Trump içerde bölünüyor dışarıda yalnızlaşıyor

  • GİRİŞ20.03.2026 09:12
  • GÜNCELLEME20.03.2026 09:12

Soykırımcı İsrail’in saldırganlığı ve tahrikleriyle başlayan İran’la savaşta 3. hafta, tüm şiddetiyle giderek sertleşerek devam ederken karşılıklı tehditler sürüyor.

Suikastları savaşın başından beri acımasız bir yöntem olarak kullanan soykırımcı İsrail, en son İran’ın en etkili isimlerinden Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani’nin yanı sıra İstihbarat Bakanı İsmail Hatib’i ve Besic Güçleri Komutanı Gulam Rıza’yı da öldürdü.
İsrail ve ABD, ülkenin geniş kesimini bombalamayı sürdürürken İran da İsrail’e ve Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerine füze ve İHA saldırılarıyla karşılık veriyor.

İsrail’in Lübnan’a yönelik başlattığı kara harekatıyla birlikte kapsamı giderek genişleyen savaş, bölgesel ve çok cepheli bir çatışmaya dönüşürken sivil kayıplar da artarak sürüyor.

İran’ın elindeki en kritik koz olan Hürmüz Boğazı’nda, İran saldırıları nedeniyle ciddi yığılma yaşanırken bunun dünya enerji piyasalarına yakıcı etkileri devam ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın boğazın güvenliğini sağlama ve mayın tehlikesine karşı önlem alma konusundaki, başta NATO ülkeleri olmak üzere diğer ülkelere yönelik çağrıları ve tehditleri cevapsız kalmış durumda.

NATO’dan ayrılma tehdidini bile gündeme getiren Trump’a verilen “Biz bu savaşta yer almak istemiyoruz” cevapları, Amerika’nın hem yalnızlığının hem de öngörüsüzlüğünün en açık göstergesi oldu.

İran’ın Körfez ülkelerine saldırmasıyla şok olduğunu söyleyen Trump’ın, İran’ın Hürmüz hamlesine karşı hazırsızlığı da İsrail’in etkisiyle nasıl belirsizliklerle dolu bir savaşa sürüklendiğini ortaya koyuyor.

Sürekli değişen, çelişkili ve tutarsız mesajlar veren Trump, sadece dış dünyaya karşı değil, kendi tabanında da giderek büyüyen çatlaklarla karşı karşıya.
Washington’u Sarsan İstifa 

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent’in istifa etmesi, Washington koridorlarında ve Trump’ın “America First” (Önce Amerika) olarak bilinen sadık tabanında deprem etkisi oluşturdu.

İstihbarat topluluğu (IC) ile Beyaz Saray arasındaki güven bağının koptuğuna işaret eden bu istifa, NCTC gibi kritik bir kurumun başındaki ismin “yanıltıldık” demesiyle savaşın hukuki ve etik zeminini sarsıyor.

Kent’in istifası sadece bir bürokratın ayrılışı değil, Trump yönetiminin dış politika vizyonundaki derin ideolojik çatlağın dışavurumudur.

Çünkü Kent, Trump hareketinin sıradan bir ismi değil. Kendisi eski yeşil bereli, CIA görevlisi ve 2019’da Suriye’de DEAŞ saldırısında hayatını kaybeden Shannon Kent’in eşi olarak “Altın Yıldız” ailesi mensubu.

“Sonsuz savaşları durdurma” vaadinin en güçlü savunucularından biri olan Kent’in ayrılışı, Trump’ın dış politikasının İsrail tarafından rehin alınmasına en güçlü tepki anlamına geliyor.

Saldırgan İsrail’in peşine takılarak İran’la savaşa giren Trump, kendi söyleminin tam tersini yapan ve girdiği bataklıktan çıkamayan bir lider görüntüsü veriyor.

Üst düzey terörle mücadele yöneticisinin “İran yakın bir tehdit değildi” diyerek istifa etmesi, savaşın meşruiyetini doğrudan hedef alıyor.

Kent, “Başkan Trump, İsrail istihbaratı ve İran tehdidinin mahiyetini çarpıtan koordineli bir nüfuz operasyonuyla esasen bu savaşın içine çekilmiş (kandırılmış) durumdadır” sözleriyle tabandaki izolasyonist kanadın Amerikan askerinin başka ülkeler için feda edilmesi konusuna hassasiyetine vurgu yaptı.

Kent’in istifası yalnızca bir görevden çekilme değil; Amerikan güvenlik bürokrasisinin kalbinden yükselen bir “itiraz çığlığı” ve yönetim içinden gelen açık bir savaş karşıtlığıdır.

Üstelik bu itiraz, sistemin dışından değil; savaş görmüş, bedel ödemiş ve Trump’ın göreve getirirken “gerçek bir Amerika kahramanı” ilan ettiği bir isimden yükseliyor. 

Ancak siyasi hayatının merkezine sadakati koyan Trump, istifanın ardından “Zaten zayıftı”, “Gitmesi iyi oldu” ve “Bunlar akıllı insanlar değil” gibi sözleriyle ağır suçlamalarda bulundu.

“Önce Amerika” İllüzyonu 

Trump tabanı uzun süre disiplinli ve yekpare görünse de önce Epstein skandalı, ardından İran savaşıyla birlikte bu görüntü çatırdamaya başladı.

Bir ABD başkanını ilk kez ikna etmeyi başaran İsrail’in en büyük destekçileri ise Amerika içerisindeki güçlü Yahudi lobisinin yanı sıra “Hristiyan Siyonistler” olarak tanımlanan Evanjelistlerden oluşuyor. 

Ayrıca aşırı Hristiyan milliyetçileri de yeni haçlı seferi olarak gördükleri savaşın en ateşli savunucuları arasında yer alıyor.

Öte yandan Tucker Carlson gibi “America First” (Önce Amerika) çizgisinin önde gelen isimleri açık şekilde “İran savaşı Amerika’nın savaşı değil” diyerek saldırılara karşı çıkıyor.

Parti içerisinden savaş karşıtlığının bayraktarlığını yapan Temsilciler Meclisi üyesi Thomas Massie’nin yanı sıra Rand Paul, kongre onayı olmadan yürütülen askeri adımlara sert tepki veriyor.

MAGA’nın (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) önemli isimlerinden Temsilciler Meclisi eski üyesi Marjorie Taylor Greene, “Amerikan gençleri başka ülkeler için ölmemeli” diyerek tabanın duygusunu dillendiriyor.

Trump’ın ilk döneminde Ulusal Güvenlik baş stratejisti Steve Bannon da İran savaşının MAGA hareketini bölebileceği uyarısı yapıyor.

Bu isimler farklı tonlarda konuşsa da savaşın, Trump’ın kurduğu tezatlarla dolu söylem ve zafer hikayesini tersine çevirebileceği konusunda ortak bir noktada birleşiyor.

Yani toplumsal desteğin sadece yüzde 40’lar civarında olduğu savaş, Trump için ciddi bir stratejik ikilem oluştururken tabanındaki çatlak da giderek derinleşiyor.

Muhalif İsimlere İstihbarat Kıskacı

Washington’da tüm bunlar yaşanırken Axios haber sitesi, Kent’in Tucker Carlson ve bir başka muhafazakar yayıncıya İsrail ve İran ile ilgili gizli istihbarat belgelerini sızdırdığı gerekçesiyle FBI tarafından soruşturulduğu için istifa ettiğini öne sürdü.

Bu iddialara karşı Kent’i savunan Carlson, “Joe Kent haklıydı, bu yüzden yok edilmek isteniyor.” ifadelerini kullandı.

Carlson, CIA’nın kendisini gözetlediğini ve İran’daki görüşmeleri gerekçesiyle Adalet Bakanlığına yabancı ajan olarak sevk edilmeye çalışıldığını açıklamıştı.

Bu iki önemli isme yönelik istihbarat takibi, Trump yönetiminin muhalifleri saf dışı bırakmak için her yolu devreye soktuğunu gösteriyor.

Kent’in en kritik uyarısı şu cümlede saklı: “Hızlı zafer anlatısı bir yanılsama.” Bu, askeri tarih açısından da güçlü bir argüman. Irak, Afganistan ve hatta Vietnam örnekleri, “kısa sürede bitecek” denilen savaşların nasıl yıllara yayıldığı gerçeğini vurguluyor.

İran gibi bölgesel etkisi yüksek, asimetrik savaş kapasitesi güçlü ve vekil güç ağları geniş bir ülkeye karşı yürütülen savaşın öngörüldüğü gibi sınırlı kalma ihtimali oldukça düşük.
Trump ekibinin “entelektüel ve askeri kalbi” sayılan Joe Kent’in mektubu, aslında bir vedadan çok ciddi bir “uyarı belgesi” niteliğinde.

Artık üst düzey isimler tarafından açıkça dile getirilen bu rahatsızlık, Trump’ın homojen olmayan tabanında ortaya çıkan siyasi fay hatlarının daha güçlü sonuçlar doğurma potansiyeli taşıdığını gösteriyor.

Trump, İsrail’in teolojik saplantılarının peşinde ya savaş politikasını sürdürüp bu tabanı kaybedecek ya da güçlü liderlik imajını sarsma pahasına geri adım atıp zaferini ilan edecek.

Şahinler ve Şüpheciler Karşı Karşıya 

İran savaşı konusunda sadakat örtüsü altında parçalı bir yapıdan oluşan Trump kabinesinin en şahin ismi Savunma Bakanı Pete Hegseth.

Savaşa haçlı zihniyeti motivasyonuyla yaklaşan Hegseth’in vücudu, yalnızca dini sembollerle değil; aşırı sağ ikonografisinin, Orta Çağ Haçlı imgelerinden devşirilmiş militan bir dünya görüşünün adeta canlı haritası.

Hegseth’in karanlık teolojik saplantıları ve savaşın başından beri kullandığı saldırgan dini söylemler, Amerikan ordusu içerisinde de rahatsızlık oluşturuyor.

Küresel diplomatik baskıyı artırma stratejisini uygulayan Dışişleri Bakanı Marco Rubio da savaşın en hararetli destekçileri arasında.

Hukuksuz ve insanlık dışı saldırgan söylemleriyle “savaşın cazgırı” gibi hareket eden Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham, kabinede olmasa da Trump’la doğrudan temas halinde ve askeri stratejiye etki eden isimlerden biri.

İran’a yönelik hedeflerin planlayıcısı ve uygulayıcılarından CENTCOM Komutanı Brad Cooper ise operasyonun sahadaki şahin yürütücülerinden.

Bu şahin ekibe karşı daha nötr ve güvercin politikalardan yana olan isimler de var.
Özellikle savaşın başından beri tereddütlü bir çizgi izleyen ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine’in, kapalı toplantılarda savaşın uzun sürebileceğini, kayıpların artabileceğini ve hızlı bir zafer beklentisinin garanti olmadığını Trump’a ilettiği belirtiliyor.

Geçmişte savaş karşıtı söylemleri olan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise Trump’a olan sadakati nedeniyle savaşa açık destek veriyor.

Anti-müdahaleci geçmişiyle bilinen Tulsi Gabbard da son olarak Kongrede verdiği ifadede İran saldırılarının istihbarat boyutunu anlatsa da son kararın Trump’ta olduğunu vurgulayarak dikkati çekti.

Kent’in istifası gösterdi ki Trump yönetimi tek sesli değil; güvenlik ekibi içinde tam bir stratejik uyum yok ve askeri ile siyasi hedefler arasında ciddi bir gerilim var.

Sahada işler uzadıkça, askeri ve ekonomik kayıplar arttıkça Trump’ın savaş ekibindeki parçalı yapının daha da görünür hâle gelmesi kaçınılmaz görünüyor.

Seçimlerde Siyasi Bedel Kapıda 

Trump, yıllarca “aptalca” diye küçümsediği savaşların karşısında duran bir lider olarak iktidara gelmişti. Bugün ise aynı bataklığın tam ortasında, hem dışarıda yalnızlaşan hem de içeride kendi tabanını kaybeden bir siyasi figüre dönüşmüş durumda.

İsrail’in yürüttüğü savaş, Trump’ı dışarıda yalnızlaştırırken içeride ekonomik ve siyasi maliyetlerle karşı karşıya bırakıyor.

Savaşın maliyeti ve askeri kayıplar arttıkça, Kent gibi isimlerin yükselttiği bu “vicdani” sesin Trump’ın popülaritesi üzerinde aşındırıcı bir etki oluşturması kaçınılmaz görünüyor.
Joe Kent’in istifasıyla başlayan süreç Trump’ın, savaşın çok yönlü maliyetlerinin yanı sıra kendi siyasi koalisyonunun dayanıklılık testiyle de karşı karşıya olduğunu yansıtıyor.
Savaş uzadıkça bu tür istifalar artabilir; mesele bireysel tepki olmaktan çıkarak doğrudan bir politik krize dönüşebilir.

Bu kaotik atmosferde 3 Kasım’da kritik ara seçimlere gidecek olan Trump için İran savaşı, siyasi hezimetin yollarını döşüyor görüntüsü veriyor.

Yani savaşın gidişatı, Trump’ın zafer mi kazanacağı yoksa kendi tabanını ve seçimleri mi kaybedeceği sorusunun da cevabını verecek.

Eğer Trump, Kent’in sert uyarısını dikkate almaz ve yeni bir yol haritası çizmezse yalnızca İran’da bir bataklığa saplanmakla kalmayacak, kendisini iktidara taşıyan halk desteğini de kaybederek siyasi bir intihara sürüklenecek.

Bu karanlık savaştan çıkış konusunda ise her gün değişen söylemlerin oluşturduğu öngörülemezlik fırtınası dışında ufukta net bir tablo görünmüyor.

Ertuğrul Cingil / Haber7

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat