Hint Okyanusu'nda satranç
- GİRİŞ21.02.2026 08:38
- GÜNCELLEME21.02.2026 09:05
Geçtiğimiz son bir ay, "ABD İran'a ha saldırdı ha saldıracak, vazgeçti saldırmayacak" gibi yorumlar etrafında geçmiş bulunuyor. Bir önceki hafta sonu Cenevre'de görüşen heyetler nispeten ılımlı açıklamalara imza atsa da son 72 saatte Irak savaşından bu yana belki de en büyük askeri hazırlığın yapıldığına şahit oluyoruz. Ancak bugün ABD İran'a saldırı mı yerine, "ABD ile İngiltere arasında bir sorun mu var?" sorusunun peşine düşelim.

STARMER'DAN TRUMP'A "ADA" RESTİ
Hint Okyanusu'nun kalbinde bir ada bulunuyor. İsmi Diego Garcia. Adeta batmaz bir uçak gemisi gibi düşünebilirsiniz adayı.
Amerika bu adayı çok önemsiyor. İran'ın nükleer tesislerini, stratejik noktalarını vurmak için havalanacak bombardıman uçakları bu adada oldukça güvenli. Trump birkaç gün önce adanın da operasyonda kullanılabileceğini söyledi. Fakat İngilizler hiç de Trump gibi düşünmüyor. Çünkü Trump'ın talebine olumsuz yaklaştılar. Gerekçe olarak da "uluslararası hukuk" ve "güvenlik kaygıları" gösterildi.
Halbuki aynı İngiltere geçtiğimiz yılın ortalarında gerçekleşen 12 gün savaşlarında İsrail ve ABD'ye destek vermişti. Şimdi yoldaşlarını yarı yolda bırakıyorlar.
Londra'nın Amerikalılara adayı kullandırmaması, bu uçakların havada defalarca yakıt ikmali yaparak operasyon gerçekleştirmesini gerekli kılabilir. Geçtiğimiz saldırı bu şekildeydi. Bu durum hem operasyonun hızını keser hem de ABD bütçesine milyarlarca dolarlık ek yakıt ve bakım yükü bindirir. Trump'ın verimlilik ve hız odaklı stratejileri için bu kabul edilemez bir durum.
Peki soralım, ABD'nin bölgesel hamlelerinde hep en sadık müttefik rolünde olan İngiltere bugün ne oldu da frene bastı?

İNGİLTERE NEDEN YAN ÇİZİYOR?
7 Ekim sonrası İngiliz hükümeti, İsrail'e sarsılmaz destek vermiş ancak soykırım suçları ve katliamların canlı yayınlanması İngiliz halkında İsrail'e karşı farkındalık oluşturmuş bu durum da İngiltere-İsrail ilişkilerinde temkinli davranmaya zorlamıştı Londra yönetimini.
Silah satışlarını kısıtlama, Batı Şeria tepkileri, Filistin'i tanıma hamlesi İsrail-Trump hattında "ihanet" olarak kodlandı.
Ne hikmetse yıllardır tüm Amerikan hükümetlerinin bildiği ancak saklamaya çalıştığı Epstein dosyaları, bu süreçte raftan indirildi. Kamuoyunun önüne, sistemin zarar görmeyeceği, üzerinden birilerine ayar verme imkanı doğan bazı isimler atıldı.
Clintonlar, Bill Gatesler, Musklar..
Bu ayar verme dediğimiz bağlamın İngiltere cephesine düşen kısmı da Prens Andrew oldu belli ki. Kraliyet ailesi Andrew'ü önce prenslikten azletti. Sonra bu hafta içinde gözaltına aldı. Bu sadece kraliyet skandalı değil, ABD'nin Londra'ya fırlattığı bir itibar bombası oldu aynı zamanda.
Washington'ın Epstein üzerinden yalnızca İngiliz kraliyet ailesini hırpalamadı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer da namlunun ucuna geldi. İşçi Partisi'nin ağır toplarından Peter Mandelson'ı Birleşik Krallığın Washington büyükelçisi olarak atamıştı çünkü. Epstein ile Mandelson arasındaki ilişkinin devam ettiği deşifre olunca, şaibeli bir isimle dostluk kuran bir başka isme görev verdiği için Starmer'ın da istifası istendi.
Şimdi başta bahsettiğimiz ada meselesine geri dönelim. İngiltere elindeki en güçlü operasyonel kozu masaya sürmüş olabilir mi?
Diego Garcia ile ABD'ye "Eğer siz bizim onurumuza iç işlerimize saldırırsanız, biz de sizin İran'a yönelik operasyonunuzu baltalarız" mı demek istiyorlar?
Hüseyin Akif Küçükal / Haber7
Yorumlar3