Terörsüz Türkiye… Terörsüz Suriye… İsrail’siz Dünya…
- GİRİŞ21.01.2026 09:24
- GÜNCELLEME21.01.2026 09:24
Son aylarda bölgemizde yaşananlar, artık tekil krizler değil, birbirine eklemlenmiş bir düzen arayışının sancılarıdır. Haritalar değişmiyor belki ama anlamları hızla aşınıyor. “Terörle mücadele”, “müttefiklik”, “güvenlik” gibi kavramlar yerinde duruyor, içleri ise her aktör tarafından yeniden dolduruluyor. Bu yaşananlar artık “kriz” değil; ısrarla sürdürülen bir düzenbazlık!
Kimsenin çözmek istemediği sorunlar, çözülüyormuş gibi gösterilerek yönetiliyor. Terör bunun en kullanışlı aparatı; İsrail ise bu aparatların merkezindeki dokunulmaz özne.
Türkiye’nin “terörsüzlük” iddiası ve gayreti bu yüzden bazı merkezler için rahatsız edici çünkü yalnızca sahadaki örgütlerle değil, onları meşrulaştıran senaryolarla da kavga ediyor.
Suriye’nin kuzeyindeki kırılma Türkiye’nin tüm sahalardaki başarılı diplomatik çabaları ve sabırlı siyaset denklemi sayesinde artık görünür hale geldi. Şam büyük bir kararlılıkla ilerliyor. YPG/SDG, kontrol ettiği alanlardan çekiliyor. ABD ise eski “yerel ortak” masalını sessizce rafa kaldırıyor. Bu gelişmeler -sadece- bir askeri tablo değişiminden ibaret değil, YPG senaryosunun sonuna yaklaşılmasıdır. Çünkü YPG’nin gücü hiçbir zaman elindeki silah değildi.
Gücü, arkasına yerleştirilen etiketten geliyordu: DAEŞ’le mücadele…
Bu sayede üç şey aynı anda mümkün oldu:
1. Türkiye’nin sınır güvenliği baskı altında tutuldu.
2. Suriye’nin üniter yapısı bilinçli biçimde ertelendi.
3. Bölge, “istikrarsız ama kontrol edilebilir” hâlde tutuldu.
Artık bu tablonun bir geçerliliği kalmadı.
***
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye temsilcisi Tom Barrack’ın “YPG ile işimiz bitti” mealindeki açıklaması itiraf değil, bir yük devridir. Yani Washington, YPG’yi artık savunulabilir bir ortak olarak görmüyor: Maliyeti arttı, Türkiye ile krizi derinleştirdi, sahada işlevi azaldı. Bu masum bir vedalaşma değil. Yeni model çok açık: Bundan böyle silahlı yapı artık korunmayacak, özerk askeri blok dağıtılacak, “bireysel entegrasyon” adı altında tasfiye dayatılacak.
Yani YPG’ye söylenen şudur:
“Devlet olamazsın, ordu olamazsın, aktör de olamazsın!”
Bu, Türkiye’nin yıllardır ileri sürdüğü tezin gecikmiş kabulüdür.
Ankara-Şam hattında konuşulan yeni denklem, yalnızca diplomatik bir normalleşme değil aynı zamanda yeni bir güvenlik mimarisi inşasıdır.
Bu süreçte Türkiye çok net bir yerde duruyor:
- YPG tasfiye edilmeden, Suriye toparlanamaz.
- Suriye toparlanmadan, Türkiye terör riskinden kurtulamaz…
Bu yüzden “Terörsüz Türkiye” artık sınır içi bir hedef değil, bölgesel bir iddiadır.
“Terörsüz Suriye” de öyle…
***
Bütün bu gelişmeler yaşanırken durumdan rahatsız olanlar…
İran’daki provokasyon ellerinde patlayanlar…
Suriye’yi sessizce kenardan izleyenler rahat durur mu?
Şam tam da YPG/SDG/PKK’ya nefes aldırmadan vururken Nusaybin’deki bayrak provokasyonunun yaşanması tesadüf mü?
Elbette değil… Sahada daralan her terör yapısı, içeride algı üretmeye çalışır. Bu açıdan bakıldığında Nusaybin kalkışması ilkel ve zayıflığın ilanı provokasyonudur.
***
Bütün bu yaşananların Gazze’den bağımsız olmadığını görmemek için kör olmak gerek… Gazze’de yaşananların bir savaş değil, cezasızlık gösterisi olduğunu hep birlikte izledik, izliyoruz. On binlerce sivil ölüyor, şehir yerle bir ediliyor ve bu soykırıma hâlâ “meşru müdafaa” deniyor. İsrail bugün bir devlet gibi değil, küresel sistemin dokunulmazlık merkezindeki bir terör örgütü gibi davranıyor. Tel Aviv’in YPG/SDG politikası da bu projelerden ayrı değildir. İran tehdidi oyunun gerekçesi, Gazze bedeli, Suriye ise ameliyat sahası…
İsrail dokunulmazlığının arkasında kimler var? Öncelikle ABD... İsrail’in askeri varlığı, ABD için Ortadoğu’da ileri bir karakol işlevi görüyor. Bölgeyi kontrol etmenin en kestirme yolu, istikrarsızlığı yönetilebilir kılmaktan geçiyor. İsrail bu denklemde hem tetikleyici hem de gerekçe. İran tehdidi, Hizbullah riski, Hamas kartı, YPG/SDG … Hepsi İsrail’in güvenliği adına sürekli canlı tutuluyor.
***
“İsrail’siz Dünya”dan kastımız İsrail merkezli bölgesel kriz siyasetinin sorgulanmasıdır. Hukuksuzluğu normalleştiren terörize olmuş bir devlet aklından söz ediyoruz. İsrail’e sağlanan dokunulmazlık sürdükçe terörün bitmeyeceğini, hukukun işlemeyeceğini ve barışın gelmeyeceğini bilmeliyiz.
Ortadoğu’da barışın önündeki engel sadece terör örgütleri değildir; onlar sadece taşeron... Asıl engel, terörü gerekçe, İsrail’i dokunulmaz, bölge halklarını ise harcanabilir gören küresel düzendir. Bu küresel adalet fikrini çökerten bir yaklaşımdır.
Çok şükür Türkiye bu düzeni bozuyor ve durduğu yer bu açıdan önemlidir. Ankara, bir yandan terörü sınırlarının dışına itmeye çalışırken, diğer yandan Gazze konusunda ahlâkî bir hat kurmaya çalışıyor. Bu hat, Batı’nın ikiyüzlülüğünü ifşa ediyor. Teröre karşı sıfır tolerans söylemi, İsrail söz konusu olduğunda yerini sessizliğe bırakıyorsa, bu artık güvenlik değil çıkar siyasetidir.
***
“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Suriye” söyleminin içini bu yüzden iyi doldurmak gerekiyor. Ulusal güvenliği için Grönland’ı satın almak isteyen, egemen bir ülkenin başkanını eşiyle birlikte yatak odasından kaçıran ve neredeyse Latin Amerika’nın tamamına çökmek için fırsat kollayan ABD için bu isteklerin hepsi meşru görülürken…
Türkiye ve hemen yanı başındaki Suriye’nin ulusal güvenlik çabalarına itiraz etmek ve süreci terörize etmek ahmaklıktan ve akıl tutulmasından öte bir şey değildir.
Son yıllarda gözü dönmüş küresel terör odaklarını ve onların sahiplerini ele veren son günlerdeki turnusol hadiselere bu sakinlikle bakmakta fayda var…
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol