Macron ve Merz Starmer'dan farklı mı?
- GİRİŞ27.06.2026 08:58
- GÜNCELLEME27.06.2026 10:41
2010-2016 David Cameron, 2016-2019 Theresa May, 2019-2022 Boris Johnson, 2022 Liz Truss, 2022-2024 Rishi Sunak, 2024-2026 Keir Starmer...
14 yıllık Muhafazakar Parti, 2 Yıllık İşçi Partisi iktidarı...
Sayısız kriz sonucu siyasi istikrarsızlık ve umutla sandığa koşup yine mutsuz olan halk...
İngiltere'deki son istifa muhtemelen Avrupa'daki son istifa değil. Starmer'ın düşüşü ile Batı'nın yapısal krizi aynı hastalığın belirtisi...

STARMER SEÇMENİ NASIL KAYBETTİ?
Biraz daha açalım son ifadelerimizi.
Batı'nın merkez partileri, uzun zamandır kendi seçmenlerini inandıracak bir gelecek anlatısı sunmaktan yoksun.
Örneğin Starmer liderliğindeki İşçi Partisi, Temmuz 2024'te büyük bir parlamento çoğunluğu elde etti. Ancak bu başarı, halkın Starmer'ın sunduğu geleceğe veya vizyona aşık olmasından kaynaklanmadı. İngiliz seçmen, yukarıda da saydığımız gibi Cameron'lar, May'ler, Johnson'lar, Truss'lar, Sunak'lar tarafından yoruldu. Muhafazakar Parti'yi cezalandırmak için sandığa giden halk da İşçi Partisi güçlü bir gelecek anlatısı sunduğu için değil, tek alternatif olduğu için oy verdi Starmer'a.

Sol seçmenin beklentisi basitti. Kamu hizmetleri düzelsin, sağlık sistemi nefes alsın, hayat pahalılığı azalsın. Koronavirüs sürecinden bu yana sağlıkçılar, öğretmenler, işçiler sürekli protesto düzenleyip Başbakanlık Ofisine yürüyordu.
Merkez ve sağ seçmen ise göçmenlik krizinin sona ermesini istiyordu.
Peki Starmer ne yaptı? Hem sol seçmenin sorunlarını çözeceğini söyledi hem de sağ seçmene şirinlik yapmak için göçmenlere yönelik söylemlerini sertleştirdi. Ne sol seçmenin beklentisini karşıladı, ne sağ. Üzerine söylemleri ve eylemleriyle iki tarafın desteğini de kaybetti.
Mandelson skandalı ve ara seçimlerdeki hezimet tuzu biberi oldu bu sürecin. Gazze'de tutarsız bir tutum, Brexit'ten geri adım atmama, katı bütçe kuralları derken kopuş her yönden derinleşti. Büyük bir seçim galibiyetiyle gelmesine rağmen, toplumdaki o derin tatminsizliği tedavi edemedi. Sonuçta da "Daha iyi bir lidere ihtiyaç var" diyerek çekildi koltuğundan.
AVRUPA’DA DURUM FARKLI MI?
Neden "Muhtemelen Avrupa'daki son istifa değil" diyoruz, burayı detaylandıralım şimdi de.
Fransa'ya bakalım. Macron Cumhurbaşkanlığında Fransa tam 6 Başbakan değiştirdi. 2017-2020 yılları arasında Edouard Phillippe, 2020-2022 Jean Castex, 2022-2024 Elisabeth Borne, 2024 Gabriel Attal ve Michel Barnier, 2024-2025 François Bayrou. Yedinci başbakan da 2025'te gelen Sebastien Lecornu.
"Ben yaptım, Oldu" siyasetinin önde gelen temsilcilerinden Macron. Emeklilik yaşını halka rağmen meclisin onayına sunmadan zorla geçirdi. Halk, "Cumhurbaşkanı bizi dinlemiyor" demeye başlayınca Macron faturayı dönemin başbakanı Elisabeth Borne'a kesti.
Tıkanıklığı aşmak için risk alıp erken seçime gitti meclis çoğunluğunu sağlamak için. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Meclis üç parçaya bölündü. Sol ittifak, Macron'un merkez bloku ve Aşırı Sağ.
Akabinde, bu bölünmüş meclis yapısı yüzünden Macron kimi başbakan yaparsa yapsın, meclisteki diğer partiler birleşip hükümeti düşürmeye başladı. Michel Barnier ve ardından gelen François Bayrou, sırf bütçe kesintileri ve ekonomik önlemler yüzünden mecliste güvensizlik oyuyla düşürüldü.
Şimdi bu resme bakınca, halk memnun olabilir mi Macron'dan? Elbette değil. 2017 seçimlerinde de 2022 seçimlerinde de ehvenişer kontenjanından cumhurbaşkanı koltuğunda kaldı. Rakibi Marine Le Pen'di. Avrupa o zamanlar bu kadar şiddetli aşırı sağ eğilim göstermiyordu.
Macron da tıpkı Starmer gibi eski, elit bir bürokrat. "Ben devleti rasyonel ve profesyonel yöneteceğim" dedi. Ancak halk ekonomik olarak sıkıştıkça, emeklilik yaşı uzatıldıkça bu "teknik" dil halkı öfkelendirdi. Görüldüğü üzere İngiltere'de de Fransa gibi kitleleri peşinden sürükleyecek, kalplere dokunacak bir gelecek vizyonu bulunmuyor.
ALMANYA’NIN LİDERİ VAR MI?
Bir de Almanya'ya bakalım.
Starmer'ın istifasından sonra sıranın Friedrich Merz'de olduğu iddia edilmişti. Nedenlerine göz atalım.
Merz 2025'in başında aldı partiyi. Selef'i Scholz tıpkı Starmer ve Macron gibi "Ben koalisyonu yöneteceğim, uzlaştıracağım" dedi. 2021'de üç partiyi bir araya getirdi: SPD, Yeşiller ve FDP. Bunlar ideolojik olarak birbiriyle çelişen partilerdi. Yeşiller daha fazla harcama istiyordu, FDP ise tam tersine borç freni kuralına sıkı sıkıya bağlıydı.
Bu uçurumu kapatmak yerine üç yıl boyunca sadece erteledi. Koalisyon, Ukrayna savaşı, enerji krizi ve ekonomik durgunlukla sarsılırken Scholz çözüm üretemedi. Liderlik etmek yerine arabuluculuk yaptı. Halbuki halk arabulucu değil, yön gösteren biri istiyordu.
İşte böyle bir profilin yerine geldi Merz.
"Ben farklıyım, kararlıyım, reformcuyum" diye gelse de aynı kısır döngüye girmekten kurtulamadı.
Vaat ettiği ekonomik reformlar hayata geçmedi. Büyüme gelmedi. İran savaşının etkileri büyüme tahminini yarıya indirdi, enflasyon yükseldi. İş dünyasının beklentileri üç yılın en düşük seviyesine geriledi. Forsa'nın anketine göre memnuniyet oranı yüzde 14'e düştü, memnun olmayanlar yüzde 84'e çıktı. Partisinin içinden liderlik için alternatif isimler konuşulmaya başlandı.
İç baskıyı halledememişken dış baskı yedi. Trump çıktı Merz'i göç ve enerji politikasında hedef aldı. İran savaşında desteklenmediği gerekçesiyle Almanya'daki ABD askerlerini çekmeyi gündemine getirdi.
Bu tartışmanın kendisi bile Merz'in ne kadar kırılgan göründüğünü ortaya koyuyor. Ancak Almanya'da Merz'den sonrası da aşırı sağın liderliği gibi duruyor. Yani gitse ayrı, kalsı ayrı dert Alman seçmen için.

HALA AB ÜYELİĞİNİ Mİ TARTIŞACAĞIZ?
Avrupa'nın merkez siyaseti bu kadar sarsılmışken, NATO'nun Ankara'daki zirvesi bambaşka bir anlam kazanıyor. Kırılgan Avrupa liderlerinin değil, Trump'ın güvendiği ismin ev sahipliği yapacağı bir zirve bu.
İran savaşında Trump'ın Avrupa'yı nasıl aşağıladığını gördük. Trump yönetimindeki Amerika ve Avrupa iki farklı kutup şu anda. NATO lideri Rutte “Baba” da dese “Abi” de dese değişmiyor bu gerçeklik. AB-ABD ilişkileri NATO'yu da biçimlendirme potansiyeli taşıyor hiç şüphesiz.
Bir soruyla son noktayı koyalım. Bizim bu topraklarda merak ettiğimiz soru hala "Türkiye Avrupa Birliği'ne ne zaman girecek?" mi olmalı?
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol