Taht Hayali ve Satılmış Ruhlar: Rıza Pehlevi'nin İran'a Dönüş Senaryosu

  • GİRİŞ12.03.2026 09:23
  • GÜNCELLEME12.03.2026 09:23

İran, bugün iç gerilimlerle boğuşurken, sahnenin arka köşelerinde, ışıkların tam olarak ulaşamadığı bir yarı karanlıkta gizemli bir figür dolaşmaktadır: Rıza Pehlevi. Babasının tahtından devrilmesinden bu yana Washington ve Tel Aviv koridorlarında boy gösteren, röportajdan röportaja koşan, Batı medyasının özenle kurduğu platformlarda "İran'ın kurtarıcısı" rolünü oynamaya çalışan bu adam, aslında tarihsel olarak iflas etmiş bir hanedanlığın son mirasçısından başka bir şey değildir. Bu projeyi ciddiye almak, tarihsel kör noktaları beslemek anlamına gelir. Bu projeyi teşhir etmek ise bir zorunluluktur.

Pehleviler ve Tarihsel Suç Ortaklığı

1921'de Rıza Han'ın gerçekleştirdiği askeri darbeyle kurulan bu hanedanlık, başlangıcından itibaren İran'ın iç dinamiklerinden değil, dış müdahalelerden beslenen bir iktidar yapısını temsil etmiştir. İngiliz emperyalizminin bölgedeki nüfuzunu sürdürme kaygısıyla şekillenen bu kuruluş süreci, hanedanlığın genetik koduna derin bir teslimiyeti işlemiştir.

Rıza Han'ın oğlu Muhammed Rıza Şah'ın iktidarı ise bu teslimiyetin zirveye ulaştığı dönem olmuştur. 1951'de Muhammed Musaddık liderliğinde başlayan petrol millileştirme hareketi, İran halkının kendi doğal kaynakları üzerinde egemenlik talep ettiği tarihin en meşru demokratik girişimlerinden biriydi. Ancak Şah, bu girişimin karşısında durdu; dahası, 1953'te CIA ve İngiliz istihbaratının (MI6) ortak operasyonu olan "Operasyon Ajax" aracılığıyla Musaddık devrildiğinde, Şah yurda dönerek emperyalizmin tesis ettiği iktidarı devraldı. ABD hükümeti 2013 yılında ilgili belgeleri gizlilikten çıkararak operasyona katılımını resmen kabul etmiştir. Pehlevi hanedanlığını anlamak için bu başlangıç noktasını es geçmek, tarihi okumayı değil tarihi tahrif etmeyi seçmek demektir.

SAVAK: Bir Terör Aygıtının Anatomisi

Muhammed Rıza Şah döneminin en belirgin karakteristik özelliği, 1957'de CIA ve Mossad'ın doğrudan yardımıyla kurulan gizli polis örgütü SAVAK'tır. Bu örgüt, İran'ın iç siyasi yaşamını adeta bir baskı makinesine dönüştürmüştür. Uluslararası Af Örgütü'nün 1970'lerde hazırladığı raporlar, İran'ın o dönemde dünyanın en yüksek siyasi tutuklu oranına sahip ülkelerinden biri olduğunu ortaya koymaktaydı. SAVAK'ın işkence yöntemleri belgelenmiş; elektrik şoku, tırnak sökme, uyku yoksunluğu ve sistematik psikolojik terör bu yöntemler arasında yer almaktaydı.

Muhalif seslerin susturulması için başvurulan yöntemlerin vahşeti, salt bir baskı aygıtının varlığını değil, hanedanlık iktidarının temel meşruiyet krizini de açığa çıkarmaktadır. Gerçek anlamda halkın desteğine sahip bir yönetim, bu ölçekte bir terör aygıtına ihtiyaç duymaz. SAVAK'ın büyüklüğü ve sistematikliği, aslında Şah rejiminin iç çöküşünün barometresidir. Bu örgütün kurulmasında ve eğitiminde Mossad'ın oynadığı rol ise Pehlevi iktidarının İsrail ile kurduğu ilişkinin köklülüğünü ve doğasını gözler önüne sermektedir; bugün Rıza Pehlevi'nin İsrail desteğiyle sahneye çıkması bu bağlamda rastlantısal değil, yapısal bir süreklilik olarak okunmalıdır.

Petrol Serveti ve Yağmalanan Bir Ülke

Pehlevi hanedanlığının İran halkına verdiği en somut zararlardan biri, ülkenin petrol zenginliğinin sistematik olarak yağmalanmasıdır. 1973 petrol krizi sonrasında yükselen petrol gelirlerine rağmen İran'ın büyük çoğunluğu yoksulluk içinde yaşamaya devam etmiştir. Şah'ın ailesi ve yakın çevresi ise astronomik servetler biriktirmiştir. Devrim sonrasında ele geçirilen belgelere ve uluslararası finans kuruluşlarının kayıtlarına göre, Muhammed Rıza Şah ailesinin yurt dışına transfer ettiği servetin miktarı milyarlarca dolar düzeyindedir; bazı tahminler bu rakamı 30-60 milyar dolar aralığında konumlandırmaktadır. Bu servetin kaynağı, İran'ın topraklarının altındaki petrolden, İran halkının emeğinden ve devletin kamusal kaynaklarından başka bir şey değildir.

Bu tarihsel arka plana bakıldığında, Rıza Pehlevi'nin bugün sürgünde yaşadığı lüks yaşamın finansmanı hakkında ciddi sorular gündeme gelmektedir. Küçük yaşta babası tarafından ABD'ye götürülen Rıza Pehlevi, İran halkının birikimiyle yaşamaktadır. Bu durum, salt ahlaki bir eleştirinin konusu değil, siyasi bir olgudur: Sürgündeki muhalefet figürleri, mali bağımsızlıklarını dış desteklere ve tarihsel servet transferlerine borçlu oldukları ölçüde, temsil ettiklerini iddia ettikleri halktan fiilen kopukturlar.

İran Muhalefetinin Araçsallaştırılması

İran'da gerçek anlamda çeşitli ve köklü bir muhalefet hareketi mevcuttur. Kürt siyasi örgütlenmesinden sosyalist geleneklere, reformist İslami çizgiden liberal sivil toplum hareketlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan bu muhalefet, onlarca yıllık baskı altında şekillenmiş ve yüksek bir bedel ödeyerek var olmaya devam etmiştir. Bu hareketlerin büyük çoğunluğu, Pehlevi restorasyonuna açıkça karşıdır.

Rıza Pehlevi'nin bu hareketi araçsallaştırarak "İran muhalefetinin sözcüsü" pozisyonunu üstlenmesi, yalnızca siyasi bir fırsatçılık değil, aynı zamanda bu harekette hayatını kaybedenler açısından derin bir saygısızlıktır. Mahsa Amini ve onun ardından şiddetle katledilen yüzlerce genç, Pehlevi hanedanlığının yeniden tahta çıkması için değil, köklü bir toplumsal dönüşüm için mücadele etmiştir. Rıza Pehlevi'nin bu acıyı kendi siyasi pazarlamasının zeminine dönüştürmesi, etik açıdan savunulamaz bir tutumu temsil etmektedir.

Rıza Pehlevi zaman zaman "anayasal monarşi" modelini savunduğunu beyan etmektedir. Bu beyan, kendi içinde ciddi çelişkiler barındırmaktadır. Her şeyden önce, Pehlevi hanedanlığının tarihsel pratiği, "anayasal" bir işleyişle bağdaşmamaktadır. 1906 Anayasası'nı fiilen devre dışı bırakan SAVAK pratiği, seçilmiş bir başbakanı CIA eliyle devirme operasyonuna ortak olan bir yapı, hangi tarihsel deneyim ve inandırıcılıkla "anayasal" bir gelecek vaat edebilir? Öte yandan anayasal monarşi modeli, toplumsal bir uzlaşmanın ve köklü bir demokratikleşme sürecinin ürünü olduğunda anlam taşır.

Rıza Pehlevi'nin taht hayalleri, bir siyasi proje olarak değil, tarihsel bir sorun olarak ele alınmalıdır. Bu sorunun adı, 1953'ten bu yana değişmemiştir: İran üzerindeki emperyal vesayet iştahı. Bu iştahın yeni bir maskesi olarak Pehlevi mirası yeniden sahnedeyse, İran halkının buna vereceği yanıt da yeni olmayacaktır. Tarih, sahte kurtarıcılara karşı sabırsızdır.

Cihad İslam Yılmaz

Yorumlar1

  • Ali 52 dakika önce Şikayet Et
    Dönek bir adamdır
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat