Âlemin yeni ‘ouroboros’u: ABD…
- GİRİŞ14.01.2026 08:14
- GÜNCELLEME14.01.2026 08:14
Amerika bugün dünyaya demokrasi anlatmıyor; kendi hukuksuzluğunu dayatıyor. Üstelik bunu -artık- saklama gereği bile duymuyor.
Aşağıdaki cümleleri söyleyen ben değilim: Amerikalı ekonomist ve kamu politikası analisti Jeffrey Sachs:
“ABD’yi tehdit eden tek şey kendi davranışlarıdır. Amerika dünyayı değil, kendini yakıyor.”
Bunu bir Amerikalıdan duymak ironik ama öğretici…
Bu cümleler, Washington’un aynaya bakmak istemediği gerçeğin özetidir. Çünkü bugün ABD’nin en büyük sorunu Çin ya da Rusya değil, sınırsız güç kullanma alışkanlığıdır.
Batı’nın yıllardır anlattığı “kurallara dayalı dünya düzeni” masalı artık çökmüştür. Ortada bir düzen vardır ama kuralları kimlik belirler.
***
Bir tarafta, uluslararası mahkemeler nezdinde hakkında ciddi suçlamalar bulunan, davalar açılan ve yakalama kararı olan İsrail’in eli kanlı lideri Netanyahu, bütün bunlar bir tiyatro imiş gibi elini kolunu sallayarak dünyayı dolaşabiliyor. Bu ziyaretler sorgulanmıyor ve yakalama kararı olmasına rağmen kimse kılını kıpırdatmıyor; uçuş için kullandığı hava sahaları tartışılmıyor. Üstelik Washington’da kendisine neredeyse “eşbaşkan” muamelesi yapılıyor.
Bu görüntü akıllara şu soruyu getiriyor:
“Uluslararası hukuk sadece Batı’nın işine geldiğinde mi geçerlidir?”
Bir tarafta ise egemen bir devletin, Venezuela’nın başkanı Maduro... ABD, bu ülkenin liderini kendi çıkarları doğrultusunda “yatak odasından alıp” Amerikan mahkemelerinde yargılama cüretini gösterebiliyor.
Bu, hukuk değildir.
Bu, sömürge zihniyetinin açık ilanıdır.
***
Irak’ta milyonlarca insan katledildi.
Afganistan’da 20 yıl süren işgal, Taliban’ın geri dönüşüyle sonuçlandı.
Ortada demokrasi yok.
Ortada istikrar yok.
Ama ortada hesabı sorulmayan bir yıkım var.
ABD, bu ülkelerde “özgürlük” vaat etti ama geride sadece kan, kaos ve parçalanmış devletler bıraktı. Buna rağmen aynı akıl hâlâ yürürlükte.
Venezuela’da petrol var diye ülke boğuluyor.
İran bağımsız politika izliyor diye sürekli tehdit ediliyor: Tahran yönetimini iyice köşeye sıkıştırmak için olaylar kışkırtılıyor. Binlerce insan hayatını kaybediyor. MOSSAD ve CIA eliyle ‘özgürleştirme’ ameliyatı için bütün aparatlar devreye alınıyor.
ABD için yöntem değişmiyor:
Önce yaptırım.
Sonra ekonomik çökertme.
Yetmezse askeri tehdit…
Jeffrey Sachs’ın da altını çizdiği gibi bu bir güvenlik politikası değil, emperyal çıkarların modern uygulamasıdır.
***
Suriye’de ABD’nin SDG/PKK ile kurduğu ‘romantik ilişki’, terörle mücadele söylemiyle açıklanamaz. Bu yapının, Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir projeye dönüştüğünü herkes görmektedir.
Washington’un SDG/PKK aşkı, sahada kalıcı olma ve bölgeyi parçalı yapılar üzerinden yönetme isteğinin sonucudur. Türkiye’nin defalarca dile getirdiği güvenlik kaygıları ise görmezden gelinmektedir. Bu, sahada kalıcı olma, Türkiye’yi baskılama ve Orta Doğu’yu parça parça yönetme arzusunun bir uzantısıdır. Adı iş birliği, sonucu ise vekâlet savaşıdır. Bu yaklaşım ne müttefikliğe sığar ne de samimiyete…
***
ABD hâlâ dünyanın tek patronu olduğunu sanıyor. Oysa gerçek şu: Dünya artık çok kutuplu…
Rusya kendi güvenliğini merkeze alıyor.
Çin ekonomik gücüyle alternatif bir düzen kuruyor.
Washington ise bu gerçeği kabul etmek yerine baskıyı artırıyor.
Sonuçta daha fazla kriz, daha fazla çatışma ortamı peydahlanıyor.
Bugün ABD’nin izlediği dış politika, dünyayı daha güvenli hâle getirmiyor. Tam tersine, hukuksuzluğu normalleştiriyor, savaşı sıradanlaştırıyor.
Jeffrey Sachs’ın uyarısı net:
Bu yol değişmezse, Amerika dünyayı tehdit etmekten önce kendi meşruiyetini tüketir. Bu çöküşün bedelini ise sadece Amerika değil, bütün dünya öder
***
ABD dünyaya bir düzen sunmuyor; dünyaya düzensizliğini dayatıyor. Hukukla değil güçle, diplomasiyle değil tehdit diliyle, akılla değil refleksle hareket eden bir süper güç profiliyle karşı karşıyayız. Bu bir “liderlik” değil, kontrolsüz bir imparatorluk sendromudur.
Yine Sachs’ın altını çizdiği gibi bu bir güvenlik politikası değil; rejim değiştirme algoritmasıdır ve bu algoritma her çalıştığında, dünya biraz daha güvensiz hâle geliyor.
Trump, 1,5 trilyon dolarlık bir askeri bütçe ile hukuku değil gücü referans alan bir dış politika izliyor. Bu tablo bir “süper güç” tablosu değil, kontrolünü kaybetmiş bir yönetimin fotoğrafıdır. Klasik emperyalizmin güncellenmiş versiyonudur: Tank yerine finans, işgal yerine yaptırım, sömürge yerine “demokrasi masalı”…
ABD hukuku askıya almış, savaşı normalleştirmiş, gücü kutsamış durumda. Bu yol barışa değil, daha büyük çatışmalara, güvene değil, küresel güvensizliğe çıkar. En önemlisi ise Amerika’nın kendi iç çöküşüne çıkar...
***
ABD, “demokrasi ihraç etme” afyonuyla devam ettiği sürece de bu kaçınılmaz sona doğru yaklaşmaktadır. Ülkenin pek çok eyaletinde devam eden ve her biri İran’daki gösterilerin en az on katı büyüklüğünde olan eylemler, dünyanın ana akım/merkez medyalarında pek yer bulmuyor. Çünkü izin verilmiyor. Trump, emperyalizmin yeniden kodlanmış halini vizyona sokmaya çalışırken ABD’deki siyonist gücün elindeki medya bu gerçeği perdeliyor.
Venezuela’da olup bitenler için de aynı senaryo uygulanıyor. ‘Özgürleştirme masalı’ ile petrol varlıkları üzerinden yürütülen ekonomik ve siyasî baskının, uluslararası hukukun temel prensipleriyle bağdaşmadığını herkes görüyor. İçeride anayasanın sınırlarını zorlayan, dışarıda BM kararlarını da hiçe sayarak uluslararası hukuku çiğneyen bu devlet profilinin kendi çöküşünü hazırladığını -inşallah- görebiliyoruz.
Son yıllarda dış politika pratiğini, demokrasi ve hukuk yerine, kaba güç ve rejim değişikliği odaklı bir makineye dönüştüren Washington yönetimi geçen yıl yedi ülkeyi (İran, Irak, Nijerya, Somali, Suriye, Yemen ve Venezuela) hiçbir yasal meşruiyet olmaksızın bombaladı. Bu saldırıların hiçbiri BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylı değildi.
Bu “yeni normal”, sadece bir başkana indirgenemeyecek kadar derin ve kurumsal bir sorundur; derin devlet, askerî-endüstriyel kompleks ve yaptırımlar aracılığıyla kendi halkının karar alma süreçlerini neredeyse devre dışı bırakmıştır.
***
ABD’nin dış politikasının merkezinde barış arayışı yoktur; güç üstünlüğü iddiası vardır.
ABD’nin uyguladığı rejim değişikliği rejimi, 1947’den bu yana 70’ten fazla operasyonla sınırları aşmıştır. ABD’nin gündeminde, dış politikayı ideolojik bir egemenlik projesi olarak yürütmek vardır; bu da biraz önce değindiğimiz gibi, klasik emperyalizmin yeni versiyonudur. ABD’nin bugünkü dış politikası, “askeri hegemonya” ile “uluslararası hukuk dışı güç kullanımı” arasında bir melez hal almıştır. Bu model, sadece uluslararası istikrarı tehdit etmekle kalmaz; aynı zamanda Amerika’nın kendi anayasal ve hukukî meşruiyetini zayıflatır. Uluslararası sistemin kuralları, devletin kendi keyfî çıkarlarına kurban edilirse, dünya sadece daha fazla savaş değil, daha fazla kargaşa ve belirsizlikle karşılaşır.
Bu emperyalizm, artık dışarıdaki rakiplerden değil, kendi iç tutarsızlığından ve gücünü dizginsizce kullanmasından kaynaklanan bir tehdittir.
Umarız bu süreç şımarık ahtapotun kendi kendini yemesiyle son bulur…
------------------------------------
Ouroboros: Kendi kuyruğunu ısıran/yiyen yılan veya ejderha…
Yorumlar3