Trump'ın Kanada'yı parçalama oyunu

  • GİRİŞ07.05.2026 09:36
  • GÜNCELLEME07.05.2026 09:36

Dünya, ABD Başkanı Donald Trump’ın öngörülemezlik fırtınasında savrulurken, küresel siyaset artık diplomasinin değil, “jeopolitik kumarın” esiri olmuş durumda.

Trump, soykırımcı İsrail’in tahrikleriyle sürüklendiği İran’la savaş bataklığından bir türlü tam olarak çıkamıyor.

Savaşla barış arasında gidip gelen Trump yönetimi, aradığı o “mutlak zafer” yerine dünyayı devasa bir ekonomik sarsıntının içine çekmiş durumda.

Şu anda İran ve Hürmüz gündemine hapsolsa da Trump’ın dünya dengelerini savuran karanlık kasırgası sadece Orta Doğu’da esmiyor.

Küba’yı her fırsatta tehdit ederek sömürgeci zihniyetini sürdüren Trump, bir başka kritik hamlesini yüzyıllardır “en yakın müttefiki” olan Kanada’nın kalbine yapmaya hazırlanıyor.

Güncellediği Monroe Doktrini’nin gölgesinde Kuzey Amerika bölgesindeki kaotik hamlelerini sürdüren Trump’ın “51. Eyalet” rüyası artık bir retorik sapması değil, adım adım ilerleyen bir işgal ajandası.

Kuzeyin Fay Hattı ve Bağımsızlık Tiyatrosu

Gözünü Kanada’nın enerji şah damarı olan Alberta eyaletine diken Trump, ülkeyi içeriden parçalayacak bir “demokratik darbe” kurguluyor.

Dünya bir yandan İran’daki çıkmazı izlerken, diğer yandan yüzyıllık müttefikliğin nasıl bir “yeni sömürgecilik” operasyonuna dönüştüğüne şahitlik ediyor.

Çünkü kuzeyin o uçsuz bucaksız petrol sahalarını yutmak isteyen Trump için artık sınırlar kutsal değil; sadece ele geçirilmesi gereken birer ganimetten ibaret.

Kanada’nın batısında bir süredir derinden gerilen fay hatları, Alberta’da “bağımsızlık” referandumu için toplanan 302 bin imzanın pazartesi günü eyalet seçim kuruluna teslim edilmesiyle kırılma noktasına geldi.

Yaklaşık 170 milyar varil rezerviyle Kanada petrolünün yüzde 90’ına sahip olan Alberta, ürettiği zenginliğin merkezi hükümetin iklim politikaları ve vergi düzenlemeleriyle törpülenmesine yıllardır tepkili.

Günlük 3,6 milyon varillik petrol kapasitesine sahip Alberta, Kanada doğalgazının da üçte ikisini tek başına üretiyor. Kanada, Alberta’nın sahip olduğu kaynaklar sayesinde hem petrolde hem de doğalgazda dünyanın dördüncü üreticisi konumunda.

Böylesine stratejik öneme sahip Alberta’da merkezi yönetimin enerji politikalarına karşı duyulan öfke ve ekonomik anlaşmazlıklar şimdi sandıkta ülkenin kaderini sorgulatacak noktaya doğru ilerliyor.

Jeopolitik Kumarın Yeni Sahnesi: Alberta

Demokrasi maskesiyle sahnelenen bu “bağımsızlık” tiyatrosu, Kanada’nın toprak bütünlüğüne yönelik son yılların en ciddi meydan okumalarından biri olabilir.

Ayrılıkçı “Bağımsız Kal Alberta” (Stay Free Alberta) ve “Alberta Refah Projesi” (Alberta Prosperity Project) gruplarının organize ettiği bağımsızlık girişiminin perde arkasında ise Trump yönetimi yer alıyor.

ABD’li yetkililerin ayrılıkçı gruplarla en az üç kez gizli görüşmeler yapması, Alberta üzerinden kurgulanan kirli tezgahın somut kanıtı.

Halkın sadece yüzde 18’inin desteklediği bir harekete Washington’ın kapılarını açması, demokratik bir nezaket değil; jeopolitik bir müdahale olarak yorumlanıyor.

Bu gizli görüşmelerde ayrılıkçıların ABD Hazine ve Dışişleri yetkililerinden 500 milyar dolarlık kredi talebinde bulundukları da ileri sürülüyor.

Amaç, Kanada’nın ekonomik bel kemiği olan petrol ve doğalgazı Ottawa’nın elinden alıp doğrudan Washington’a bağlamak.

Eğer referandum gerçekleşir ve Alberta “bağımsızlık” yönünde bir adım atarsa, bu yalnızca Kanada’nın iç dengelerini bozmakla kalmaz; Alberta’nın ekonomik ve siyasi olarak ABD’ye yakınlaşması anlamına gelebilir.

Bu, “bağımsızlık” adı altında gerçekleşecek “gönüllü ilhak” süreci ve içerden çökertme hamlesi olarak yorumlanabilir.

Alberta’nın devasa doğalgaz ve petrol rezervleri Washington’ın koruması altına girerse, Kanada sadece bir eyaletini değil, geleceğini kaybedebilir.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in Davos’ta Alberta için “doğal ortak” ifadesini kullanması, sıradan bir dil sürçmesi değil; jeopolitik suikast olarak değerlendiriliyor.

Trump yönetimi, enerji bağımsızlığı için Alberta’yı Kanada’nın bir eyaleti olarak değil, ABD’nin “enerji üssü” olarak kurguluyor.

Sosyal medyada Kanada’yı ABD bayrağıyla kaplı haritalarla paylaşan Trump için Kanada eşit bir ortak değil; hizaya sokulması gereken, kaynakları zengin ancak yönetimi “zayıf” bir arka bahçe olarak görülüyor.

Kanada İçin Kırmızı Alarm

Alberta’daki bu ayrılık rüyasının önünde aşılması zor bir barajda bulunuyor. Teslim edilen imzaların doğrulanması sürecinde Kanada’nın yerli halkları (First Nations), “Bizim anlaşmalarımız Britanya Kraliyeti ile yapıldı, sizin maceracı referandumunuzla değil” diyerek süreci mahkemeye taşıdı.

Yerli toplulukların açtıkları dava üzerine imza doğrulama süreci geçici olarak durduruldu.

Bu karar, Kanada’nın anayasal bağlarının henüz tamamen kopmadığının bir göstergesi olsa da hukuki süreç tamamlanmış değil.

Ayrılıkçı gruplar ise referandumun 19 Ekim’de yapılması planlanan eyalet oylamasına eklenmesini hedefliyor.

Bu süreçte yerli toplulukların hakları göz ardı edilirse, yaşanacak bir kopuş sadece sınır değişikliği değil; ciddi bir hukuki ve siyasi kaos doğurabilir.

Böylesi bir kaotik tablo ise Trump yönetimine Kanada’ya müdahale için aradığı fırsatı sunabilir.

Kanada için kırmızı alarm anlamına gelecek Alberta’nın ayrılması, yalnızca toprak kaybı değil; enerji gücünün zayıflaması, ekonomik omurganın sarsılması ve ulusal birliğin çöküşü anlamına gelebilir.

“Masada Değilseniz Menüdesiniz”

Alberta Başbakanı Danielle Smith’in Trump ile kurduğu yakın temas ve referandum yasalarındaki manevraları, eyaletin rotasını çoktan güneye çevirdiğini gösteriyor. Smith, imzaların doğrulanması halinde referanduma götürülmesinden yana olduğunu açıklamıştı..

Kanada Başbakanı Mark Carney ve ekibi ise “küreselci” ilan edilerek Washington tarafından dışlanıyor.

Carney’nin Davos’ta yaptığı ve geniş yankı uyandıran “Masada değilseniz, menüdesiniz” çıkışı, aslında Kanada’nın Amerikan hegemonyasına karşı hayatta kalma refleksini yansıtıyor.

Trump’ın yayılmacı politikaları karşısında ABD’ye olan asimetrik bağımlılığını azaltmaya çalışan Kanada, Çin ve Asya pazarlarına yönelmiş durumda.

Müttefiklerin bağımsız bir dış politika izlemesine tahammül edemeyen Trump, Carney’in Çin ziyaretine öfkeyle “Çin seni çiğ çiğ yer” diyerek tepki gösterdi.

Uyuşturucu ve göçmen geçişlerini bahane ederek Kanada’ya karşı tarife, kota ve yaptırımları birer baskı aracı olarak kullanan Trump’ın iddiaları, ABD’nin resmi kurumlarının verileriyle de çelişiyor.

ABD Gümrük ve Sınır Koruma verilerine göre ülkeye giren fentanilin yalnızca binde 2’si Kanada sınırında ele geçirilirken, kuzey sınırından göçmen geçişleri minimal düzeyde kalıyor.

Ancak meselenin uyuşturucu değil “itaat” olduğu, 4,7 milyar dolarlık Gordie Howe Köprüsü üzerinden yürütülen mülkiyet tartışmalarıyla daha da belirginleşiyor.

İki ülke arasındaki ticaretin ana damarlarından biri olacak köprünün açılışını engellemekle tehdit eden Trump, altyapıyı diplomatik baskının parçası haline getirdi.

Kanada’nın milyarlarca dolar harcadığı bir projeye yönelik “Yarısı benim olmazsa açtırmam” yaklaşımı, diplomasinin yerini güç siyasetine bıraktığını gösteriyor.

Teslimiyet mi? Direnç mi?

Bugüne kadar adı çok duyulmasa da Kanada’nın enerji hazinesi Alberta, artık sadece bir eyalet değil; jeopolitik satranç tahtasının en kritik taşlarından biri.

Alberta, Amerika için rakibini içeriden zayıflatma, ekonomik bağımlılık oluşturma ve stratejik kaynaklara erişim sağlama hedeflerinin kesişim noktasında yer alıyor.

Eğer 19 Ekim’de o sandık kurulursa, Albertalılar sadece “Evet” veya “Hayır” demeyecek.Ya Kanada’nın ekonomik motoru olarak kalmayı ya da ABD’nin “51. eyaleti” olma yolunda ilk adımı atmayı seçecekler.

Ancak Trump’ın hesaplamadığı önemli bir gerçek var: Kanada toplumunun büyük çoğunluğu bu tür baskıcı ve müdahaleci yaklaşımlara karşı tepki gösteriyor.

Baskı arttıkça Kanada’da ulusal bilinç ve birlik duygusu daha da güçleniyor. ABD’de yapılan anketler ise ekonomik baskıyla Kanada’yı ülkeye bağlama fikrine desteğin oldukça düşük olduğunu ortaya koyuyor.

Sınırları hukuka değil güce göre şekillendirmeye çalışan bu yaklaşım, müttefikliği zayıflatıp bağımlılığa dönüştürüyor.

Alberta’da yaşanan süreç yalnızca bir eyaletin geleceğiyle ilgili değil; Kanada’nın egemenliğini nasıl koruyacağına dair bir sınav niteliği taşıyor.

Tarih, dış baskılar karşısında toplumların çoğu zaman daha güçlü bir dayanışma geliştirdiğini gösteriyor.

Kanada da bu süreçte ya bölünme riskine karşı koyacak ya da dış etkilerin yön verdiği yeni bir döneme girecek.

Alberta’da yaşananlar, sadece Kanada’nın değil, Kuzey Amerika’daki güç dengelerinin de geleceğini belirleyebilir.

Ertuğrul Cingil / Haber7

Yorumlar1

  • Misafir 56 dakika önce Şikayet Et
    Bu işe İngilizler ne diyor?
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat