Savaş ve sonrası için Ankara’nın bölge hesapları

  • GİRİŞ10.05.2026 08:50
  • GÜNCELLEME10.05.2026 08:56

ABD/İsrail/İran savaşından bağımsız olarak Türkiye’nin dış politikada odaklandığı başka bir ‘bölgesel gündem’ daha var. 

Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır ve Körfez’in diğer ülkeleriyle olan yakınlaşma, işbirliği ve ortak bir pakt oluşturma çabaları… 

Ankara’nın dış politika yapıcıları arasında yer alan üst düzey bir yetkili, bu çaba ve arayışlar için, “Zorunluluk” tabirini kullanıyor. 

Türkiye’nin dış politikasını yakından takip edenler, Gazze savaşının durdurulmasını da sağlayan, Ankara’nın öncülük ettiği, somut çıktıları da olan yeni bir takım gelişmelerin olduğunun farkındalar. 

Bu inisiyatifin amacını kabaca şöyle özetleyebilirim: 

Bölge ülkeleri arasındaki problem alanlarını çözerek, esasen en temel problem olan güvensizlik iklimini gidererek, savaşlardan, çatışmalardan bıkmış olan bu coğrafya da yeni bir düzen inşa etmek, barış, huzur ortamını tesis ederek güçlü bir geleceğe yürümek. 

İran savaşı bir paranteze alınabilirse eğer, Trump dönemi Amerikası’nın Ortadoğu vizyonuyla da örtüşen bir arayış bu. 

Trump’ın (Yine İran’da düştüğü tuzaktan çıkması halinde) Ortadoğu’nun bitmeyen savaşlarının ABD ekonomisi üzerine getirip yıktığı yükten kurtulmak istemesiyle, bu yükten kurtulmanın bir yolunun da Türkiye’nin öncülük ettiği bölgesel barış ve düzen arayışlarından geçmek olduğunun anlaşılması, yaklaşım ortaklığı anlamında bir paralellik durumunu beraberinde getiriyor. 

Bu paralellik, Ankara’nın sözünü ettiğim bölgesel barış ve düzen arayışlarını sürdürürken özgüvenini besleyen bir paralellik durumu oluyor diyebilirim. 

Daha kestirmeden söyleyecek olursak bu iş olursa ABD, (Şu an Beyaz Saray yönetiminde olanları kast ediyorum) buna mani olmayacak, hatta destek olacak.

Çünkü öyle bir tablo, Amerikayı sonu gelmeyen savaşlardan da kurtarmış olacak.  

(Ha, Amerikan dış politikasını Haçlı Seferi mantalitesine taşımaya çalışan Savunma Bakanı Hegseth gibi isimlerin sabote etme ihtimallerini de yabana atamayız, onu da vurgulayayım) 

SURİYE’DE ATILAN İLK ADIM… 

Aralık 2024’te Suriye’de BAAS rejiminin çöküşüyle sonuçlanan devrim süreci, ilk başta bölgenin Arap ülkeleri üzerinde bir tedirginliğe yol açmıştı. 

Bu tedirginliğin üzerine Arap Birliği’nin toplanıp, Şara aleyhine bir bildiri yayınlaması gündeme gelmişti. 

Bunu engellemek için Ankara bir plan geliştirdi ve hemen uygulamaya koydu. 

O günlerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bölge ülkelerine ziyaretleri oldu ve Ankara bölge ülkelerine şu mesajı verdi. 

“Suriye’nin başında kimin olduğundan bağımsız olarak, hangi konularda neler yapılması gerektiğine dair yazılı bir metin hazırlayalım. Sonra bu talepleri Suriye’nin yeni yönetimine iletelim. Kabul ederlerse onlarla birlikte yol yürümeye devam edelim”

Bu görüşmelerin neticesinde, Şara yönetiminden, bölgeye istikrarsızlık ihraç etmemesi, terör örgütleriyle iş tutmaması gibi talepler 4-5 madde halinde belirlendi. 

Sonra bu mesajlar Arap ülkelerinin talebi üzerine, yine Türkiye üzerinden Şam’daki yeni yönetime iletildi ve günün sonunda Suriye’deki yeni yönetim, kendi etrafındaki hemen hemen bütün ülkelerin hasmane tutumundan kurtulmuş oldu, hatta işbirliği kanalları açılmış oldu.  (İsrail hariç) 

Bu girişimin böyle bir sonuç vereceğinin başta öngörülmesi ise, bu planı uygulayanların muhakeme yeteneklerinin ne kadar geniş olduğunun bir göstergesi olarak görülebilir. 

En nihayetinde… 

Ankara’nın bölgesel barış ve düzen projesinin laftan ibaret olmadığını gösteren somut bir örnek oldu bu Suriye ile ilgili anlattıklarım ve Gazze için Eylül sonrasında sağlanan ilerleme. 

Bu örneği, Ankara’nın savaşlardan, çatışmalardan bıkmış olan bölgeyi yeni bir vizyonla geleceğe taşıma arayışlarını somut ve güzel neticelerinden biri olarak görebiliriz. 

ABD İLE İLK SOMUT İLERLEME… EYLÜL AYINDA BM’DE YAPILAN GAZZE TOPLANTISI…

Bölge ülkelerinin kendi sorunlarını kendi geliştirdikleri inisiyatiflerle çözme arayışlarının sonuç bir başka çıktısı Eylül ayında New York’te yapılan BM toplantıları sırasında karşımıza çıktı. 

Orada da yine Katar’la birlikte Türkiye’nin öncül bir rolü olmuştu. 

Körfez ülkelerine ABD ile olan özel ilişkilerini gündeme getirerek Trump’tan Gazze savaşını durdurma talebinde bulunmaları yönünde telkinlerde bulunuldu mesela. 

New York’ta Trump ile 8 Müslüman ülkenin liderleri arasında yapılan toplantıda Trump’a iletilen mesaj şuydu: 

“Bu savaşı bitirirseniz siz bitirirsiniz, sizden bunu rica ediyoruz”

Trump’ın ‘narsist’ kişiliğine okşayan bir yönü olmakla birlikte, Bölge ülkelerinin ortak bir sesle bir talebi gündeme getirmiş olması ve bunun sonuç getirmesi dikkat çekici ve gelecekte geliştirilebilecek başka inisiyatifler adına umut vericiydi. 

İRAN SORUNU… 

Savaşlardan etnik-mezhebi çatışmalardan bu bölgeyi kurtarma vizyonunun önünde İsrail dışına bir engel daha var: 

İran… 

İranlılar, Türkiye ve Pakistan’ı sevdikleri ülkeler arasında sayıyorlar. 

Ancak lafla eylem arasında uçurumlar var. 

PKK İran’ın verdiği destek sayesinde ayakta kaldığı görüşü ver Ankara’da. 

Pakistan’da da Belucistan bölgesindeki ayrılıkçı hareketleri İran’ın mütemadiyen kaşımasından duyulan rahatsızlık. 

Bu nedenle deniyor ki: 

“Bizler, İran’ın sevdiği ülkeler arasında yer alıyorsak, sevmedikleri ülkelerin halini siz düşünün”

İran’daki rejimin ‘hayatta ve ayakta kalma’ mücadelesinin ürettiği fobiyle ilişkili bir durum var ortada. 

Tarihsel Şiilik anlayışının dışında, 8 yıl süren Irak savaşının getirdiği genlere kadar işleyen bir takım kötü tecrübeler de bu durumu beslemiş belli ki. 

Her durumda, İran’ın kendisi ve vekilleri üzerinden etrafına istikrarsızlık yayma politikası bölgede barış ve huzur arayışlarını tehdit ediyor. 

O nedenle deniyor ki: 

“Bu savaşın bir an evvel bitmesini istiyoruz. Ve savaş bittikten sonra bölge ülkeleri olarak birleşip, İran’la adam akıllı bir konuşma yapacağız.”

Hem İran’ın çevresine dönük fobilerini yıkmak için, hem de bu ülkenin çevresine yaydırdığı negatif enerjiden kurtulmak için. 

Mehmet Acet / Haber7

 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat