Stratejik mecburiyet ya da mesafeli komşuluk
- GİRİŞ18.01.2026 08:52
- GÜNCELLEME18.01.2026 09:07
Unutmayalım…
Orta Doğu’da yaşanan hiçbir gelişme, Türkiye’nin güvenlik mimarisinden bağımsız düşünülemez…
Nitekim, Soğuk Savaş’tan bugüne Orta Doğu’da atılan her adım, patlayan her kriz, bozulan ya da kurulan her denge, Türkiye’nin güvenlik algısında mutlaka bir yankı buldu...
Bu coğrafyada barış, sadece komşular için değil, Türkiye’nin kendi iç huzuru ve geleceği açısından da hayati bir anlam taşıyor.
Belki de bu yüzden, yüzyıllardır aynı sınırı paylaşan Türkiye ve İran arasındaki ilişki, tüm iniş çıkışlarına rağmen dikkat çekici bir süreklilik ve temkinli bir denge içinde varlığını sürdürdü…
Yaklaşık dört yüz yıldan bahsediyoruz...
Dört yüz yıldır büyük bir savaş yaşamamış iki komşudan söz ediyoruz.
Cumhuriyet’in 1923’te ilanı, İran’da ise 1925’te Pehlevi hanedanıyla mutlakiyetçi monarşinin tesis edilmesi, her iki ülkenin de kendi iç düzenini sağlamlaştırma ve dış dünyaya karşı bağımsız bir duruş sergileme çabasını simgeliyordu…
Bu çaba, Soğuk Savaş yıllarında daha da belirginleşti.
Bu dönemde Sovyet yayılmacılığının yarattığı ortak tehdit algısı, Türkiye ve İran’ı Batı blokunda buluşturdu…
CENTO çatısı altında kurulan bu birliktelik, yalnızca askeri değil, siyasi ve stratejik bir yakınlaşmayı da ifade ediyordu.
ABD’nin desteğiyle şekillenen bu dönemde, iki ülke kendilerini bölgesel istikrarın parçası olarak konumlandırdı.
1960’ların ortasında Türkiye, İran ve Pakistan’ın bir araya gelerek kurduğu Bölgesel İşbirliği ve Kalkınma Örgütü, bu anlayışın ekonomik ve kültürel alandaki yansımasıydı…
Ankara, o yıllarda Tahran’ı statükoyu koruyan, öngörülebilir bir aktör olarak görüyor; İran’ı ne kendi güvenliği ne de bölgesel dengeler açısından ciddi bir tehdit olarak algılıyordu…
Ancak 1979’da İran’da patlak veren İslam Devrimi, bu sakin dengeyi derinden sarstı.
Devrim sonrası yükselen ideolojik söylem ve İran İslam Cumhuriyeti’nin yayılmacı dış politikası, iki başkent arasında karşılıklı güvensizliği besledi.
Özellikle İran’ın bölgede Ankara ile girdiği nüfuz mücadelesi…
Şii söylemler üzerinden inşa ederek pek çok Orta Doğu ülkesinde tatbik ettiği agresif güvenlikleşirme politikası oldukça dikkat çekiyordu…
Bugün ise geriye dönüp bakıldığında, Türkler ile İranlılar arasındaki ilişkinin tarihsel rekabet kadar ortak kaygılarla da şekillendiği görülüyor…
Yine de bu ilişkinin bir sınırı var.
Türkiye, Batı’yla ve özellikle ABD’yle olan bağlarında köklü bir yön değişikliğine gitmediği sürece, Türk-İran ilişkilerinin derin bir stratejik ortaklığa dönüşmesi zor görünüyor.
Bu ilişki, büyük ihtimalle bundan sonra da olduğu gibi, ihtiyat, karşılıklı çıkar ve kontrollü bir mesafe üzerine kurulu kalmaya devam edecek.
Türk–İran ilişkilerinin kaderi, yakınlaşmadan çok dengeye; ortaklıktan çok mesafeye yazılmıştır..
Hülasa bu ilişki, derin bir ittifaktan ziyade, kontrollü bir komşuluğun tarihsel zorunluluğudur…
Fatih Yoncalık / Haber7.com
Yorumlar1