Annelerin acısı

...

  • GİRİŞ12.09.2019 11:08
  • GÜNCELLEME12.09.2019 11:08

“Acınızı paylaşıyorum”…Bu ifâdeyi duymuşsunuzdur. Ben de defâlarca duydum, ama hiçbir zaman inanmadım. Doğrusu, geleneksel hikmetin söylediği gibi “ ateş düştüğü yeri yakar” fikrine daha yakın olduğumu söyleyebilirim. Târifsiz acı çeken insanları gördüğüm zaman bütün yapabildiğim susmak ve eğer, konuşuyorsa onu dinlemektir.

Acı çeken elbette en basit günlük ihtiyaçlarını bile düşünemez durumdadır. Etrâfında olmak ve fazlaca göze batmadan yardımcı olmak yapılacak en doğru işlerden birisidir. Teselli kabilinden söylenenlere de pek îtibâr etmem. Tesellilerin kazâ riski yüksektir. Hâsılı acılar paylaşılmaz. Acı çekene ortak olunmaz.

Diyarbakır’da, çocuklarını PKK’ya kaptıran annelerin HDP Binâsı önündeki protestolarıyla alâkalı haberleri tâkip ederken aklımdan bunlar geçti. Başta anneler olmak üzere âile fertleriyle sınırlı bir protesto bu. Anlaşılıyor ki daha da büyüyecek ve her şekilde başarılı olacak. Annelerin yüz ifâdelerindeki acı ve kararlılık bunu gösteriyor.

Acı,bedeli ağır olsa da en inandırıcı insanlık durumudur. Çünkü acıyı çeken bütün rollerinden ,gösterişlerinden sıyrılır. Teatral durum sona erer. Çünkü dünyâ tiyatrosu ve onun üzerinde soyunduğumuz roller hep başkaları ; yâni seyircilere adanmıştır. Hayatlarımızın kısm-ı âzâmı, başkalarının gözündeki “ehemmiyet”, “değer”, “îtibâr”, “iktidâr”, her ne diyeceksek , algımızı sürdürmeye mâtuftur. Sıkça yapılan da, bu rolleri abartmak ve tanrısal ölçeklere taşımak gayretidir. Buna “insanlıktan çıkmak” da diyebiliriz. Çeşitli tarzları vardır bunun. Kimi başarıyla oynar, kimi de yüzüne gözüne bulaştırır. Şaşırtıcı olan, acıda bu oyunların iflâs ettiğini görmektir. Acı oyun bozandır.. Acı bizi soyar ve kendimiz kılar. Neysek oyuzdur artık. (Ayrı bir yazı konusudur; ama korkunun da böyle bir niteliği olduğunu düşünüyorum)..

Bunu bilen bâzı insanlar, sayıları bir hayli azdır, rollerini abartmadan; hattâ mümkünse onlarla arasına bir mesâfe koyarak yaşamayı seçerler. Yergiyi , ironiyi elden bırakmazlar. Bizi insanlıktan çıkarabilecek rolleri bile insânîleştirmeye çalışırlar. Hoş adamlardır bunlar…Onlara melâmî neş’esi , melâmî meşrebi yakıştırılır. Rollerin abartıldığı yerlerden kaçarlar. (Bunu tevâzu ile de karıştırmamak gerekir. Tevâzu da bir roldür. Tevâzu rolünden çok defâlar gizlenmiş kibir çıkar).

Acıya dönelim. Paylaşılmaz dedik. Acıyı toplumsallaştırmak ve siyâsallaştırmak bu sebeple her zaman sorunlu bir meseledir. Acı nihâi tahlilde bireyseldir. Ama toplu bir felâkette ,bireysel acılar ister istemez toplumsal bir kıvam kazanır. Birbirini hiç tanımayan,ama hepsi de aynı acıyı yaşayan kişiler biraraya gelir. Acı üzerinden tanışırlar. Acının bu şekilde toplumsallaşması ve paylaşılması anlaşılırdır. Onlar birbirlerinin acılarını tanır. Eğer teselli mekanizması işleyecekse onların arasında işler. Ama nedense, diğer toplumsal kesimler şu veyâ bu sâikle buraya dâhil olurlar. Bunun önüne geçmek çok defâlar da mümkün olmaz. Dışarıdan gelenler, acıyı paylaş(a)maz. Yaptıkları, en fazla acıyı çekenlere acımaktır. Bu yabancılığı bastırmak için , acılar etrâfında teatral durumlar veyâ âyinler örgütlenir. İşler çığrından çıkar…Toplumsal acıların siyâsallaştırılması ise dengesizlikleri had safhaya taşır. Burada acı çekenlerin acısına ortak olmak sadedinde büyük kepazelikler yaşanır.

Beyoğlu’nda seneler boyu süren Cumartesi Anneleri protestolarına defâlarca şâhit oldum. Evet, çocukları o zamanki devlet terörüne kurban gitmiş anneleri görebiliyorduk. Ama, sözüm ona ,onların acısına ortak olmak, onlara destek vermek gibi bahanelerle gelen militanlarla kuşatılmışlardı. Sessizlik kısa sürüyor, sloganlar havalarda uçuşuyor, ardından da polisin müdahalesi geliyordu. Militanların amacı, bu eylemi araçsallaştırmaktı. Senelerce anneleri kullandılar…

Diyarbakır’da çocuklarını isteyen annelere, “hainsiniz” diyen HDP’liler arasında bir zamanlar Cumartesi Anneleri eylemine katılmış birileri illâki vardır. Acılarını tabiî ki anlayamazlar, ama hiç değilse Cumartesi Anneleri ile Diyarbakır Anneleri arasındaki duygusal ortaklığı zihinlerinde kurabiliyorlar mı? İnsanlık değerleri konusunda mangalda kül bırakmayan HDP entelijensiyası ne âlemde? Ne düşünüyorlar acaba? Madalyonun öbür tarafına da bir bakalım: Bugün Diyarbakır Anneleri’nin eylemlerine övgüler düzenler , zamânında militan kuşatması altındaki Cumartesi Anneleri’ne sırt çevirdiklerini hatırlıyorlar mı? O günlerde bu kuşatmanın rantından bir pay da onlara mı düşüyordu? Suskunluk bâzen ne kadar yüce, bâzen de ne kadar aşağılık olabiliyor…

YENİ ŞAFAK GAZETESİ

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat