Putin’in Çin Ziyareti
- GİRİŞ25.05.2026 09:15
- GÜNCELLEME25.05.2026 14:26
D. Trump’ın sonuçları bakımından zayıf ve birçok açıdan ABD aleyhine ilklerle dolu ziyaretinden sonra Xi’nin deyimiyle “Eski Dost Putin’in” Çin ziyareti gerçekleştirildi. Bu ziyaret Trump’ın ziyaretinden hayli farklıydı. Bir kere D. Trump’ın ABD'si ile gerilim dolu stratejik müzakereler söz konusuyken Putin’in ziyareti Rusya Çin arasındaki stratejik ortaklığın 25. yılında gerçekleşen bir dostluğun kapsamını genişletme hamlesi olarak dikkat çekmektedir. Rus Kommersant Gazetesi 2001 yılında V. Putin ile Çin lideri Jiang Zemin arasında imzalanan İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Antlaşmasına atıf yapmıştır. Kommersant’dan gazeteci Sergei Strokan “Putin’in önceki Çin ziyaretinde Ağustos sonu veya Eylül başı gibi yapılabileceği ön görülmekte iken tarihin Mayıs ayına öne alınması sembolik bir siyasi değer taşımaktadır” demektedir. Herhalukarda bunun ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla ve D. Trump’ın ziyaretiyle ilişkili olduğunu vurgulamaktadır.

Çin Liderliği Ukrayna Savaşından dolayı zor dönem geçiren Putin’e büyük devlet başkanı protokolü uygulamıştır. Yani D. Trump’a uygulanan protokol Putin’e de uygulanmıştır.
Aslında bu Çin’in daha da belirginleşen gücünü görmektedir; Çin bir devlete büyük devlet muamelesi ve tanımı yapabilir pozisyonu kazanmıştır.
Rusya Federasyonu ile Çin arasındaki siyasi ve güç ilişkisinden önce devasa ekonomik ve beşeri ilişkilerle birbirini tamamlayan ama aynı zamanda rahatsız eden simetrik bir puzzle söz konusudur. Özellikle ABD yaptırımlarından sonra Rus petrolünün, doğal gazının ve LNG’sinin en büyük alıcısı Çin’dir. Sadece Rus enerji hammaddelerinin değil; alüminyum, kömür ve bakır gibi diğer madenler ile kereste ve tarımsal emtiaların da önemli bir ithalatçısıdır. Bunun karşılığında Çin Rusya’ya traktörler, iş makineleri, ve çeşitli motorlu kara taşıtları, sanayii ekipmanları, elektrikli ısıtıcılar, matkaplar, vanalar, sübaplar, bilgisayarlar, monitörler, optik ve elektronik projeksiyon cihazları gibi endüstriyel üretimler, dayanıklı ev aletleri, tekstil ürünleri ve çeşitli sanayii bileşenleri ihraç etmektedir. Aslında Rusya Federasyonunun Ukrayna operasyonu öncesi üç büyük ticari partnerinden (Almanya, Hollanda ve Çin) biri olan Çin ile ithalat ve ihracat kalemleri ve oranları birbirine benzerdir.

Ancak, Ukrayna Savaşından dolayı ABD ve Avrupalı güçlerin Rusya Federasyonu ile ilişkileri düşmanca bir tutuma dönüşmüştür. Dolayısıyla geriye Çin ve İran gibi doğrudan Rusya’ya destek veren ülkeler ile Kazakistan, Kırgızistan gibi dolaylı olarak teknoloji ürünleri özellikle de savunma sanayii ve yardımcı ürünleri satan ülkeler kalmıştır. Alman Die Welt Gazetesi Avrupalı istihbarat kuruluşlarının bilgilerine dayanarak Çin’in kendi topraklarında Rus askerlerine gizlice eğitimler verdiği haberini yayınlamıştır. İstihbarat kuruluşlarının -doğal olarak- yorum yapmaktan kaçındıkları, olumlu olumsuz bir teyitte bulunmadıkları bu haberde “2025 sonunda 50’er kişilik Rus askeri gruplarına farklı bölgelerde Çin Halk Kurtuluş Ordusu tarafından eğitimler verildiği” bilgisi yer almıştır. Bu eğitimler “insansız sistemlerin kullanılması, dronlara karşı karşı elektronik tedbirler, modern savaş simülasyonları” olarak gruplandırılmıştır. Katılımcılar farklı rütbelerde ve farklı kuşaklardandır. Bunlardan bazıları Rusya’nın dronlar konusunda uzmanlaşmış elit Rubicon birliklerine mensupturlar. 2026 başında halen Ukrayna’da savaşan bazı birliklerde komuta düzeyinde bulunan bir düzine Rus askeri Çin’de eğitim almıştır. Die Welt niçin bu konuya eğildiğini adını vermeyen bir Alman Dışişleri yetkilisinin sözleriyle ifade etmektedir: “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı saldırıları ve saldırı tehditleri Avrupa güvenliği için de bir risk oluşturmaktadır”.

Aynı şekilde taktik planda Rusya da geçen yıl “zırhlı birlikler, topçu birlikleri, askeri mühendislik ve hava savunma birliklerinde” çalışan yaklaşık 600 Çin askerini eğitmiştir. Rusya ve Çin Ukraynada kullanılan Batı menşeli silah sistemlerinin, özellikle çok namlulu roketatar himars’lar veya Amerika tarafından Ukrayna’ya sağlanan patriot hava savunma sistemlerinin bilgilerini paylaşmışlardır. Modern savaşlarda her savaş bölgesinin adeta bir savunma sanayii fuarı işlevi gördüğünü daha önce belirtmiştik. Bu gerçeğin bir de diğer yüzüne bakmakta yarar vardır. Bu da savaş sırasında kullanılan silahların kodlarının, sistemlerinin, mekanik ve mühendisliğinin, vb çözümüdür. İran Savaşından önce yapılan Pakistan Hindistan Savaşında Pakistan Hava Kuvvetlerinin kullandığı Çin yapımı PL-15E füzeleri Hindistan Hava Kuvvetlerine ait Rafale uçaklarını düşürmüştü. Ancak, bu savaştan sonra kendini imha yeteneği planlanmamış Çin yapımı J-17 veya J-10C uçağından fırlatıldığı tahmin edilen bir PL- 15E füzesi Hindistan içinde düştüğü yerden alınmış ve Hindistan Savunma Araştırma ve Geliştirme Teşkilatı tarafından incelenmiştir. Bu Kurum tarafından PL- 15E füzesinin haberleşme şemaları ve radar karakteristikleri analiz edilerek elektronik harp veri tabanlarına aktarılmıştır. Yürütülen incelemeler sonucu füzenin frekans çevikliği mantığı, radar yayınları ve veri bağı formatlarının çözüldüğü bildirilmiştir. Bu erişilen bilgi ve çözümlemenin sistemlerin bilgileri Hindistan Hava Kuvvetleri tehdit kütüphanesine eklenmiştir. Haberi bir Fransız Savunma Dergisi vermiştir. (Savunmatr.com sitesi, Kübra Demirbaş; “Hindistan, Pakistan’dan ele geçirdiği Çin yapımı PL- 15E’nin verilerini çözdü” haberi; 21/05/2026). Bu haberdeki veri çözümü Hindistanı olduğu kadar Fransa’yı da ilgilendirmektedir; zira iki Rafale uçağının düşürüldüğü bildirimi yapılmıştır. Her ne kadar uçakların düşürülmesi Pakistan Hava Kuvvetlerinin kullandığı uçaklardan daha üst versiyon ise de fırlattıkları füzelerin menzili daha kısadır. Bu açıdan, PL- 15E füzelerinin kod çözümü Fransa için de değerli bir başarıdır. Eğer bu füzelere yönelik etkili bir önleme başarısı gösterilmez ise bu Fransız Rafale uçakları için de olumsuz bir referans oluşturacaktır.
Bundan dolayı sahada savaş sonrası da Fransız Hindistan ortak çalışması yapıldığını düşünüyorum. Benzeri bir durumun Rusya ile Çin arasında geliştirildiğini anlamak mümkün. Paragrafın başında belirttiğim çok namlulu roketatarların, patriot benzeri savunma füzelerinin ve diğer Batı menşeli silah bilgilerinin, kalıntılarının ve bıraktıkları izlerin paylaşımı sahada ortak silah sistemleri istihbaratının geliştirilmiş olduğunu göstermektedir. Ukrayna savaşının başladığı 2022’den beri Moskova ile Pekin arasında ekonomik alanda olduğu kadar askeri alanda da sıkı bir işbirliği gözlemlenmektedir. Özellikle ekonomik alanda Çin Rusya için bir can simiti işlevi görmüştür. Amerika’nın CAATSA ve AB’nin diğer yaptırımları ile boğulmaya çalışılan Rusya Uzakdoğu’da Çin devi ile doğalgaz ve petrol boru hatları üzerinden yaşamsal bir bağ kurmuştur. Keza Ukrayna savaşı için Çin Rusya’ya istediği herşeyi vermese de bazı silah sistemlerini vermiştir. Dolayısıyla Çin ve Rusya arasındaki işbirliği savaş sahasına kadar inmiş durumda diyebiliriz.

ZİYARETİN STRATEJİK KAZANÇLARI
20 Mayıs’ta Pekin'de bir araya gelen iki lider 20 civarında stratejik değerde küresel işbirliği, enerji, ulaşım, vb konularda işbirliği anlaşmaları da imzalamışlardır. Ancak, bu işbirliği anlaşmalarının iki ülkeyi de diğer güçlerle işbirliği çerçevesinde mutlak anlamda bağlayıcı olmadığı taraflarca vurgulanmıştır. Her iki ülkenin liderleri de ülkelerin "Bağımsız ve egemen" bir dış politika izleyeceklerini ifade etmişlerdir. Özellikle Rus medyasında Putin, "En önemlisi, Rusya ve Çin bağımsız ve egemen bir dış politikaya bağlı, yakın stratejik işbirliği için birlikte çalışıyorlar ve küresel sahnede önemli bir istikrar rolü oynuyorlar" demiştir. Ziyaret sırasında 25 yıllık dostluk antlaşmasının yenilenmesi, demiryolları inşasına dair anlaşma ve şehircilik alanındaki anlaşmalar kamuya açık bir şekilde imzalanmışlardır. Putin ayrıca Rusya'nın Çin'e enerji hammaddesi tedarik etmeyi sürdürmeye hazır olduğunu söylemiştir. Bu ABD’nin Çin’e okyanuslarda uyguladığı açık hale gelmeye başlanan ablukasının ve İran üzerinden yaptığı başarısız hamlenin Çin açısından etkisini azaltıcı bir tutumdur. Ayrıca özellikle Rusya'nın Çin ile ticari ilişkilerinde son derece aleyhine olan açığın kapatılması için elinde tuttuğu altın kozu ifade etmektedir.
Şi Jinping ise Çin-Rusya ilişkilerinin "yeni bir zirveye ulaştığını" ve "yeni bir döneme girdiğini" söylemiştir. Bu cümlede Çin’in Zirveye stratejik bir değer yüklediğini, iki ülke arasındaki ilişkilerin somut göstergeleri önemli olmakla birlikte stratejik işbirliğinin daha değerli olduğunu göstermektedir. Bunun yanında, Çin böylesi soyut tanımlamaların içini kendi lehine verilerle doldurma konusunda daha yeterlidir.
Ancak, bağımsız ve egemen dış politikaya bağlı işbirliği konsepti henüz mutlak değer kazanmış değildir. Bu tanım iki ülkenin özgüvenini gösterdiği gibi karşılıklı mutlak bir bağlılığın da eksikliğini göstermektedir. Nitekim Putin'in yüksek profilli Pekin ziyaretine rağmen, ki bu ziyaretten doğalgaz boru hattı ile ilgili olumlu bir sonuç beklenmekteydi, Sibirya'dan Çin'e doğalgaz taşıması planlanan büyük boru hattı (Sibirya Gücü- 2) anlaşması hâlâ sonuçlandırılamamıştır. Dimitri Peskov, Rusya ile Çin arasında "Sibirya'nın Gücü 2" doğal gaz boru hattı konusunda genel bir anlayış bulunduğunu ancak ayrıntılar üzerinde hâlâ anlaşmaya varılması gerektiğini söylemiş; proje için net bir takvimin henüz belirlenmediğini ifade etmiştir. Bu boru hattı projesi tamamlandığında büyük montanda doğalgaz taşıyacaktır. Rusya'nın enerji hammaddesi tedarik kapasitesi Çin’e karşı Rusya için önemli bir koz olmakla birlikte Çin’in yaptırım uygulanan Rus petrolünün ana alıcısı konumunda olmasından dolayı Moskova'nın ekonomik olarak Pekin'e büyük ölçüde bağımlı olması sonucunu da doğurmaktadır. Dolayısıyla küresel enerji uzmanları Çin’in tedarik kaynaklarını değiştirebileceğini, Rusya'nın da yeni talep dengelerine kavuşabileceğini gözden kaçırmamaktadırlar. Doğal olarak her olay iki ülke için aynı sonuçları doğurmamaktadır, bu yönden karşılıklı bağlayıcılık konusunda bir dereceye kadar egemen davranma marjı kabul edilmiştir. Mesela Ukrayna savaşı konusunda Çin Rusya’yı kınamamış, bazı silah sistemleri vermiştir, ama mutlak anlamda savaşa dahil olmamıştır. Ziyaret sonrası Kremlin tarafından yapılan açıklamada ise Ukrayna Savaşında Çin’in “Tarafsız ve objektif” tutumuna ilişkin “olumlu” Rusya yargısı ifade edilmiştir. Açıklamanın üslubu “Rusya'nın da büyük güç olduğunu” hissettirir mahiyettedir.
Keza Hürmüz Boğazındaki savaş Rusya’nın petrol ve doğal gaz arzında pozisyonunu güçlendirmekte, Çin’in ise tedarik kaynaklarına erişimini kısıtlamaktadır. Bu Rusya Çin denkleminin her iki ülke için bağımsız değişkenler, faktörler içerdiğini göstermektedir. Savaş Kısıtlılıkları İran Savaşı üzerinden yaşanan son küresel savaş provasında ve öncesindeki Venezuela operasyonu ile okyanuslardaki büyük kargo gemilerinin seyrüsefer kabiliyetinin Amerika tarafından sınırlandırılmasında bazı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Kutluk Amiralin de dediği gibi Çin henüz ABD ile okyanuslarda savaşacak noktada değildir. Keza Rusya da ekonomik, finansal ve organizasyonel açıdan elverişsiz durumdadır. Bu durumda iki güç de proaktif ve re’sen hareket imkanına sahip değildir. Ancak ABD’nin başarılı veya başarısız küresel operasyonlarına göre tutum almak çerçevesince hareket marjları bulunmaktadır. Henüz her iki ülkenin askeri birikimi ABD ile mücadele edecek durumda değildir. Bu da Amerika’yı dizginleme konusunda mutlak güç sahibi olmadıkları gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.

Çin ve Rusya kendi topraklarını ve çevresel deniz alanlarını koruyabilecek duruma erişmişlerdir. Ancak, ABD’ye karşı saldırı kapasitesine sahip değildirler. Bu Rusya'nın uzun menzilli kıtalararası balistik ve hipersonik füzelerine rağmen böyledir. Ancak, Çin artık Pakistan ve-Hindistan Savaşı, İran Savaşı gibi iki büyük olayda savunma ürünleri transferi yaparak savaşlarda savunma anlamında etkili olacağını göstermiştir. Amerika'nın ise artık dünyanın her yerinde mutlaka başarılı askeri operasyon veya müdahale yapabilmesi kısıtlanmıştır. Ayrıca Okyanuslar ortasındaki bu anakara mutlak güvenlik parametrelerine sahip değildir. Küresel güçlerin askeri güçleri birbirine yakınlaştıkça savaş riski daha da yükselmektedir. Güçlerden birinin bariz üstünlüğe sahip olması şaşılacak derecede barış ortamına katkı sağlayıcıdır. İki gücün de zayıf olması savaşı engelleyici olabilir. Ancak, güçler dengesi dinamik bir şekilde yaklaştıkça savaş riski de yükselmektedir.
Bu yükselen savaş riski özellikle kendini hedef ülke gören devletler için yeni ittifak arayışlarını artırmaktadır. ABD varoluşsal bir stratejik hata yaparak dünyadaki standart üzeri güçleri hedef haline getirmiştir. Bundan eski müttefiki Avrupalı güçler de nasibini almıştır.
Dolayısıyla Amerika ile küresel güçlerin ucu açık müzakerelerinin devam etmesi; söz konusu güçlerin kendi aralarındaki ittifak arayışlarının ucu açık olması küresel denklemin her an değişebileceği kuşkusu ve ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Bu durum birçok devlet için geçerlidir. Haliyle büyük güçler dahil bütün küresel güçler yüksek harp etkisi ve basıncı altında hızlı ve karmaşık bir hareketlilik içindedirler. Dolayısıyla ittifaklar geçicidir, yönelimler mutlak mahiyette değildir. Bu tam anlamıyla küresel güvensizlik ortamının alametidir. Bu güvensizlik ortamı da bir savaş kısıtlılığıdır. Birçok durumda kısıtlılık bir engel durumunu ifade eder. Ama burada bu konuda kısıtlı olmak tedbir ve temkine vesile olur. Bu kısıtlılığı göz ardı ederek geçici ittifaklara güven besleyen güçler hata yapabilirler. İki büyük dünya savaşında da ittifaklar son ana kadar kesinlik kazanmamıştır. Bazı devletler kendi müttefiklerinin kolay avı olmuşlardır.
Bundan dolayıdır ki, şimdiki görünüşte ateşkes hali yeni savaşa hazırlanmak için kazanılan bir zamandan başka birşey değildir. Özellikle birinci sınıf güçler henüz bütün imkanlarını savaş için seferber etmiş değildirler. Daha derin, şiddetli bir küresel savaş için hazırlıklar yapılmaktadır. Bu kapsamda, küresel güçlerin iç ve dış ittifak sistemlerini bir analize tabi tutarsak, ilk önce Çin’in iç bütünlüğünü diğerlerine göre en üst düzeyde sağladığını, iç barışını ekonomik kalkınma ile takviye ettiğini, savaştan uzak durarak ama dış bölgelerdeki savaşlara kritik ve uygun silah sistemleri transfer ederek hayati dokunuşlar yaptığını, küresel ve bölgesel ittifak sistemini geliştirdiğini gözlemlemekteyiz. Rusya ile ilişkileri bu anlamda dikkat çekicidir. Eski ve elinde hala ciddi silah sistemleri tutan ama ekonomisi çok zayıf bir güce hala büyük güç muamelesi yaparak yanına çekmesi tipik Çin davranışıdır.
Rusya ise iç muhalefetini bazen güç ile bazen de konjonktürel olarak yatıştırmış görünmektedir. Gerçi bu durum Çin’in istikrar kazanmış pozisyonundan çok uzaktır. Ancak, Trump yönetiminin kibirli politikaları nedeniyle Avrupalı güçlerin ayrık bir güç olarak ortaya çıkmaya başlaması, ABD rekabetinden ve büyük enerji hammaddesi ihtiyacından dolayı Çin’in büyük müttefik ihtiyacı Rusya'nın elini rahatlatmıştır.
ABD elinde tuttuğu tarihin en büyük silah ve donanma gücüne rağmen iç barışında sorunlar yaşamaktadır. Keza geleneksel müttefikleriyle bile ayrışma içindedir. Avrupalı güçler ise uzun süredir uzak durdukları savunma harcamaları ve üretimleri açısından ani bir sıçrama yapmışlardır. Eğer eksikliklerini tamamlayacak yeterli bir süre kazanırlarsa, yani zamanını tayin etmedikleri bir savaş çıkmazsa, Almanya’nın önemli bir askeri güç olarak ortaya çıkması mukadderdir. Bunun önündeki ABD ve İngiltere engeli önünden kalkmış durumdadır.
Ayrıca Almanya periferisindeki küçük devletlerle de ittifak sistemini güçlendirmeye çalışmaktadır. Benzeri bir durum Japonya için de geçerlidir. Bütün bu tasvir etmeye çalıştığım durum normal motivasyonlar ile gerçekleşmemektedir. Buna savaşın ateşi ya da savaşın kısıtlaması diyebiliriz. Askeri üretim mekanizmalarının olağanüstü hızda çalışmaya başlaması savaşın ateşindendir kuşkusuz. Olağan dönemlerde önemli olan değerlerin, ilişkilerin, birikimlerin önemsiz görülmeye başlaması da savaşın kısıtlamalarındandır. Bugünün savaşını sadece büyük askeri üretim yapan ya da büyük enerji hammaddelerini veya madenleri elinde tutan güçler değil; aynı zamanda savaşın ateşini dengeleyebilen, savaşın kısıtlılıklarını makul seviyeye çekip, geleceğin toplumları için daha iyi bir hayat umudu ve modeli yaratabilen güçler kazanacaktır.
Yorumlar1