan kampanyaların yetersizliği ya da rekabet edecek düzeye çıkarılamaması olabilir. Bunu tartışmayacağım.

Bir otomobili tanımanın ilk şartı

Şehir içinde kullandığınız otomobilin gerçek performansını görmek için, onunla uzun bir seyahate çıkmalı, eğer bu bir 4x4 ise de kesinlikle onu arazide kullanmalısınız. Aksi taktirde otomobilinizi gerçek manada tanıdığınız söylenemez.

Kuga’yı daha önce İstanbul içinde kullanmış olmama rağmen, onunla gerçek manada tanışmam bu yolculuk esnasında gerçekleşti. Şehir içi izlenimlerimi merak edenler “29 Ekim 2008” tarihli yazıma göz atabilir.

Kuga, kaputunun altında 2.0 litre hacminde 140 beygir bir motor barındırıyor. Bu güçlü dizel (TDCi) motor 2750 devirde 320 Nm. tork üretiyor. Manuel şanzıman 6 ileri kademeden oluşuyor. Aracın yüksüz ağırlığı 1500 kg. Aslında önden çekişli olan sistem torkun aşırı zorlanması halinde tahrik gücünü eşit oranda ön ve arka tekerleklere dağıtıyor.

Rotamız Trabzon

Kullandığım aracın kat ettiği toplam mesafe 51 bin km. civarında ve model yılı 2008.

Rotamız Trabzon’un Araklı İlçesi sınırları içerisindeki “Pazarcık Yaylası.” Burası ilçeden 42 km. uzaklıkta yaklaşık 1500 metre rakımlı bir bölge. 1991 yılında bakanlar kurulu kararıyla turizm merkezi ilan edilmiş.

TEM Otoyolu ve Bolu Tüneli’ni geçip Samsun yol ayrımına gelene kadar yol kusursuzdu. Burada Kuga’nın stabil yol tutuşuna ve altıncı vites performansına şahit oldum. Üstelik motor sesi ve asfalt gürültüsü iç mekâna, konforumuzu bozmayacak kadar az yansımakta. Bu keyif verici duyguyla yolculuk devam etti.

Bitmeyen yol çalışmaları

Hatırladığım kadarıyla Çorum Sungurlu’dan, Samsun merkeze kadar süren yol çalışması giderek keyfimizi kaçırdı. Yer yer çift şeride indirilen geliş-gidiş yollarda ortalama hızımız saatte 80 km.nin üzerine çıkmadı. Burada aracın sık vites değiştirilmesi durumunda bile çekiş yeteneğini kaybetmediğini, aracın devrini hızlı bir şekilde toparladığını gördüm. Ayrıca yolun bozuk kısımlarında araç, darbeyi orta sertlikteki yayları sayesinde rahatlıkla emiyor ve fazla bir sarsıntı oluşturmuyor.

Yolculuğun başında gideceğimiz rotayı sisteme giremedik. Bunun nedeni Kuga’da maalesef bir navigasyon (yol haritası) ekranı bulunmayışı. Ayrıca kalan yol durumunu da, yol bilgisayarı bu bilgiyi verebilecek bir donanıma sahip olmadığı için yolumuz üzerindeki levhalardan öğrenebildik.

İlk durak Samsun

Bandırma Vapuru’nda tarihe tanıklık

Yaklaşık 800 km. yol kat ederek, cumartesi sabah saatlerinde Samsun’a vardık. Yakıt deposunu ikinci kez doldurmak üzere aracı bir istasyona çektik. Kahvaltımızı yaptık ve Samsun merkeze doğru yola koyulduk.

Atatürk 1919’da, Libya ve Çanakkale deki başarılarıyla adından söz ettiren bir Osmanlı generali iken, milli mücadeleyi başlatmak üzere bir gemi ile Samsun’a gelmişti. Bu gemin adıysa “Bandırma Vapuru” olarak kayıtlara geçer.

O gemin birebir aynısı yeniden inşa edilerek bugün bir bandırma gemisi müzesine dönüştürülmüş. Gemi bugün Samsun sahilinde sergileniyor.

Şehir merkezindeki büyük göbeği geçer geçmez “Bandırma Vapuru” levhasını görünce meraklandık ve kısa bir mola vererek tarihe tanıklık ettik.

Nusret Mayın Gemisi’nin döşediği mayınlar burada

Gemin bulunduğu sahilde, Çanakkale’de Nusret Mayın Gemisi’nin döşemiş olduğu Amerikan ve Japon yapımı devasa deniz mayınları ve yine kurtuluş savaşında birçok cephede kullanılmış Amerikan ve Rus yapımı 100 mm.lik çekili obüsler ve denizaltı roketleri sergilenmekte. Bunları tarihleri, özellikleri ve kullanıldığı savaşların isimleriyle görmek, onlara dokunmak, insanı sanki yüz yıl öncesine götürüyor ve yaşanan o trajediye tanıklık etmesini sağlıyor.

Bandırma Vapuruysa orta büyüklükte bir gemi. Güverte üzerindeki yelkenlerin altında kaptan köşkü ve misafir odası bulunuyor. Bir de toplantı odası var. Burada M. Kemal ve silah arkadaşlarının balmumu heykelleri bir toplantı mizanseniyle sergilenmiş. Burası geminin en heyecan veren kısmı. Ayrıca güvertede gözetleyici, temizlikçi, çıpacı ve gemi kaptanının balmumu heykelleri bulunuyor.

Merdivenlerden zemine inildiğinde karşımıza çıkan geniş salonda, Atatürk’ün özel silahları, meclis başkanı iken giydiği frakı, özel günlerde giymeyi tercih ettiği takım elbisesi, padişahın Samsun’daki görevini onayladığını ve M. Kemal’in görevle ilgili malumatlarını gösteren yazışmalar ve Atatürk’ün çeşitli zamanlarda çekilmiş onlarca fotoğrafı sergileniyor.

Kurtuluş mücadelesinin bu simge şehrinden güzel hislerle uzaklaştık.

Türkiye’nin en uzun tüneli

Karadeniz sahil yolunun bitirilmesiyle, özellikle Ordu-Trabzon arasındaki dar ve virajlı yollar yerini uzun tünellere ve geniş bölünmüş yollara bıraktı. Hatta bir zamanlar Fatsa İlçesi sınırları içerisindeki tehlikeli ve keskin Bolaman Virajları’nın bulunduğu bölgede şimdi Türkiye’nin en uzun tüneli bulunuyor. ”Ordu Nefise Akçay Tüneli”

Bu tünelleri bir bir geçerek Giresun’a, ardından da Trabzon’a vardık. Güzel olan yemyeşil doğa, çirkin olansa, maalesef etrafa dağılan, rastgele ve hiçbir mimari kaygı gözetilmeden yapılmış beton binalar. Bu manzara karşısında her defasında üzülürüm.

Kuga’nın hız sabitleyici sistemi oldukça faydalı bir sürüş sağlıyor

Bu arada Ford Kuga’nın hız sabitleyici sistemini rahat ve ekonomik bir sürüş sağlaması bakımından tavsiye ederim. Hatta direksiyon üzerinden kilometre kontrolü sağlayan düğmeler sayesinde gaz ya da fren pedalını bile, çok zorunda kalmadıkça kullanmadım diyebilirim.

Kuga’da iç mekânı ferahlatan bir unsur da panoramik cam tavan. Aracı oldukça şık gösteriyor ve arkada oturan yolcular için yıldızların altında bir yolculuk imkânı sunuyor. Gündüz ise sizi güneşin yakıcı etkisinden fileli güneşlikler koruyor. Fakat ışığın etkisini daha fazla azaltacak bir perde sistemi gerektiğini vurgulamak isterim.

Fındık bahçelerinde yükselen boy boy binalar

Araklı, Trabzon’un 30 km. doğusunda yer alan şirin bir ilçe. Doğup büyüdüğüm yer. Geçim kaynağı fındık, çay ve hayvancılık. Çocukluğumda endüstri daha çok gelişmişti. Fındık, çay ve tuğla fabrikalarının yanı sıra cam fabrikası bile vardı. Bugün birçoğu çalışmıyor. Göçlerle birlikte nüfus daha da azaldı. Fındık ve çay ise eskisi gibi köylüyü heyecanlandırmıyor. Köylerde genç kalmamış.

Bizim köyümüzde (Yeşilce) eskiden beş bakkal vardı. Fındık sezonunda sayıları yedi ya da sekize çıkardı. Bugün sadece üç bakkal bulunuyor.

Fakat Araklı’da durum biraz daha farklı. Son yıllarda konut sayısında ciddi bir artış var. İlçe merkezine yakın fındık bahçelerinde şimdi kocaman binalar yükseliyor. Esnaf halinden memnun. İlçe merkezi oldukça hareketli. Yapımına devam edilen Bayburt-Araklı transit yolunun buradan geçmesiyle bu canlılık kuşkusuz daha da artacak. Bu yeterli mi, değil. Kültür alanları, turizme açık alanlar değerlendirilmeli. Bu yol Araklı için bir avantaj.

Şimdi Off-Road zamanı

Kuga ile araziye çıkma vakti geldi. Yolculuğun beni en fazla eğlendirecek kısmı bu.

Araklı ve Bayburt yaylalarından süzülüp gelen kar ve yağmur suları coşkun Karadere Vadisi’ni besliyor. Bu dere Araklı İlçesi sınırları içinden denize dökülüyor.

İşte yayla yolculuğumuz bu vadi üzerinde gerçekleşiyor.

İlk uğrak yerimiz Çatak Vadisi. Sadece derme çatma bir tesisin bulunduğu bu yer, sisli çam ormanları manzarası dışında şimdilik bir yol şantiyesine dönüşmüş durumda.

Yolun buraya kadarki yaklaşık 40 km.lik kısmı düzgün bir asfalttan oluşuyor. Eğim yüzde 30’a yakın. Yağmur suları yer yer asfaltı aşındırmış bu keskin virajlı yolda.

Kuga ile bu yolu da sorunsuz geçirdik. Virajlarda arkada oturanlar biraz sarsılsa da bunu yüksek araçlarda normal karşılamak gerekiyor.

Gayet istikrarlı bir yol tutuş sağlıyor araç. Orta sertlikteki yaylar ise buna katkı sunarken, iç mekânda fazla bir sarsıntı da oluşmuyor.

İlk şikâyet arka koltuklardan

Bu esnada tek şikâyet arka koltuklarda oturanlardan geldi. Ön koltukların arkasına yerleştirilen sert plastikten mamul kahvaltılıkların, dizlerini rahatsız ettiğini söylediler. Ayrıca omuz mesafesinin de yetersiz olduğunu, arka koltuk başlıklarının baş mesafesinden daha alçakta kaldığını ifade ettiler. Bunu daha önceki yazımda da belirtmiştim.

Ayrıca bu yolculuk esnasında bagajı oldukça fazla kullandık. Yüklü bagajların kullanımı açısından çift kapaklı bagaj hayli işe yarıyor.

Tilkibeli Şelalesi’ni geçerek Pazarcık’a ulaşıyoruz

Çatak Vadisi’nden 20 km. daha yukarıya tırmandığımızda yeni bir vadiye, Pazarcık Mevkii’ne ulaşıyoruz. Yol benzer şekilde ilerliyor. Burası Tilkibeli Şelalesi’nin bulunduğu bölge ile beraber turizm alanı ilan edilmiş. Yukarıda da belirtmiştik. Gezimizin ana durağı da burası. Fakat yola devam etmeyi, asfaltın bittiği daha bozuk yol şartlarında da Kuga’yı denemeyi düşünüyoruz.

Araklı-Bayburt yolundaki yoğun çalışmalar daha yukarıda devam ediyor. Henüz büyük şantiyelerin bulunduğu bölgeye gelmedik.

Kırmızı pullu alabalıklar burada yaşıyor

Karadere’nin sığlaşıp soğuduğu yüksek düzlüklerinde “kırmızı pullu alabalık” cinsinin yaşadığını duymuştum. Ki bu balık tam bir şifa kaynağıymış. Lezzetine ise diyecek yokmuş. En azından tutmayı denemek bile ayrı bir macera olacaktı. Bu yüzden olta ile birlikte gerekli takımları da yanıma almıştım.

Pazarcık, yaylacıların da uğrak yeri. Şehirden gelip yüksek yaylalara giden otobüsler mutlaka burada mola verir, yolcular buradaki et tesislerinde karnını doyurur, buz gibi kaynak suyundan içer, tertemiz havasını ciğerlerine çeker ve Karadere’nin hafif düzleştiği, çam ormanları arasında ki bu eşsiz vadiye veda ederdi. Biz de öyle yaptık.

Pazarcık, acilen gerçek bir turizm bölgesine dönüştürülmeli

Pazarcık, birkaç yeni tesis dışında hala derme çatma barakaların hizmet vermeye çalıştığı bir gecekondu bölgesi görünümünde. Bu görüntüyü kesinlikle hak etmiyor. Hizmetse böylesine yoğun bir dönemde o kadar yetersiz ki anlatamam.

Buraya yazık edildiği kesin. Verilen hizmetin ve yenilen etin kalitesi ise hiç de bölgeye yakışmayacak seviyede. Dere yataklarıysa hunharca kirletilmiş. Kesilen hayvan pisliklerinin dere kenarlarına atıldığına şahit oldum. Bu olacak şey değil.

Belli ki bir kaç bilinçsiz insan burada hiç de iyi bir imaj ortaya koymuyor. Bölge ile ilgilenmesi gerekenler ise başka işlerle uğraşıyor.

İnsan böylesine doğa harikası bir yere gidip de bir gece kalmak ister. Tertemiz yayla havasıyla güne uyanmak herkesin hakkı. Fakat burada adamakıllı konaklayacak ne bir pansiyon ne de bir otel var. Daha önce bu maksatla yapılan bir bina mimari şartlara uygun yapılmadığı için yıkılmış. Şimdi yarı harabe duruyor. Bir kısmı mescit olarak kullanılıyor.

Kar kürtüğü ne demek?

Daha yukarılara, en az 2800 rakıma doğru yol alıyoruz. Şantiyeleri geçiyoruz. Yolda hummalı bir çalışma var. İş makineleri yoğun tempoda çalışıyor. Normal yol şartlarının çoktan dışına çıktık. Dağların arasında ve düz ovada yol alıyoruz. Çam ormanları aşağılarda kaldı. Kuzeye bakan yamaçlarda kıştan kalma kar kürtükleri (erimemiş kar yığınları. Yerel dilde böyle söyleniyor) yemyeşil dağların arasında harika bir görüntü oluşturuyor.

Kuga araziyi seviyor

Bozuk satıhta Kuga’nın tüm performansını ortaya koymaya çalışıyorum. Sanki doğal ortamını bulmuş gibi araç güzergâh üzerindeki bütün araçları geride bırakarak yoluna devam ediyor. En ufak bir şikâyet arz etmiyor. Yüklü olmasına rağmen çekiş mükemmel. Hızlı gitmeme rağmen yoldan çıkma eğilimi bile yok.

Dağ başında elektrik prizi

Tam bu sırada yine küçük bir fotoğraf molası veriyoruz. Eyvah! Fotoğraf makinemizin bataryası zayıflamış. Bu dağ başında elektriği nereden bulacağız derken Kuga’nın arka bölmesindeki elektrik prizi aklıma geliyor. Neyse ki bataryamızı şarj ederek yola devam ediyoruz. Bunun, bir arazi aracı için ne kadar elzem bir unsur olduğunu tecrübe ile öğreniyorum.

Denizden 2800 metre yükseklikteyiz

Eski hanlarıyla meşhur Salmangas geçidindeyiz. Burası denizden yaklaşık 2800 metre yükseklikteki Gümüşhane - Trabzon sınırı. Burada verdiğimiz molada yine soluklanıyoruz ve bu yükseklikten vadiye doğru nefes kesen manzarayı izliyoruz. Etrafta Karadeniz yaylaları ve bitki örtüsünün çeşitliliğine şahit oluyoruz.

Maranda çiçekleri arasında

Bu arada Kuga’nın Sony kalitesiyle birleşen ses sitemi, Volkan Konak’ın “Maranda” albümündeki şarkılarıyla eşsiz bir müzik şöleni sunuyor bize, sarı maranda çiçekleri arasında. Bu şarkıları Karadeniz yaylalarında dinlemek tabiki ayrı bir haz veriyor insana.

Akıllı Haldex 4X4 çekiş sistemi

Kuga’yı dağ yoluna doğru sürüyorum. Araçtaki “Akıllı Haldex 4X4” çekiş sisteminin torkun zorlanmasıyla devreye girmesi gerekiyor. Fakat motoru bunca zorlamama rağmen araç bir türlü dört çekere geçmiyor. Ya da geçse dahi çekişte zorlanıyor. Zira gösterge ekranında 4X4’e geçtiğine dair hiçbir uyarı görünmüyor. Bunu bir eksiklik olarak not ediyorum.

Erikli, Balahor gibi yaylalara ve bazı Bayburt-Gümüşhane köylerine de uğradıktan sonra, havanın kararmasıyla dönüş yoluna geçiyoruz.

Maden suyu değil, magnezyum kaynağı

Bu köylerdeki yoğun “arıcılık faaliyetlerini” bölge açısından bir gelişme olarak kaydederken, Balahor ve Tornavi denilen bölgelerdeki şifa kaynağı “doğal maden sularını” değerlendirmeyen bölge insanına da inanamıyorum. Özellikle Tornavi Yaylası’ndaki maden suyunun magnezyum ve demir oranı o kadar yüksek ki, marketten satın alıp içtiğiniz maden suyunu onun yanında saf su niyetine içebilirsiniz.

Son izlenimler

Bunca yolculuktan sonra Kuga bizi hiç yormadı. Deri koltuklar hem rahat hem de terletmiyor. Sadece, aracın arkası yüklü olmasına rağmen far yüksekliğinin yetersiz kalması, gece sürüşlerinde biraz gözümüzü yordu o kadar.

Ve başlangıçta da söylediğim gibi, bu tür araçlarda artık bir navigasyon (yol haritası) sistemine yer verilmiyor olması günümüz şartlarında kabul edilebilir değil.

Arka paspasların tam altına ustaca gizlenmiş saklama alanlarıysa, otomobili temizletirken son anda dikkatimi çekti. Bunu da not etmeden geçmemeliyim.

Hepsinden öte güzel bir geziydi. Daha birçok yeri gördük ve Ford Kuga ile yaklaşık 3.500 km. yol yaptık. Fakat ben size birkaç günlük seyahatten bahsettim. Hepsini anlatmaya kalksam tabiki uygun olmazdı.

Bu 12 günlük uzun seyahati bizlere sağlayan Ford Rallye Sport yetkililerine ve Mese İletişim Danışmanlık’a, yolculuk esnasında bana eşlik eden aileme ve bu uzun izlenimleri okuma zahmetinde bulunan değerli okuyucularıma teşekkür ederim.

Kuga şimdi kendini yeniledi. Hiç bir özelliğine dokunmadan, sadece bünyesine otomatik şanzımanlı “Powershift” sistemi ekledi.  Üzülerek söylüyorum ki yine bir navigasyon sistemine yer vermedi.

Zaten Ford Kuga’nın yeni reklam sloganı da “Bildiğiniz Kuga”

Başka bir yazıda görüşmek üzere,

Emniyet kemerleriniz bağlı, kısa farlarınız ve yolunuz daima açık olsun.

Salih ÖZDERYA - Haber 7 
sozderya@yahoo.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat