Jewish Defense League (JDL): Amerikan topraklarında radikal milliyetçi terör

  • GİRİŞ24.02.2026 09:06
  • GÜNCELLEME24.02.2026 09:06

Jewish Defense League (JDL), 1968 yılında ABD’de Rabbi Meir Kahane tarafından kurulan radikal bir Yahudi örgütüdür. Kuruluş amacı resmî söylemde diaspora Yahudilerini antisemit saldırılardan korumak olarak sunulsa da, örgüt kısa sürede saldırı odaklı, ideolojik olarak aşırı-milliyetçi ve şiddeti stratejik bir araç olarak benimseyen bir yapıya dönüşmüştür. 1970’lerden itibaren ABD’de ve zaman zaman İsrail’de gerçekleştirdiği bombalamalar, kundaklamalar, tehdit kampanyaları ve suikast girişimleri nedeniyle JDL, FBI tarafından “şiddet potansiyeli yüksek bir radikal örgüt” olarak sınıflandırılmıştır. ABD Adalet Bakanlığı, JDL’nin birçok eylemini iç terör kapsamında değerlendirmiş; akademik literatür örgütü “diaspora temelli radikal milliyetçi terörün en belirgin örneklerinden biri” olarak tanımlamıştır.

JDL’nin ideolojisi, Meir Kahane’nin geliştirdiği Kahanizm doktrinine dayanır. Bu doktrin, Yahudi halkının hem ABD’de hem İsrail’de tehdit altında olduğu iddiasını merkeze alır; ancak bu tehdidi gerçek güvenlik risklerinden ziyade, ideolojik bir “sürekli kuşatma hâli” algısıyla tanımlar. Kahanizm, Yahudilerin kendi güvenliklerini ancak kendi güçleriyle sağlayabileceğini savunur; devlet kurumlarına güvenmeyi zayıflık olarak yorumlar. Bu nedenle JDL, şiddeti yalnızca savunma aracından ibaret görmez; “önleyici saldırı” yaklaşımıyla siviller de dahil olmak üzere hedef seçimini genişletir. JDL’nin militan kanadı, şiddeti siyasi baskı oluşturmanın meşru yolu olarak kabul eder; örgütün eylemleri bu nedenle çoğu zaman açıkça terör eylemleri kategorisine girer.

Örgütün ortaya çıkışı 1960’ların ABD’sindeki siyasal atmosferle yakından ilişkilidir. Sivil haklar hareketi, Vietnam Savaşı karşıtı protestolar ve radikal siyasal örgütlerin yükselişi, JDL’nin şiddet yanlısı çizgiyi meşrulaştırma çabalarını kolaylaştırmıştır. Kahane, özellikle siyah hareketleri ve sol örgütleri “Yahudi karşıtı tehditler” olarak tanımlayarak JDL’ye geniş bir düşman kategorisi inşa etmiş; bu söylem örgütün hem hedeflerini hem de meşruiyet iddialarını şekillendirmiştir. JDL’nin radikalleşmesi bu dönemde hızlanmış ve örgüt kısa sürede ABD iç politikasında güvenlik endişesi yaratan oluşumlardan biri hâline gelmiştir.

1970’lerde JDL’nin gerçekleştirdiği saldırılar yoğunlaşmış ve örgüt kamuoyu tarafından ilk kez bu dönemde büyük bir tehdit olarak görülmeye başlanmıştır. Örgüt, Sovyetler Birliği’nin Yahudi göçmenlere yönelik baskılarını protesto ettiği iddiasıyla New York, Washington DC ve Los Angeles gibi şehirlerde Sovyet diplomatik misyonlarına yönelik bombalamalar gerçekleştirmiştir. Ancak bu eylemler, protesto değil, doğrudan sivil personeli, yabancı diplomatları ve kamu binalarını hedef alan terör saldırıları niteliği taşımaktadır. FBI raporlarına göre JDL, 1970–1985 yılları arasında ABD’de gerçekleşen Yahudi bağlantılı siyasi şiddet olaylarının önemli bir kısmından sorumludur. Bu saldırılar arasında banka bombalamaları, akademisyenlere gönderilen bombalı paketler, siyasi örgüt liderlerine yönelik suikast girişimleri, Arap ve Müslüman kuruluşlara yönelik kundaklamalar yer almaktadır.

JDL’nin hedef seçiminde belirgin bir örüntü vardır: örgüt yalnızca antisemit saldırıları gerçekleştirenleri değil, ideolojik olarak hoşlanmadığı veya “Yahudi çıkarlarına aykırı” gördüğü kişi ve kurumları da hedef alır. Örneğin örgüt, Arap-Amerikan topluluğunun önde gelen isimlerine yönelik tehdit kampanyaları yürütmüş; 1980’lerde Los Angeles’taki bir Arap Amerikan merkezini bombalamıştır. Bu eylemler, diaspora Filistin topluluklarını doğrudan hedef alarak, Filistin meselesinin ABD’de radikalleşmesine katkıda bulunmuştur. JDL, kimi zaman İsrail devletinin resmi politikalarıyla da uyumlu olmayan bir çizgide hareket etmiş; bu nedenle örgüt, İsrail devleti tarafından da mesafeli bir yapıyla değerlendirilmiştir.

Örgütün en çok tartışılan eylemlerinden biri, 1972 yılında New York’ta Sovyet Aeroflot ofisinin bombalanmasıdır. Bu saldırı yalnızca maddi hasarla sonuçlanmış olsa da, JDL’nin uluslararası ilişkileri hedef alan bir terör aktörü olarak görülmesine yol açmıştır. Örgütün bir başka saldırısı, 1985’te Los Angeles’ta bir Arap-Amerikan kuruluşu olan ADC’nin ofisine düzenlenen bombalamadır; bu saldırıda ADC’nin California direktörü Alex Odeh öldürülmüştür. FBI bu saldırıyı JDL ile ilişkilendirmiş ancak bazı kilit isimlerin İsrail’e kaçması nedeniyle yargılama süreci tamamlanamamıştır. Bununla birlikte bağımsız araştırmalar ve FBI belgeleri, saldırının JDL militanlarınca planlandığını göstermektedir.

JDL’nin şiddet stratejisinde dikkat çeken bir unsur, örgütün diaspora Yahudileri arasında korku siyaseti üretmesidir. Örgütün şiddet eylemleri yalnızca ABD ile sınırlı değildir. JDL zaman zaman İsrail’de de şiddet eylemleri planlamış; özellikle Kach ve radikal yerleşimci hareketlerle ideolojik bağlantılar kurmuştur. Bu nedenle JDL, uluslararası bir radikal sağ ağının parçası olarak değerlendirilir. Örgütün bazı üyeleri 1990’larda Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik saldırılara katılmış veya bu saldırıları finansal olarak desteklemiştir. JDL’nin İsrail ile ilişkisi karmaşıktır: örgüt kendisini Siyonizmin savunucusu olarak tanımlar ancak İsrail devleti JDL’nin yöntemlerini açıkça reddetmiş ve bazı eylemlerini “zararlı ve radikal terörizm” olarak nitelendirmiştir.

JDL’nin terör niteliği yalnızca hedef seçimi ve şiddet türlerinden değil, aynı zamanda örgütsel yapısından da anlaşılmaktadır. JDL gevşek hücre modeline sahiptir; bu model, küçük militan grupların bağımsız eylemler gerçekleştirmesine olanak tanır. Bu nedenle örgütün bazı saldırıları üst düzey liderlik tarafından doğrudan yönlendirilmiş olsa da, birçok eylem yerel hücrelerin inisiyatifiyle geliştirilmiştir. Bu yapı radikal örgütlerin çözülmesini zorlaştıran bir modeldir. JDL’nin yasaklanması veya liderlerinin tutuklanması örgütü tamamen ortadan kaldırmamış; farklı dönemlerde benzer ideolojide yeni hücreler ortaya çıkmıştır.

ABD güvenlik kurumlarının JDL’ye yaklaşımı zaman içinde değişmiştir. 1970’lerde örgüt daha çok “aşırı aktivist bir grup” olarak görülürken, 1980’lere gelindiğinde JDL açık biçimde iç terör kategorisine yerleştirilmiştir. FBI’ın 1985 tarihli raporunda JDL, ABD’deki en tehlikeli radikal örgütler arasında gösterilmiştir. Federal kolluk kuvvetleri örgütün hem ulusal güvenliği hem toplumsal barışı tehdit ettiğini vurgulamış; JDL’nin takip ettiği yöntemlerin demokratik düzen için yıkıcı etkiler yarattığını belirtmiştir.

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat