Masa ve menü denkleminde Türkiye

  • GİRİŞ15.01.2026 09:12
  • GÜNCELLEME15.01.2026 09:12

Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı veciz konuşmasında dünyanın siyaseten ulaşmış olduğu son noktaya dair çarpıcı bir durum tespitinde bulundu;

“Masada olmayanın menüye konulduğu acımasız bir bölüşüm kavgasının tam ortasındayız…”

Günümüz dünyasında olup bitenleri veciz bir şekilde özetleyen bu önemli konuşmayı dinlerken tüylerim diken diken oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu çarpıcı tespiti, küresel ekonomi ve enerji kaynaklarının durumuna dair bazı nokta atışı saptamalardan sonra yaptı ki bunlardan da etkilenmemek mümkün değil.  

Küresel ekonomi konusundaki tespiti şöyleydi Cumhurbaşkanımızın;

"Küresel ekonomi, değerli metaller üzerinden yürüyeceği ve çok can yakacağı anlaşılan yeni bir muharebenin hızla içine sürükleniyor…”

Enerji kaynakları konusunda ise şu çarpıcı cümleyi dile getirdi;

“Enerji kaynaklarına sahip olma uğruna, ticaret yollarını elde tutmak için yeni bir paylaşım rekabetinin hem de çok agresif bir şekilde yaşanacağı görülüyor…”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ufuk açıcı konuşması bizlere bu günlerde dünyada neler yaşandığının ve yakın gelecekte neler yaşanacağının şifrelerini vermenin yanında adım adım şu gerçekleri de hatırlattı;

Yeni bir dünya düzeni kuruluyor. İşte bu yüzden günümüzde dalga boyu giderek artan bir küresel fırtına yaşanmakta. Dünya şu an acımasız bir bölüşüm kavgasının tam orta yerinde. Kurulmakta olan bu yeni düzende masada yer alamayan ülkeler kendilerine ancak menüde yer bulacaklar. Bu süreçte Batı dünyası, yıllardır başka ülkeleri tedip ve tehdit etmek için kullandığı tüm argümanları tek tek kaybediyor.

Yeni dünyada masada yer alabilmenin yegâne yolu çağı iyi okumaktan ve sahada güçlü durmaktan geçiyor.

Türkiye, bu yeni normalde hem mayalanmakta olan çağı iyi okuması hem de sahada güçlü duruşuyla pozitif olarak ayrışan ülkelerden biri. Başta Ortadoğu olmak üzere bütün dünyanın yeniden yapılandırılmak istendiği bu süreçte Türkiye, bir yandan teknolojik yatırım ve atılım hamleleriyle kendi kendine ayakta durabilen güçlü bir yapıya kavuşurken diğer yandan etrafında olup biten hadiselere yön vermesiyle masa-menü denkleminde masada kalmayı başarıyor.

Herkes, Suriye karışınca sıranın Türkiye’ye geleceğini düşünüyordu.

Belki de Ortadoğu’da kurgulanan ana plan tam da buydu. Nitekim Suriye karıştırıldı önce. Bu sancılı süreçte ülkenin üçe bölünmesi karşılığında Zalim Esad’a iktidarı bağışlanırken ABD, Suriye’de birlikte çalışacağı PKK/YPG'ye tarihin en büyük silah sevkiyatlarından birini gerçekleştiriyor ve adeta bölgeyi kendi elleriyle yeniden dizayn ediyordu. Bu süreçte görünüşte asla bir araya gelmesi düşünülemeyen ABD, Rusya ve İran’ın Türkiye’ye karşı nasıl ittifak ettiklerini, bu üç ülkenin Suriye’de habire kendi değirmenlerine su taşırken Türkiye’nin Suriyeli mazlumlara kucak açıp onlarla suyunu ve ekmeğini bölüştüğünü bütün açıklığıyla gördük.

Bu süreçte Türkiye, ekonomik zorlukları, iç karışıklıkları ve provokasyonları göze alarak tarihin doğru tarafında durmasını bildi.

Çağı iyi okuyup aklını ve gücünü sahaya yansıtan Türkiye, Suriye’de sergilenmeye çalışılan ve ucu kendisine ulaşacak bu sinsi planı bozmayı başardı. Neticede ilk raundu zulme direnen mazlum Suriye halkı ile terörün her türlüsüne karşı duran Türkiye kazanmış oldu. Rusya kaybetti, İran hezimete uğradı ve ABD, müttefiklerini satıp Suriye’den çekilme noktasına geldi. Türkiye’nin bu ezber bozan duruşu, Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek isteyenlerin sinsi planlarını bozarken Türkiye’yi kalıcı olarak Ortadoğu masasına dahil etti.  

Bu bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik planlar görünürde ABD’nin olsa da bunun arkasında İsrail’in olduğu herkesin malumu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye, çevresinde istikrar inşa edebilmek için gece gündüz çaba harcarken soykırımcı bir Siyonist el sürekli olarak bölgeyi istikrarsızlaştırmakla meşgul oluyor. Filistin’den Lübnan, Libya ve Irak’a, oradan Suriye’ye, nihayet İran’a taşınıp maddi-manevi desteklenen bu istikrarsızlık dalgasının en büyük hedefinin Türkiye olduğunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok sanırım.

Bu yüzden Türkiye, bir taraftan bölgesinde istikrar inşa etmek için komşularıyla dayanışmaya diğer yandan da her türlü zorluğa rağmen bir istikrar adası olarak geleceğe yürümeye mecburdur. 

Türkiye'nin sahil-i selameti hem bu bölgenin hem de mazlum coğrafyaların sahil-i selametidir zira.

Mürsel Gündoğdu /Haber7

murselgundogdu@gmail.com

 

 

Yorumlar2

  • mevhibe inal 2 saat önce Şikayet Et
    Sinsi plan bozulmadı ki. Neocon 2001 planında .........Kala kala Rusyayı uzak tutup, İran'ı bölmek kaldı. Onu da marifet gibi görüyorsak vay halimize!
    Cevapla
  • Öz gürcü 6 saat önce Şikayet Et
    Çok güzel olmuş yazınız.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat