Hilal altında dört sene
- GİRİŞ11.01.2026 09:02
- GÜNCELLEME11.01.2026 09:02
Rafael de Nogales Mendez...
1879 yılında Batı Venezuela’nın Anden bölgesinde doğdu. İspanya Bask kökenliydi. Ataları, Cenovalı denizci Kristof Colomb’un Amerika yolculuğuna eşlik eden Yüzbaşı Diego Mendez’e uzanıyordu.
Ailesi tarafından üniversite eğitimi için Avrupa’ya gönderildi. İspanya’daki Barcelona Üniversitesi ve Belçika’daki Katolik Üniversitesinde okudu. Ardından Belçika Kraliyet Harp Akademisine girdi. 1898 yılında başlayan İspanya-Amerika Savaşına asteğmen rütbesiyle katıldı. İspanya’nın Amerika’daki kolonilerini yitirmesiyle sonuçlanan bu savaşta yaralandı.

1903 yılında Amerika’da adının karıştığı bir cinayet dolayısıyla Çin’e kaçtı. Rus-Japon Savaşında İngiliz casuslarına katılarak Japonya adına istihbarat çalışmalarında bulundu. 1906 yılında Meksika devrim hareketine katıldı. 1911’de ülkesine dönüp Tachira-And bölgesinin bağımsızlığını amaçlayan isyanda aktif rol aldı.
1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaşa paralı asker olarak katılmak üzere Avrupa’ya gitti. Önce Belçika sonra Fransa ordusuna başvurdu. Her iki ülke de Venezuela vatandaşlığından çıkmasını ön şart olarak ileri sürdükleri için bundan vazgeçti.
Sonrasında gözünü Rusya’ya dikti. Rus elçisi ile konuşmak üzere Bulgaristan’a geçti. Ne var ki aynı gerekçeyle talebi oradan da kabul görmedi. Sofya sokaklarında başıboş dolaşırken General Savof ile karşılaştı. Bu karşılaşma hayatının akışını değiştirdi. Bulgar General, “Biliyorsun Fransız ve İngilizler Latin Amerika halklarının düşmanıdır. Sizin gibi Asya ve Afrika’nın yoksul halklarını da eziyorlar. Onlar için ne diye savaşacaksın? Sana Türk ordusunda savaşmak yakışır. Onlar senin kardeşlerindir” diye öğüt verdi. Sonra da kolundan tutup Osmanlı elçilik binasına götürdü. Osmanlı ortaelçisi Fethi ( Okyar) Bey ile tanıştırdı.
Bu tanışmada, Almanya’nın ünlü Mareşalı Goltz Paşanın oğlu Binbaşı Baron von der Goltz da vardı. Genç subay, Almanya’nın Sofya ateşemiliteriydi.
İttifak devletleri bloğunun iki güçlü ülkesinin bu iki temsilcisi, Venezuelalı maceraperest subayla uzun bir görüşme yaptılar. Faydalı olacağına kanaat getirdikten sonra takdirlerini ifade eden bir referans mektubu yazarak eline verdiler.
Nogales, cebinde “yabancı askerî uzman” olarak faydalı olacağını ifade eden tavsiye mektubu, aklında Osmanlı bayrağı altında savaşmak için Venezuela vatandaşlığını terk etmesi gerekmediğini içeren bilgiyle yola çıktı. 1915 yılının Ocak ayında İstanbul’a geldi. Hem Harbiye Nazırı Enver Paşa hem de Alman General Liman Von Sanders tarafından büyük ilgi ve iltifatla karşılandı. Kendi anlatımıyla, “İtilaf devletleri kapılarında boş yere aradığı konukseverliği cömertçe ve hiç beklemediği bir yerden” görmüştü.
Yapılan işlemlerin ardından Osmanlı ordusuna alındı. Şubat ayının başında III. Ordu emrine atandı. 12 Şubat 1915 günü Haydarpaşa’dan hareket eden bir trenle ilk görev yeri olan Doğu Cephesine gönderildi.
O günler, Ermeni çetelerinin gemi azıya aldığı günlerdi. Savaş öncesi Osmanlı Mebusan Meclisinde Erzurum Mebusu olarak görev yapan Garo Pastırmacıyan çeteci olmuş, etrafına topladığı silahlı milislerle Rus Ordusuna katılmış, Müslüman köyleri yakıp ahaliyi öldürmeye başlamıştı.
Nogales, Van civarında yoğunlaşan Ermeni saldırılarını durdurmak için görevlendirilen jandarma birliklerinin başına getirildi. Taşnak Lideri Aram Manukyan’ın 30 bin kişiyle kalkıştığı bu isyanı bastırdı. Daha sonra İran sınırında bulunan Kotür Dağı eteklerinde girdiği çatışmada Rus birliklerinin Osmanlı topraklarında ilerlemesini durdurdu. Başarılarından dolayı rütbesi binbaşılığa yükseltildi.
1915 sonlarında Suriye cephesine tayin edildi. IV. Ordu Komutanı Cemal Paşa ile yakın çalıştı. Bu esnada geçirdiği bir hastalık sebebiyle ordudan ayrılmak istediyse de Enver Paşa buna izin vermedi. Özel bir trenle Halep’e kadar geldi. “Siz, ordumuza kabul ettiğimiz tarafsız tek yabancı subaysınız. Bunun yanında bu milletin misafiriniz. Sizden savaşın sonuna kadar durmanızı rica ediyorum” diyerek onu ikna etti. Adana’ya yakın Mamure istasyonunda irtibat subaylığına atandı.
1917 yılı başlarından itibaren Sina ve Filistin Cephesine gönderildi. Filistin’in düşüşünü, güney cephesinin çöküşünü, Osmanlı ordularının Anadolu’ya çekilişini gördü.
Savaşın sonlarını İstanbul’da yaşadı. Kısa bir süre Dolmabahçe Sarayı Muhafız Alayının eğitmenliğini yaptı. 20 Kasım 1918’de terhis belgesini alarak, “Orduyu Hümayunda göstermiş olduğu hidemât-ı mühimme ve fedakâranesinden dolayı beyanı teşekkürle” Osmanlı ordusundan ayrıldı.
Savaş boyunca gösterdiği başarılardan dolayı Goltz Paşa tarafından Harp Madalyası, Müşir Abdullah Paşa tarafından Kılıçlı Mecidi Nişanı, Alman İmparatoru Kaiser II. Wilhelm tarafından Demir Haç Madalyasıyla taltif edildi.
Osmanlı bayrağı altında savaştığı dört yıl boyunca hem Türkçe öğrenmiş hem de Türk askerini yakından tanıma fırsatı bulmuştu. Cephelerde birçok kez ölüm tehlikesi atlatmış bir kez de yaralanmıştı. Bu esnada tuttuğu notları bir kitap haline getirip 1924 yılında yayınladı. “Osmanlı Ordusunda Dört Yıl (1915-1919)” adıyla dilimize çevrilen kitap, Dünya Harbine dair enteresan tespitler, bilgiler ve notlar içerir.
Bu notların belki de en ilginç yanı, Venezuelalı macera ve heyecan tutkunu bir subayın cephede sıcağı sıcağına kâğıda döktüğü hisleridir. Bu hisler, yer yer kendini bir Türk gibi gördüğü ve kendi vatanını savunuyormuşçasına özveriyle savaştığı duygusunu verir.
Osmanlı ordusundan bahsederken “ordumuz” ifadesini kullanır. “Bu çöl çocukları arasında, alnımın üzerinde bir hilalle oturuyordum. Yaşamın ilginç tesadüfleri sonucunda Mısır Sina’sında Osmanlıların son sancaktarı ve halifenin temsilcisi olmuştum” der.
Asırlar süren bir hâkimiyetin ardından Sina’yı terk eden son Osmanlı birliğinin içindeki subaylardan biri olduğu için duygulanır. “Bu emir karşısında itaat etmekten başka çare kalmıyordu. Sınırı yüreğim burkularak geçtim. Benimle birlikte Türk bayrağının da Mısır topraklarından silindiğini biliyordum” diye yazar.
Latin Amerikalı subay, 1919 yılında ülkemizden ayrıldı. Dünyanın değişik köşelerinde yeni maceralar ve serüvenler yaşamaya devam etti. Ta ki 1937 yılının 10 Temmuz’unda Panama’da ölünceye kadar.
Dünya Harbinden mağlubiyetle çıkan Türkiye’nin macerası da devam etti. Mütareke sonrası gelen işgale boyun eğmedi. Yeniden silaha sarılıp yeniden cephelere döndü. Örnek bir mücadeleyle gecesini gündüzüne katıp emperyalizme tarihin en ağır tokadını attı.
Zekeriya yıldız / Haber7
Yorumlar15
-
Sedat Erdoğan
3 saat önce
Şikayet Et
Başkan kalemine yüreğine sağlık, yine çok güzel bir köşe yazısı kaleme almışsın. Tebrik ediyorum.
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
Mehmet
6 saat önce
Şikayet Et
Bir solukta okudum, elinize emeğinize sağlık.
Beğen
Cevapla
Toplam 4 beğeni
-
İsmail
6 saat önce
Şikayet Et
Yazı çok güzel ama hiyaneti güzel belirtmiş istemeden Emire uymak zorunda kalarak geri çekilmesi bize Filistin'in nasıl peşkeş çekildiğini de anlatıyor aslında anlayana tabi
Beğen
Cevapla
Toplam 3 beğeni
-
okur
3 saat önce
Şikayet Et
lawrensle yüzyüze konuşmaları ilişkileri ötesi gerisi yok kitapta. çifte acandan bu kadar.
Beğen
-
Avşar
6 saat önce
Şikayet Et
Ne kadar da çok bilinmeyen tarihimiz var. Teşekkür ederim aydınlattığın için.
Beğen
Cevapla
Toplam 5 beğeni
-
Bülent duman
7 saat önce
Şikayet Et
Mekanı cennet olsun inşallah
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle