‘Korku kralı’ King, ‘sahte kral’ Trump’a karşı
- GİRİŞ06.05.2026 08:39
- GÜNCELLEME06.05.2026 08:39
Amerikan sanat endüstrisi; sineması, müziği ve tiyatrosu ile dünya sanat piyasasına nizam verirken edebiyatın usta kalemleri nedense sadece yazdıkları ile anılıp, geçer… Oysa ABD’nin son yıllardaki vahşi dış politikasına karşı edebiyat dünyası da en az diğer sanat disiplini temsilcileri kadar korkmadan seslerini yükseltiyor.
Sinema dünyası Top Gun: Maverick gibi yapımlarla devlet gücünü estetik bir kahramanlığa dönüştürüp parlatırken; edebiyat da, aynı gücün içindeki çatlakları görünür kılarak sorguluyor.
Biri afyon sunuyor, diğeri ise uyandırmaya çalışıyor.
***
Edebiyat dünyasının “Korku kralı” Stephen King, yarım asrı aşkın süredir okurlarını hayali canavarlarla, doğaüstü varlıklarla ve karanlık dehlizlerle korkutuyor. Ancak bugünlerde King’in uykularını Maine’deki malikânesinin gıcırtılı kapıları kaçırmıyor. Kulağı, Washington’daki Oval Ofis’te… Oval Ofis’in dikkati de King’in üstünde…
Stephen King için Donald Trump artık siyasi figür olmaktan öte, romanlarının sayfalarından fırlayıp gerçeğe dönüşmüş en dehşet verici antagonist…
***
Stephen King’in hayranları çok hatırlayacaktır: 1979 tarihli The Dead Zone (Çağrı) romanında Greg Stillson adında, halkın öfkesini arkasına alan, popülist ve nükleer bir felakete yol açabilecek kadar gözü kara bir siyasetçi vardı. King’e göre Trump, Stillson’ın sadece bir kopyası değil, onun çok daha gelişmiş ve tehlikeli bir versiyonu…
Yazarın iddiası net: Kurgu, gerçeğin yanında sönük kaldı. Zira Stillson sadece bir kitap karakteriyken, Trump bugün dünyanın en büyük askeri gücünün ve nükleer kodlarının başında oturan korkunç bir karakter.
***
2025-2026 süreci, bu ikili arasındaki gerilimi adeta bir patlama noktasına taşıdı. ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik başlattığı saldırı, King’in sabrını taşıran son damla oldu. Sosyal medya platformu X’te adeta bir dijital gerilla savaşı yürüten King, Anayasa’nın savaş ilan etme yetkisini hatırlatarak takipçilerine bugünlerde çok tartışılan çağrıyı yaptı:
“O şerefsizi görevden alın!”
King’e göre Trump’ın durup dururken büyük şehirlere Ulusal Muhafızları göndermesi basit bir asayiş hamlesi değil, “adım adım otoriter bir devralma” operasyonu... Hatta yazar, 2026 seçimlerinin “OHAL / tehlike” bahanesiyle ertelenebileceği uyarısını da yaparak, Amerika’nın bir distopyaya doğru sürüklendiğini haykırıyor.
***
Polemik sadece siyasi arenada kalmıyor, kişisel boyuta da sıçrıyor. King’in, Trump destekçilerine “bir sosyopatı seçen aptallar topluluğu” demesi, Trump cephesinde infiale sebep olmuş durumda. Trump’ın sözcüsü Steven Cheung’un King için kullandığı “tam bir geri zekâlı” ifadesi, siyasi nezaketin yerini nasıl bir mahalle kavgasına bıraktığının en somut kanıtı.
Ancak King de sütten çıkmış ak kaşık değil. Takip ettiğimiz kadarıyla bazen öfkesi gerçeklerin önüne geçiyor: Trump’ın hiç çocuğu olmadığına dair yaptığı hatalı paylaşım gibi “geri tepen saldırılar”, muhafazakâr çevrelerin eline büyük kozlar veriyor.
Melania Trump’a yönelik “Sırça köşkte oturanlar taş atmamalı” çıkışı ise polemiğin aile fertlerine kadar uzandığını gösteriyor.
***
Stephen King, yıllarca okurlarına “O” (Pennywise) ile çocukluk korkularını anlattı. Ancak bugün görüyoruz ki, King için hiçbir palyaço, Trump’ın “Make America Great Again” şapkasından daha korkutucu değil!
Bir yanda kalemini kılıç gibi kullanan bir edebiyat devi, diğer yanda ise sosyal medyayı bir kitle imha silahına dönüştüren bir başkan…
***
Edebiyat dünyasında “Anti-Trump” cephesinin sancağını Stephen King taşıyor olsa da başkaca isimler de aynı kampta yer alıyor. Amerikan edebiyatının ağır topları, Trump’ın yönetim biçimini ortak bir paydada eleştiriyor: Gerçeğin erozyonu.
Margaret Atwood: Damızlık Kızın Öyküsü'nün yazarı, Trump dönemindeki kadın hakları ve dini muhafazakârlık tartışmalarına atıfta bulunarak, “Kurguladığım distopya bir rehber değil, bir uyarıydı; ancak görüyorum ki bazıları bunu bir kullanım kılavuzu olarak okumuş” diyerek King’in korkularına ortak oluyor.
George Saunders: Booker ödüllü yazar, Trump destekçilerinin mitinglerini bir tür “toplu histeri” olarak tanımlarken, Amerikan demokrasisinin temelindeki nezaketin kayboluşuna yas tutuyor.
Salman Rüşdi: İfade özgürlüğünün kalesi -tartışılsa da- sayılan Rüşdi, Trump’ın medyaya ve gerçeklere yönelik saldırılarını “totaliter rejimlerin ilk adımı” olarak betimliyor.
Bu isimlerin ortak noktası, Trump’ı sadece bir politikacı olarak görmemeleri, Amerikan kültürel dokusunu ve nesnel gerçekliği yok eden bir “karakter” olarak görmeleri…
***
Bu düellonun galibi kim olur biz Türkiye’den tam olarak göremiyoruz ama kesin olan bir şey var:
Amerika şu an tam da Stephen King’in yazmaya cesaret edemeyeceği kadar kaotik bir dönem yaşıyor ve görünen o ki, bu “korku hikâyesi” henüz son sayfasına gelmiş değil…
Özcan Ünlü / Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol