NATO Zirvesi öncesi kimin ajandasında ne var

  • GİRİŞ04.07.2026 08:48
  • GÜNCELLEME04.07.2026 08:57

NATO 3.0...
Erdoğan-Trump görüşmesi...
Savunma Sanayii işbirliği...
Ukrayna-Rusya savaşı...
Denge politikası...

7-8 Temmuz'da Beştepe'de gerçekleşecek NATO zirvesi, sıradan bir lider buluşmasının çok ötesinde bir anlam taşıyor muhakkak. Özellikle de Türkiye açısından. Çünkü Ankara'da 4 ayrı ajanda, ilk kez bu kadar açık ve kapsamlı biçimde masaya yatırılacak. ABD'nin ajandası, Avrupa'nın ajandası, NATO'nun kurumsal ajandası ve Türkiye'nin ajandası...

NATO İTTİFAKI'NIN ÜÇÜNCÜ KABUĞU

1949'da kurulan, 1990'da Soğuk Savaş'ın bitişiyle kabuk değiştiren NATO, üçüncü değişime gebe. Kimileri için bu değişimin ismi "NATO 3.0"

Avrupa ile ABD arasındaki ideolojik ortaklık ve kader birliği, Ukrayna savaşı ve akabindeki İran savaşıyla birlikte fiilen çökmüş durumda. Bundan sonra ittifakı ayakta tutan mantık, ortak değerler yerine "Çıkarımız örtüşüyorsa birlikte çalışırız" pragmatizmi.

Zirvede iki ayrı NATO çizgisi belirginleşmiş durumda. İngiltere ve Almanya, Moskova karşısındaki tavizsiz duruşunu korumak istiyor. ABD ise ağırlığını Asya'ya kaydırmayı hedefliyor. Bu iki farklı fikir yapısı ve konjonktür, Avrupa NATO'sunun doğumunu gerekli kılıyor.

Yani az önce zikrettiğimiz pragmatik yapıyı biraz daha derinleştirmek için şunu söyleyebiliriz. Avrupa, kıta güvenliğini kendi tasarlayacak. Pentagon başrolde olmayacak. ABD'liler stratejik bir mesafeden işine gelen dosyaları seçecek. Bu zirveyle muhtemelen, Washington'ın pakt içindeki yeni pozisyonu, Kıta Avrupası'nın kendi savunma kalkanını inşa etme gayreti ve Türkiye'nin bu jeopolitik haritadaki yeri de netleşecek. 

TRUMP'IN HEDİYELERİ

ABD ile AB arasındaki olumsuz ilişkinin zirveye yansımasını, Trump'ın "Ben oraya müttefikler için değil, yalnızca ev sahibi lider Erdoğan için gidiyorum" minvalindeki çıkışından anlayabiliyoruz. NATO Zirvesi'ne değil Erdoğan'a geliyor Trump.

Trump, Oval Ofis'teki "Erdoğan" açıklaması sırasında NATO Genel Sekreteri Rutte'nin "Benim için gelmez miydin?" sorusuna da istifini bozmadan "Muhtemelen Hayır" demişti.

ABD'nin ajandasına bu gerçeklikle giriş yapalım.

Obama'nın 2015 yılındaki ziyaretinden bu yana Türkiye'ye gelen ilk ABD Başkanı olacak Trump. Yoğun bir program bizleri bekliyor. Eli de boş gelmiyor. İlk somut jest, milli muharip uçak KAAN için gereken F-110 motorları oldu. Yerli motor hedefi devam ederken geçiş sürecinde 40 KAAN'ı havalandıracak 80 adet GE F110 motoru, 700 milyon doları aşan bir paketle Kongre'ye resmi olarak bildirildi. F-35 Programına Türkiye'nin geri dönüşü de Beyaz Saray'ın yeşil ışık yaktığı bir başka konu. Bunların yanında Halkbank davası da düştü. 

Ancak ilişkilerdeki bu pozitif hava, diğer alanlara yansımıyor elbette. Trump'ın bu adımlarına hem kendi partisi Cumhuriyetçilerden hem de Demokrat Kongre üyelerinden olumsuz tepkiler, itirazlar geldi. Mesele motor satışından çıktı, kavga Trump yönetimi ile Washington'ın yerleşik bürokrasisi arasındaki güç mücadelesine dönüştü. Diğer taraftan, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 programına Türkiye'nin geri dönmesi zorlu süreçler. Yahudi lobisi başta olmak üzere Türkiye karşıtı tüm lobileri de yenmek gerekiyor. Dipnot olarak ekleyelim.

Bu nedenle alışık olduğumuz bu oyalama süreçlerini bir kenara koyup, "Trump yönetimi tüm bunları neden yapıyor?" sorusuna yanıt arayalım. 

Pandemi ve Ukrayna savaşı ABD'ye şunu çok net öğretmiş durumda. Savunma sanayisinde tedarik zinciri çok kırılgan ve Batı dünyası yeterince hızlı ne silah ne de mühimmat üretemiyor.

Türkiye devasa üretim kapasitesi, kalifiye iş gücü ve NATO standartlarındaki savunma sanayiiyle ittifakın fabrikası haline gelebilir. ABD, kendi bütçesini ve fabrikalarını aşırı zorlamadan, NATO'nun Doğu kanadındaki en büyük endüstriyel gücü kendi yanına çekerek, üretim yükünü paylaşmak istiyor.

Şimdi şu soru çıkıyor karşımıza. "Jest şovmeni Trump, Türkiye'ye verdikleri ya da verecekleri karşısında ne isteyecek?"

ZİRVENİN ANA GÜNDEMİ PARA, SAVUNMA SANAYİİ VE UKRAYNA

Gelelim NATO'nun kendi resmi ajandasına...

ABD, NATO üyelerinden yüzde 5'lik hedefi sağlamalarını istemişti geçtiğimiz yıl. Mesele artık taahhütleri somuta çevirmek. Daha fazla yatırım, daha fazla üretim.

Zirveyle eş zamanlı olarak 7 Temmuz'da toplanacak NATO Savunma Sanayii Forumu'nda paranın nasıl silaha, mühimmata ve ortak tedarike dönüştürüleceği tartışılacak. Burada ev sahibi Türkiye'nin son yıllarda Avrupa pazarında yükselen oyuncu olduğunu hatırlatmakta fayda var. Üretime yön veren ortak olmak, Ankara'nın hedefleri arasında.

AVRUPA TÜRKİYE'DEN, TÜRKİYE AVRUPA'DAN NE İSTİYOR?

AB ve Türkiye’nin ajandalarına gelirsek...

Türkiye geçmişte AB tarafından siyasi gerekçelerle yıllarca oyalandı. Ancak bugün gelinen noktada, Avrupa'nın somut, askeri ve sayısal güce ihtiyacı var.

Türkiye masaya "yalvaran aday" olarak değil, "Eğer güvenliğinizi sağlamak, mühimmat açığınızı kapatmak ve sınırlarınızı korumak istiyorsanız, benim bu devasa sayısal askeri gücüme muhtaçsınız" diyen, eşit haklara sahip, bağımsız bir askeri ortak olarak oturuyor. Siyasi üyelik yok, ama sahada tam bir "Al-Ver" ortaklığı var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın pazartesi günü NATO Parlamenter Zirvesi'nde yaptığı konuşma, Ankara'nın fikri yapısının özeti niteliğinde.

"Savunma kapasitemizin dar siyasi çıkarlar uğruna dışlanması kişiye yarar sağlamaz; Teksas'tan Ankara'ya sürekli bir güvenlik ağı kurmalıyız"

Yani Yunan ve Rum Kesimi'nin veto duvarlarını delmek, Avrupa'nın güvenlik mimarisinin parçası olmak ve tüm bunların ekonomik getirilerini almak istiyor Ankara. NATO Zirvesi'nde de masaya elindeki bu kozlarla oturacak.

UKRAYNA-RUSYA SAVAŞINDA TARAF OLMAYA ZORLANMAK!

Diğer taraftan "Ukrayna'ya sürekli destek" konusu da elbette NATO Zirvesi'nde masada olacak. Keza Zelenskiy de davetliler arasında.

Ukrayna ayrı, Rusya ayrı, AB ayrı, ABD ayrı yoruldu bu savaşta. Savaşın maliyeti her geçen gün daha da katlanarak artıyor. Ancak bu gerçeği bir tek Avrupa'nın lider kadrosu göremiyor. Avrupa NATO'su Türkiye'yi Moskova'ya karşı sıcak denklemin içine çekmek istiyor.

Türkiye bu baskıya yanıtını Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın son Moskova ziyaretinde verdi aslında. "Rusya da Avrupa'nın yeni güvenlik yapısının içinde olmalı" dedi Fidan. Tek cümleyle hem Batı'ya hem de Rusya'ya mesaj gönderildi. 

Bu cümle Batı için, "Rusya'yı tamamen dışlayıp yok sayarak Avrupa'da barış sağlayamazsınız" demek.

Rusya için, "Batı dünyası seni tamamen dünyadan izole etmeye çalışsa da Türkiye olarak seninle olan hayati kanallarımızı açık tutuyoruz, Karadeniz'de provokasyona kalkışma" demek.

Türkiye hem fırsatlarla hem de sınamalarla dolu bir zirveye ev sahipliği yapacak sözün özü. Ankara ABD, NATO ve AB ajandalarını kendi ajandasıyla dengelemeyi başardı bugüne dek. Almadan vermemek ümidiyle.

Hüseyin Akif Küçükal  / Haber7

Yorumlar1

  • Hikmet Erdem 33 dakika önce Şikayet Et
    Güzel bir köşe yazısı. Türkiye’nln denge politikasını güzel özetlemişsiniz.Almadan vermek Allah’ a mahsustur. Cumhurbaşkanımızın da iyi bir pazarlıkçı olduğunu biliyoruz. İnşallah ülkemizİn yararına alacağı somut şeyler olacaktır. Ona güveniyoruz.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat