Somali meselesi… Hayırdır inşallah?
- GİRİŞ01.01.2026 09:01
- GÜNCELLEME01.01.2026 09:01
Dünyayı savaş ve kaos ortamına sürüklemekten çekinmeyen İsrail, bu kez de Somaliland adımıyla tepki çekmeyi sürdürdü.
Neden?
Çünkü İsrail, 34 yıl önce Somali’den tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden Somaliland’ı tanıdığını açıkladı.
Bu hamleye Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeden tepki geldi.
Meseleyi doğru anlamak için önce birkaç temel noktayı tespit etmemiz gerekiyor.
Somali ile Türkiye arasında gerçekleşen toplantı bir son dakika gelişmesiydi.
Dünya ajansları, Somali Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyaretini “yeni gelişme” olarak duyurdu.
Burada bir soru sormak lazım:
!Bundan 10 yıl, 20 yıl önce Somali Cumhurbaşkanı Türkiye’ye gelseydi, kimin umrunda olurdu?!
Demek ki bugünkü ziyaretin bir farkı ve stratejik bir önemi var.
Kasedi biraz geri saralım…
2011 yılında The Guardian gazetesinde bir haber yayımlanmıştı.
O haberde muhabir şöyle diyordu:
“İlk kez Somali’ye Türk Hava Yolları ile bir ticari uçuş gerçekleştirildi. Bu inanılmaz bir şey.”
Aslına bakarsanız, bu son derece sıradan bir durumdu.
Bir ülkeye bilet alır, uçakla gidersiniz. Mesele bundan ibaretti.
Ama arkasında çok daha büyük bir anlam barındırıyordu.
Bu küçük gelişme, neden bir İngiliz gazetesinde manşet olmuştu?
Yine İngiliz BBC’de yapılan bir başka haberde ise bir gazeteci, “yanlışlıkla Türk Hava Yolları uçağına bindiğini” anlatıyor ve bunu daha sonra haberleştiriyordu.
Bütün Batı medyasında olay oldu.
Gazeteci şunu söylüyordu:
“Ben normalde British Airways ile giderdim ama bugün Türk Hava Yolları ile gittim; şöyle rahat, böyle konforlu…”
Aslında farkında olmadan şunu itiraf ediyordu:
Türkiye sahaya girmişti.
2013 yılında ben de Somali’de bulundum.
Başkent Mogadişu’da haber takibi yaptık, ortamı gözlemledik.
Hatırlayalım:
2007 yılında Somali büyük bir kuraklık yaşamıştı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o dönem başbakanken Somali’yi ziyaret etmiş ve büyük sevgi gösterileriyle karşılanmıştı.
O süreçte yaklaşık 320 milyon dolarlık yardım yapılmıştı.
Hani bir çocuk anlatır ya:
“Babam bana küçükken bir şirket hissesi almıştı. O hisse büyüdü, çoğaldı. Bugün zengin oldum.”
İşte hikâye tam olarak bu.
Türkiye, herkes Somali’ye sırtını çevirmişken, orada o insanların yanında oldu.
2013’te Somali’de bulunduğumuz sırada, Kızılay, İHH, Deniz Feneri gibi yardım kuruluşlarımızın sahadaki çalışmalarını yerinde gördük.
Bir açılışta Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud şu cümleyi kurmuştu:
“Biz bugün fakir olabiliriz. Ama yarın güçlü olursak ve Türkiye’nin yardıma ihtiyacı olursa, işte o gün biz Türkiye’nin yanında olacağız.”
Bu sözler tesadüf değildi.
Afrika ile ilişkimiz, bizim kodlarımızda ve inancımızda vardır.
Habeşistan, Müslümanlar olarak ilk hicret ettiğimiz coğrafyadır.
Etiyopya–Kenya–Somali hattı, bizim için sadece jeopolitik değil, tarihsel bir anlam da taşır.
Bir noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum.
Batı dünyası, Afrika’yı yıllarca şu cümlelerle anlattı:
+Aç,
+fakir,
+ kurak,
+ çocuklar ölüyor, başında akbaba bekliyor,
+yamyam,
+barbar,
+terörist…”
Yani aslında şunu demek istediler: “Afrika’ya sakın gitme, seni yerler.”
“Yatırım mı yapacaksın, sakın gitme; toprağı bereketsiz, su yok, hava kötü, zaten terör var” dediler.
Ben böyle düşünmüyorum.
Görevimiz gereği Afrika ülkelerini birçok kez ziyaret ettik.
Afrika’da anlatıldığı gibi mutlak bir kuraklık ve yokluk görmedim.
Elbette fakir insanlar var, aç olan insanlar var, kamplar ve insani dramlar var.
Ama bu, her yoksul ülkede olduğu kadar var.
Ama neden var?
Fransa’sı, Belçika’sı, İngiltere’si yıllarca sömürmüş, köleleştirmiş, sonra da çıkıp “Bunlar yamyam” demiş.
Sorayım:
Afrika’ya dair yamyamlıkla ilgili tek bir somut veri gösterebilir misiniz?
Hayır.
Ama Google’a “yamyam” yazdığınızda, 2021 yılında İngiltere’de komşusunu öldürüp yediği iddiasıyla tutuklanan bir adamın haberini görürsünüz.
Bir samimiyet testi yapalım.
Bir fotoğraf hayal edin: Altta odunlar, alevler yanıyor; üstte kocaman bir kazan ve içinde bir insan pişiyor.
Bu nerede diye sorsam, hiç tereddüt etmeden Afrika dersiniz değil mi?
Oysa bu tür gravürlerin ve görsellerin çoğu Orta Çağ Avrupa’sına aittir.
Demek ki bize anlatılanlar yalanmış.
O zaman soru şu:
Gerçekte yamyam kim?
Somaliland sorulduğunda Trump’ın “Orası neresi?” demesi aslında konunun küresel aktörlerce ne kadar yüzeysel ele alındığını gösteriyor.
Oysa mesele son derece derin.
Burada şunun altını çizmek gerekir:
Uluslararası ilişkiler ve tarih uzmanları, Cape Town mu yoksa Afrika Boynuzu mu daha stratejik? sorusunu tartışıyor.
Bana göre Afrika Boynuzu çok daha kritik bir noktadır.
Somaliland tam da bu hattın kalbinde yer alıyor.
Dolayısıyla atılan adımlar tesadüf değil.
Şimdi tekrar soralım:
Bugün Birleşmiş Milletler verilerine göre Somali, hâlâ dünyanın en kırılgan ilk 5 ülkesi arasında yer alıyor.
Somali neden yeniden dünya gündemine oturdu?
Burada bölgesel dengelere bakmak gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Somali Cumhurbaşkanı ile yaptığı basın toplantısında TÜRKSOM üzerinden Somali ordusuna eğitim verdiğimizi açıkladı.
Yani Türkiye, Somali’nin toprak bütünlüğünü savunuyor.
Bu, Türkiye’nin “soft power” yani yumuşak güç diplomasisinin sahadaki karşılığıdır.
Bugün gelinen noktada, bu ilişkinin stratejik ortaklığa dönüştüğünü görüyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarıyla öğrendik ki, Somali’de uzay limanı kurulması da gündemde.
Düşünün:
2013’te patlıcan-domates ekmeyi öğrettiğiniz bir ülkede, bugün uzay üssü konuşuluyor.
Bu inanılmaz bir ivmedir.
Somaliland meselesini anlamak için, eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek” sözleriyle birlikte okumak gerekir.
Hatta bir başka ABD’li yetkili:
“22 yetmez, 44 ülke gerekir.” demişti. Bir başkası sayıyı 200 e kadar çıkarmıştı.
Yani her mahalleye bir devlet!
Şimdi anlıyoruz ki bu fikir, sadece ABD’nin değil, İsrail’in de projesi.
Türkiye, Somaliland kararını ilk dakikadan itibaren gayrimeşru ilan etti.
İslam İşbirliği Teşkilatı ve birçok ülke de anında tepki verdi.
Yani İsrail, bu kez sessiz bir alan bulamadı.
Meselenin özü şu:
Türkiye’nin Somali’de ve Sevakin Adası’nda askeri varlığı var.
Bu bölgelerin istikrarsızlaşması, İsrail’in bu varlıktan duyduğu rahatsızlığın bir sonucu.
Somali’de Türkiye’ye yönelik saldırılar da bu bağlamdan bağımsız değil.
Büyükelçilik personeline, yol yapımında çalışan işçilere ve bir otele yönelik saldırılar gerçekleştirildi.
Bu saldırıların tamamı El-Şebab tarafından üstlenildi.
Ancak dikkat çekici bir detay var:
Bu saldırıların hepsi canlı bombalarla yapıldı.
Yani faili sorgulama imkânı ortadan kalktı.
Üstelik Batı medyası bu saldırıları köpürterek “Somali çok güvensiz” algısını oluşturdu.
Bütün bunların tesadüf olduğunu söylemek zor.
Yazıyı, Muazzez Ersoy’un sesinden dinlemeyi sevdiğim bir şarkının sözleriyle bitireyim:
“Elbet bir gün buluşacağız…
Bu böyle yarım kalmayacak.”
M. Mustafa Yıldız / Haber7
Yorumlar4