Kim bize doğruyu söyleyecek?

  • GİRİŞ12.03.2026 09:15
  • GÜNCELLEME12.03.2026 09:15

Ukrayna- Rusya savaşı ile ilgili hiçbir zaman doğru bir bilgiye erişim mümkün olmadı. Aradan yıllar geçti, savaş sürüyor, biz bilmiyoruz ki bu savaşta ne kadar asker ve sivil öldü, tarafların kayıpları nedir?

Şimdi ABD-İsrail ve İran savaşı başladı, yine bilmiyoruz ki, kimin ne kadar ve ne türden kaybı var?

Hatta o kadar ki, İran’ın her suikastten başkaları ölürken kurtulan Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani nerede, casus diye idam mı edildi, İsrail’e mi kaçtı; yoksa görevinin başında mı?

Yine bir takım mecralardan fırsattan istifade Türkiye-Azerbaycan kardeşliğini torpillemeye yönelik dezenformasyon içeren bilgiler servis ediliyor. Savaşın yayılması ve pek çok ülkenin dahil olması için olağanüstü bir çaba gösteriliyor…

Bu bakımdan, Türkiye’nin çevresinde uzun süredir devam eden savaşlar, iç çatışmalar ve bölgesel güç mücadeleleri salt askeri ve diplomatik gelişmeler olarak değerlendirilirse eksik kalacaktır. Modern çatışmaların önemli bir boyutu da enformasyon alanında yürütülen mücadelelerdir.

Günümüzde savaşlar cephe hatlarında olduğu kadar medya alanında, dijital platformlarda ve kamuoylarının zihinsel dünyasında da sürdürülmektedir. Bu nedenle çatışma dönemlerinde dolaşıma giren bilgi akışını anlamak, savaşın askeri boyutunu anlamak kadar önemlidir.

Savaş zamanlarında kamuoyuna ulaşan haberlerin önemli bir bölümü nötr bir gerçeklik aktarımı değildir. Şöyle ki, Birinci Körfez Harekatı’nda “embedded gazetecileri” askerlerle birlikte sahaya süren ABD bu gün çok koyu bir sansür uyguluyor, İsrail’den hiç söz etmiyorum bile… Kimsenin habere, görüntüye ve bilgiye erişmesine, erişebilse bile paylaşmasına izin vermiyorlar… Ekranlarımıza yansıyan, bildiğimizi düşündüğümüz kısım ise izin verilenler…

Çünkü, bilgi-enformasyon çoğu zaman belirli stratejik amaçlarla seçilir, çerçevelenir ve dolaşıma sokulur. Devletler, silahlı aktörler ve çeşitli uluslararası güçler, kamuoylarını etkilemek amacıyla iletişim stratejileri geliştirirler. Bu stratejiler arasında propaganda, psikolojik harekât ve algı yönetimi önemli yer tutar.

Bu tür faaliyetlerin temel amacı karşı tarafın askeri kapasitesini etkilemek olduğu kadar rakip toplumların moralini zayıflatmak, kendi toplumlarının desteğini konsolide etmek ve uluslararası kamuoyunda meşruiyet üretmektir. Dolayısıyla savaş dönemlerinde dolaşan bilginin bir kısmı doğrudan stratejik iletişim araçları olarak işlev görür.

Bu durum yeni değildir; propaganda modern devletlerin savaş pratiğinin parçasıdır. Ancak dijital iletişim teknolojileri bu sürecin kapsamını ve hızını dramatik biçimde değiştirmiştir.

Sosyal medya platformları sayesinde bilgi, doğrulama süreçlerinden geçmeden çok geniş kitlelere ulaşabilmektedir. Dijital ortamda çalışan algoritmalar doğruluk ölçütlerine göre değil, dikkat ve etkileşim üretme kapasitesine göre işlediği için duygusal, dramatik veya öfke uyandıran içerikler çok daha hızlı yayılma eğilimindedir. Bu da savaş zamanlarında yanlış, eksik veya bağlamından koparılmış bilgilerin hızla dolaşıma girmesine zemin hazırlar.

Çatışma dönemlerinde dezenformasyonun yayılmasının bir diğer nedeni askeri bilgi üretiminin doğasıdır. Askeri operasyonlara ilişkin veriler çoğu zaman gizli tutulur ve kamuoyuna aktarılan bilgiler zaten belirli ölçülerde filtrelenmiş olur. Bu durum, sahadaki gerçekliğin parçalı biçimde görünmesine yol açar. Aynı zamanda çatışmanın tarafları kendi başarılarını abartma, rakiplerinin kayıplarını büyütme veya kendi kayıplarını görünmez kılma eğilimi gösterebilirler. Bu tür iletişim stratejileri tarih boyunca savaş söyleminin parçası olmuştur.

Dijital çağda enformasyon manipülasyonunun teknik araçları da önemli ölçüde gelişmiştir. Eski görüntülerin yeni olaylar gibi sunulması, farklı coğrafyalardan alınan videoların başka çatışmalarla ilişkilendirilmesi veya yapay zekâ destekli görsel üretim teknikleri, savaş haberlerinin doğrulanmasını daha zor hale getirmektedir. Bu tür içerikler özellikle sosyal medya ortamında hızlı biçimde yayılabildiği için kamuoyunda güçlü duygusal tepkiler oluşturabilir. Ancak daha sonra yapılan doğrulama çalışmaları bu içeriklerin bağlamının yanlış olduğunu ortaya koyabilmektedir.

Bu koşullar altında vatandaşların karşı karşıya olduğu sorun yalnızca bilgi eksikliği değildir; hangi bilginin doğru olduğundan çok, doğru bilgiye nasıl ulaşılabileceği meselesidir. Çatışma ortamlarında mutlak doğrulara ulaşmak çoğu zaman mümkün değildir. Sahadaki gelişmeler hakkında kesin bilgiler genellikle zaman içinde ortaya çıkar ve ilk haberlerin önemli bir bölümü daha sonra düzeltilir. Bu nedenle savaş zamanlarında hızlı ve kesin yargılardan kaçınmak, daha temkinli bir bilgi değerlendirme yaklaşımı benimsemek önemlidir.

Daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için farklı kaynakları karşılaştırmak, haberlerin üretildiği bağlamı sorgulamak ve özellikle güçlü duygusal tepkiler yaratan içeriklere karşı dikkatli olmak gerekir. Farklı ülkelerdeki medya kuruluşlarının haberlerini karşılaştırmak, olayların nasıl farklı anlatılar içinde sunulduğunu görmeye yardımcı olabilir. Ayrıca akademik çalışmalar, bağımsız araştırma kuruluşlarının raporları ve açık kaynak araştırmaları da daha dengeli bir perspektif geliştirmeye katkı sağlayabilir.

Türkiye gibi jeopolitik açıdan kritik bir konumda bulunan ülkelerde kamuoyu çoğu zaman birden fazla uluslararası anlatının kesişiminde yer alır.

Bölgesel çatışmaların yoğunluğu ve küresel aktörlerin rekabeti, bilgi alanında da çok katmanlı bir mücadele yaratır. Bu nedenle toplumların karşılaştığı bilgi akışı yalnızca yoğun değil, aynı zamanda çoğu zaman çelişkili ve parçalıdır.

Bu tür bir ortamda en önemli tutum, eleştirel düşünme alışkanlığını güçlendirmek ve bilgiye yaklaşırken dikkatli, temkinli ve ihtiyatlı bir değerlendirme anlayışı geliştirebilmektir. Savaş zamanlarında dolaşıma giren bilgilerin önemli bir kısmı olayları aktarma amacı taşımaz; çoğu zaman belirli stratejik hedefler doğrultusunda seçilir, yorumlanır veya çerçevelenir.

Bu nedenle karşılaşılan her bilginin doğrudan gerçeğin kendisi olduğunu varsaymak yerine, o bilginin hangi koşullarda üretildiğini ve hangi amaçlara hizmet edebileceğini düşünmek gerekir.

Kesin yargılardan kaçınmak, ilk anda görülen haberleri nihai gerçeklik olarak kabul etmemek ve farklı kaynaklardan gelen bilgileri karşılaştırmak yanlış bilgiye kapılma riskini önemli ölçüde azaltabilir.

Modern çatışmaların dikkat çekici özelliklerinden biri, savaşın cephede yürütülen fiziksel bir mücadele olmaktan çıkmış olmasıdır. Günümüzde savaş aynı zamanda algılar, anlatılar ve bilgi akışları üzerinden yürüyen bir mücadeleye de dönüşmüştür.

Bu nedenle kamuoyunun ne düşündüğü, hangi bilgilere inandığı ve olayları nasıl yorumladığı da çatışmanın parçası haline gelir. İnsanların sosyal medya paylaşımları, haberleri yorumlama biçimleri ve bilgiye yaklaşma tarzları, farkında olunmadan bu geniş enformasyon ortamının bir parçası olabilir.

Bu yüzden bireylerin bilgiyle kurduğu ilişki kişisel bir mesele değildir; zaman zaman savaşın enformasyon boyutunun da doğrudan bir unsuru haline gelebilir. Bu gerçeğin farkında olmak, özellikle çatışma dönemlerinde daha sağduyulu ve dikkatli bir bilgi değerlendirme alışkanlığı geliştirmeyi gerekli kılar.

Prof. Dr. Zakir Avşar / Haber7

Yorumlar2

  • Aladağ 20 dakika önce Şikayet Et
    Her ili taraftan da 1mişyon 250 bin cıvarı toplamda 2.5 milyon asker gitti Ukrayna’da köyler kasabalar ilçeler boş yaşlılar ve kadınlar var bunlardan erkek nereye gitti
    Cevapla
  • İsa Kilic 1 saat önce Şikayet Et
    Sonuc, kim bize dogruyu soyleyecek ? Okudum,sorunun cevabini bulamadim hocam
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat