Kabul ediniz adamlarınız kaybetti!

Kabul ediniz adamlarınız kaybetti!

.

  • GİRİŞ12.10.2017 09:08
  • GÜNCELLEME12.10.2017 09:08

ABD’nin Türkiye’ye vize işlemlerini durdurmasına ve buna mütekabiliyet esasında verilen cevap hakkında ne düşünüyorsunuz? Evet, Türk devleti mütekabil bir devlettir; kendisine nasıl davranılıyorsa karşısındakine aynı şekilde davranacağını herkesin bilmesi gerekir.

ABD’nin bırakınız müttefikliği, milletler arası hukuka göre açıkça terör organizasyonu olarak ilan edilmiş Türkiye düşmanı bir terör örgütünü desteklemesi, ona sayısız miktarda silah mühimmat dâhil her türlü desteği vermesinden sonra şimdi de Türkiye ile ilgili bu ‘mantık dışı’ kararı alması, neyin nesidir dersiniz? Kore’de birlikte savaştıktan, o uzun Soğuk Savaşı dönemini aynı ittifak içinde yaşadıktan sonra, ABD’nin, Türkiye siyaseti neden değişmiştir dersiniz?

Nerede o eski zamanlar!

“Bu tür soruların cevabı Türk-ABD ilişkilerinin mahiyetindeki değişimde aranmalıdır. Hiç şüpheniz olmasın bu ilişkiler eski ‘bağımlılık karakterinde’ devam etseydi, ne vize sorunu yaşanırdı, ne de başka şeyler!”

Şurası açıktır ki Türkiye’nin Batı sistemiyle ilişkileri, Lozan sonrası giderek daha kötüleşmiş bir ‘bağımlılık ilişkisine’ dönüşmüştür. İkinci Savaş sonrası dönemde sistemin patronajına geçen ABD, başta NATO olmak üzere, ‘bağımlılığı sürdürülebilir’ düzeyde düzenleyen diğer kurumlar vasıtasıyla bu ilişkinin devam ettirilmesine özen göstermiştir; ne zamana bu ilişkilerin devamında sorun çıkmışsa her türlü müdahaleyi yapmakta asla tereddüt göstermemiştir. Türkiye’deki askeri darbelerin NATO karargâhıyla ilişkisi birçok defa ele alındığı için, hatırlatmak yeterlidir; tabiri caizse ‘cuntacı askerleri’ Türk devletinin demokrasi vasıtasıyla kontrolden çıkma ihtimaline karşı, hep yedekte tutmuştur ve gerekli olduğu zaman da devreye sokmuştur.

Yeni dünya

Türkiye’de ‘tarihsel iktidar bloku’ diye isimlendirdiğim, ‘asker-bürokrat-aydın-kapitalist’ unsurların ittifakına dayanan yapı, bu ilişkilerin ‘içerideki toplumsal aktörü’ durumundadır. Dikkat edilirse bu unsurlar politik, ekonomik, ideolojik alanları kontrol eden, bu yönde işlevler üreten aktörlerdir. Bir anlamda her alan tutulmuştur.

Küreselleşme sürecinin getirdiği sarsıcı yeniliklerden biri ‘dünya sisteminin’ merkezinde yer yer alan Batı’nın güç kaybetmeye başlaması ve Doğu’nun yükselişidir. Türkiye, bulunduğu coğrafya, sahip olduğu tarihsel birikim itibarıyla, bu süreçte önemli bir konumda olduğu gibi, bölgesel değişimin de merkezinde bulunmaktadır.

“Batı sistemi Türkiye’yi kaybederse bütün Ortadoğu’yu kaybedecektir ve bunu öngörmek zor değildir fakat Batı eski siyaset tarzıyla bunun önüne geçmek istemektedir ki, imkânsız olan da budur. Bunun imkânsız olmasının bir sebebi, eski bağımlılık ilişkilerinin tarihi zeminin kaybolması; diğer sebebi ise, eski politik yöntemlerin kullanışsız hale gelmiş bulunmasıdır. Türkiye’nin yaşadığı toplumsal değişimler, demokratik reformlar ve ekonomide yaşanan gelişmeler artık ‘Batı vesayetinde bir dış politika’ yaklaşımının şartlarını ortadan kaldırmış bulunmaktadır.”

Klasik darbelerle bu duruma müdahale edemeyen sistem, terör saldırıları ve FETÖ darbe girişimiyle de başarısız olmuştur. Kuzey Suriye’de PKK/PYD ile ABD’nin açık işbirliğine, Irak’ın bölünmesine dönük politikalara karşı Türkiye’nin bölgesel işbirliği ile verdiği ‘cevap’ ortadadır. Önce bir ‘Papaz’ın’ arkasından Büyükelçilikte çalışan casusun yakalanması, daha önceki istihbaratçı Enver Altaylı olayı vs. bunların hepsinin anlamı açıktır: Adamlarınız bu defa kaybetti, başarısız oldunuz, bunu kabul edelim ve iki ülke arasında ‘normalleşme’ siyasetine dönelim.

Akşam

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat

Sondakika Gelişmelerinden Haberdar Olun