Darbelerin defterini kapamak

.

  • GİRİŞ16.04.2018 09:17
  • GÜNCELLEME16.04.2018 09:17

28 Şubatçıların yargılanması ve Batı Çalışma Grubu denilen çetenin mahkum olması tarihte bir sayfanın kapanması demektir. Türkiye yaklaşık yüz yılı aşan demokratikleşme mücadelesinin önündeki en büyük engel, ordunun siyasete müdahale edecek bir konumda olmasıydı.

28 Şubat’ın Türkiye’nin darbeler tarihi içinde ayrı bir yeri vardır, çünkü bu müdahale doğrudan doğruya ‘dini’ veya dindar grupları hedef haline getiren bir girişim olduğu halde o zaman ‘cemaat’ diye nitelendirilen FETÖ örgütlenmesinin devlet içinde önünün açıldığı bir müdahaledir. Cunta, bilhassa ordu içinde ‘dindar’ diye nitelenen askerleri hedef haline getirip ordudan tasfiye ederken, FETÖ yapılanmasının örgütlenmesi için bütün kapıların açıldığı bir dönemi başlatmıştır.

“28 Şubatçılar dini veya dini grupları görünürde hedef almış olsalar da, asıl maksatlarının ‘sivilleşme sürecinin’ önünü kesmek olduğu söylenmelidir, çünkü Özal sonrası yaşanan yenilikler sivilleşme dinamiğinin önünü açmış, toplumsal değişim dalgaları sivilleşmeyi besledikçe demokratikleşme yönünde gözle görünür bir talep yükselmeye başlamıştır. Bir anlamda 28 Şubatçılar, Özal sonrası ortaya çıkan bu toplumsal değişim sürecine karşıt bir hareket olarak da değerlendirilebilir fakat problem daha derinlerdedir.”

28 ŞUBAT ÇETESİ: BÇG

Asker-siyaset arasındaki sorunlar sadece biz de değil birçok toplumda demokratikleşme sürecinin önündeki engel olarak ortaya çıkmaktadır fakat bizim İmparatorluk geleneğimiz içinde devlet ve toplum arasındaki ilişkilerin mahiyetiyle ilgili olarak durumun farklı bir hal aldığının üzerinde durmak lazımdır. İmparatorluk döneminde meydana gelen sorunların, devlet-ordu arasındaki klasik denge sistemini bozulmasına yol açtığı bilinmektedir.

“Bu durumun sebepleri arasında İmparatorluk’la Batı arasındaki ilişkilerde yaşanan ‘konum kaybının’ başlıca etken olduğunu bunun da netice itibarıyla klasik sistemin bütün kurumlarında değişime yol açtığı gibi orduyu da temelden değiştirdiği görülmektedir. Türkiye’de darbelerin tarihsel temellerinin bu süreçte şekillenen bürokratik/militer zümrelerin devlet içinde kazandığı yeni statüye uzandığının üzerinde ise ayrıca durmak gerekir.”

Bürokratik-militer kadroların devlet üzerinde kurduğu hegemonya, devletin ideolojik araçları tarafından toplumsallaştırıcı bir etki yaratarak bu durumunun normalleşmesi gibi bir sonucu doğurmuştur. Buna göre, bütün yeniliklerin yaratıcısı ordu olduğu gibi, ordu çağdaşlığın temsil edildiği ve Türkiye’yi modernleştirme misyonuyla hareket eden bir kurumdur. Sadece bununla yetinilmeyerek devletin kurucusu da ordu olarak vasfedilmektedir ki bunlara itiraz etmek doğrudan hain olmak anlamına gelecektir!

BİR ÇAĞIN KAPANIŞI

“Bu anlamda darbelerin kurumsal ideolojik gerekçesini üreten militarist ideolojinin bu argümanları toplum tarafından itiraz edilemez hale getirilince, devlet ve devletin gerçek sahibi olarak askerin siyasetteki belirleyici konumu kutsanmış olacaktır. Nitekim 27 Mayıs’tan itibaren bu anlayışın anayasal bir mahiyet kazanarak ‘resmi ideolojinin temel söylemi’ haline gelmesi kesinlik kazanacaktır.”

Dikkat edilirse burada toplum yoktur, sivil haklar yoktur, özgür birey yoktur, dahası değişim yoktur. Tanımlanmış hiyerarşik doğruları bilen bir kadro vardır, netice olarak ‘siyaseti’ devletin denetimine ‘devleti’ ise askerin denetimine veren bu anlayışta ‘sivil siyasetçiye’ yer yoktur.

Bugün 28 Şubatın Batı Çalışma Grubu çetesinin mahkûm olması, siyasetin yapısal olarak değiştiğinin tescili olduğu kadar, darbelerin defterinin kapandığının da ifadesidir. 15 Temmuz ihanetinin mağlup edilmesi bir anlamda normalleşme sürecinin şartlarını hazırladığı gibi sivilleşme dinamiğinin artık durdurulamayacak bir aşamaya geçtiğini de ortaya koymaktadır.

Akşam

Yorumlar1

  • ozkayalar 5 ay önce Şikayet Et
    evet hemşerim.asker bundan sonra daha darbeye teşebbüs ederse artık cezaevine girecegini,mahkum olacagını anlıyor.görüyor.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat