Kazananı Olmayan Kirli Savaş
- GİRİŞ18.06.2026 11:53
- GÜNCELLEME18.06.2026 11:55
Tarih boyu savaşlar kazananlar ve kaybedenler üzerinden anlatıldı. Ancak Amerika’nın, İsrail’in tahrikleriyle girdiği karanlık İran savaşı, zafer kürsüsünün boş kaldığı en güncel örnek olarak tarihe geçiyor.
Yüz günden fazla süren bu karanlık yıkımın ardından mutabakat zaptı için ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud tarafından resmi imzalar atılsa da taraflar arasında temkinli bir hava hakim.
İsrail’in devam eden saldırgan tavır nedeniyle kırılganlıklar taşıyan barış, pamuk ipliğine bağlı; çünkü İsrail’in süreci sabote etme riski ve Lübnan’daki katliamları sürüyor.
Türkiye ise başından beri Cumhurbaşkanından Dışişleri Bakanına kadar, bölgemizi kana bulayan bu kirli savaşın sona ermesi için Pakistan, Katar ve Mısır’la birlikte en büyük diplomatik çabayı harcayan ülkelerin başında geldi.
Şimdi ABD Başkanı Donald Trump’tan İsrail’in soykırımcı Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya ve İran’a kadar herkes kendi kamuoyuna bir "zafer hikâyesi" anlatma telaşında.
Oysa propaganda gürültüsü sustuğunda geriye kalan tek şey; binlerce sivilin kaybı, şehirlerde ve altyapılarda devasa yıkım, ağırlaşan insani durum, çöken güvenlik algısı ve ağır yara alan küresel ekonomi.
Aslında ortada kutlanacak bir zafer değil; paylaşılacak devasa bir enkaz ve kayıplar bulunuyor.
AMERİKA’NIN PAHALI GÜÇ GÖSTERİSİ
Venezuela’daki hızlı sonuçlar Trump yönetiminde tehlikeli bir özgüven patlamasına yol açmıştı. Trump’ın bu zafer sarhoşluğunu ve egosunu bir manivela gibi kullanan Netanyahu, peş peşe gelen stratejik kışkırtmalarla Washington’ı İran bataklığına çekti.
Trump; CIA ve askeri kurmaylarının uyarılarını hiçe sayarak Netanyahu’nun kanlı ajandasında bir figürana dönüştü.
Süreç boyunca tam 40 kez "Anlaşmaya çok yakınız" nakaratını tekrarlayan Trump, bir gün İran’ı "haritadan silmekle" tehdit edip ertesi gün "barışa hazırız" diyecek kadar ilkesiz bir pragmatizm sergiledi. Ancak beklenen hızlı zafer gerçekleşmedi.
Kriz uzadı, maliyet büyüdü ve savaş giderek bir çıkmaza dönüştü. Bu jeopolitik zikzaklar; müttefikine güven vermeyen, düşmanını ise caydıramayan bir liderlik fiyaskosudur.
ABD’nin mühimmat stoklarında bazı kalemlerde üçte bir, bazılarında ise yarıya yakın erime oldu. Harcanan kritik Tomahawk ve Patriot füzelerini yerine koymanın 1 ila 4 yıl süreceği değerlendiriliyor.
Milyarlarca dolarlık uçak gemileri, savunma sistemleri ve bölgeye sevk edilen devasa askeri güç, Amerika’nın üslerini bile koruyamadı.
“Yüzen Kale” olarak adlandırılan uçak gemileri; çıkan yangınlar ve lojistik fiyaskolarla savaş makinesi olmanın ötesinde, Kızıldeniz’e sıkışma tehlikesi yaşayan birer barut fıçısına dönüştü.
Bu askeri enkaz, Trump’ın siyasi kariyerinde de devasa bir çatlağa yol açtı.
Önünde 3 Kasım ara seçimleri bulunan Trump, halk desteğinde tarihi bir erimeyle karşı karşıya.
Yapılan son anketler Trump’ın halk desteğinin yüzde 40’ın altına, İran savaşına onayın ise yüzde 30’un altına gerilediğini gösteriyor.
Özellikle “Önce Amerika” söylemiyle şekillenen MAGA tabanında bile İran savaşına ve İsrail’e karşılıksız verilen desteklere yönelik ciddi eleştiriler yükseliyor.
İSRAİL’İN STRATEJİK HÜSRANI VE İRAN’IN DİRENİŞİ
Soykırımdan ve katliamdan beslenen İsrail, bölgenin en gelişmiş askeri teknolojisini sahaya sürse de İran’a diz çöktüremedi; rejimi yıkamadı, nükleer altyapıyı yok edemedi.
İlk hafta içinde Dini Lider Ali Hamaney dahil 50’ye yakın üst düzey isme suikast düzenlese de İran’ın devlet yapısını sarsamadı.
Aksine, o “efsanevi” Demir Kubbe kevgire döndü, halk sığınaklardan çıkamaz oldu. İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki vahşeti ise dünyada kuşaklar boyu sürecek bir öfke dalgası oluşturdu.
İmzalanan barış zaptını da bir türlü hazmedemeyen Netanyahu, Trump’ın ağır hakaretlerine rağmen süreci sabote etmek için her türlü provokasyonun peşinde.
Ancak İsrail kısa vadede bazı taktik ve askeri mevziler kazansa da katliamlarıyla tarihin utanç sayfalarına kara bir leke olarak geçti.
İran ise dış baskılara boyun eğmedi, Hürmüz Boğazı’nı bir enerji silahına dönüştürerek dünyaya ağır bedeller ödetti. Ancak asimetrik olarak ayakta kalsa da lider kadrosunun kaybı, çöken altyapısı ve ağırlaşan ambargolarla bu kirli savaşın faturasını İran toplumu yıllarca hissedecek.
KÖRFEZ’İN GÜVENLİ LİMAN EFSANESİ YIKILDI
Güvenliği parayla satın alıp Amerika’ya emanet eden Körfez ülkeleri için kabus gerçek oldu.
Dubai’den Riyad’a kadar "güvenli yatırım merkezi" olarak pazarlanan bölgede petrol tesisleri vuruldu, sigorta maliyetleri fırladı ve milyarlarca dolarlık güvenlik mimarisi ilk fırtınada yerle bir oldu.
Artık Körfez’de şu soru yüksek sesle soruluyor: “Amerika kendisini bile koruyamazken bizi nasıl koruyacak?”
Bu kirli savaşın etkileri yalnızca Orta Doğu ile sınırlı kalmadı. Enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, küresel ticaret yollarındaki riskler, yükselen sigorta maliyetleri ve yatırımcı güvenindeki bozulma dünya ekonomisini yeni bir türbülansın içine sürükledi.
Çünkü günümüz dünyasında bir füze yalnızca düştüğü yeri vurmuyor; küresel ekonominin tamamına şok dalgaları gönderiyor.
ÇİN VE RUSYA’NIN JEOPOLİTİK HASADI
Bu kirli savaşta Amerika, istediği desteği alamadığı Batılı müttefikleriyle karşı karşıya gelirken; küresel güç rekabetinde ellerini ovuşturarak sahneyi izleyen iki aktör var: Çin ve Rusya.
Bu savaş, her iki ülke için de Amerikan hegemonyasının zayıflamasını sağlayan bir jeopolitik piyangoya dönüştü.
Çin; Washington’ın askeri kapasitesini, mühimmat üretim sınırlarını ve hava savunma zafiyetlerini canlı yayında, laboratuvar titizliğiyle takip etti.
Pentagon’un Orta Doğu’ya gömülmesiyle birlikte, Güney Çin Denizi’ndeki güvenlik dengesinde ABD aleyhine devasa boşluklar oluştu.
Pekin şimdi Tayvan ve Pasifik hattında çok daha rahat hareket ediyor. Ayrıca Çin, kendini dünyaya "öngörülemez, saldırgan ve mühimmatı tükenmiş bir Amerika’ya karşı güven veren, arabulucu ve rasyonel bir küresel lider" olarak pazarlıyor.
Diplomatik ilişkilerini güçlendirirken, küresel olarak Washington’ın bıraktığı güven boşluğunu dolduruyor.
Rusya ise Hürmüz’deki enerji krizi sayesinde adeta ekonomik bir can suyu buldu. Küresel petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine fırlamasıyla, Moskova’nın petrol ihracat gelirleri tavan yaparak aylık 9 milyarı bulan ek gelir sağladı.
Batı’nın uyguladığı sert ambargolar, petrol açlığı çeken dünya piyasaları nedeniyle fiilen yumuşatıldı.
Daha da önemlisi, Orta Doğu’daki yangın Ukrayna’yı gündemin arkasına itti. Kiev’e gidecek Patriot ve HIMARS mühimmatları Körfez’de tüketildiği için Ukrayna askeri olarak yalnızlaştı; Rusya cephede rahatladı.
Rusya üzerindeki diplomatik ve askeri baskı hafiflerken, Moskova hem cephede rahat bir nefes aldı hem de kasasını milyarlarca petrol dolarıyla doldurdu.
EMPERYAL KİBRİN ENKAZI
Bu savaşın sonunda Amerika daha güçlü, İsrail daha güvende görünmüyor. İran daha müreffeh, Körfez ülkeleri daha huzurlu, dünya ekonomisi daha istikrarlı hale de gelmedi.
Aksine, savaşın oluşturduğu kaotik girdap herkesi içine çekerek ağır sonuçlar doğurdu. Buna rağmen her taraf kendi zafer hikâyesini anlatmaya devam ediyor.
"Kazananı olmayan kirli savaş", arkasında enkaz haline gelmiş şehirler, binlerce sivil can kaybı, tükenmiş kaynaklar ve çökmüş ekonomiler bıraktı.
Trump seçimlerde güç kaybetmemek için barış yapmak isterken; savaşı sürdürmek için her türlü kirli yola başvuran Netanyahu, yarattığı vahşetin ortasında kalıcı bir zafer elde edememenin hüsranını yaşıyor.
Sahne arkasında ise Washington’ın bataklığa saplanışını izleyerek küresel liderlik yolunda yürüyen Çin ve enerji kartıyla ekonomisini tahkim eden Rusya duruyor.
Bu kirli savaş, emperyal kibrin ve piyon diplomasisinin dünyaya ödettiği en ağır bedeldir.
Ve bu kirli oyunun tek bir gerçeği var: Savaş lordları masada el sıkışırken, faturayı her zamanki gibi masum halklar ödüyor.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol