Çin Nasıl Savaşır? -Savaşan Çin’i Anlamak Üzerine-

  • GİRİŞ20.07.2026 09:09
  • GÜNCELLEME20.07.2026 09:09

Bazen şaşırdığımız ihmaller, kayıtsızlıklar, düşüncesizlikler olur hayatımızda. Nasıl olur da bu kadar büyük bir hata yapabiliriz diye çok zaman sonra kendimizi hesaba çekeriz. Bazılarını ise düşünmeye ve muhasebe etmeye zaman bile kalmaz. Onların bir kısmı ağır hezimetler, yok oluşlar ve zilletlere yol açar. Sahipleri suskunluk içinde dünyadan göçer giderler. Bu ihmaller ve kayıtsızlıklar bireysel de olabilir toplumsal da. Hatta bazen devletler de ağır bir ihmal yüküne mübtela olurlar. Birçoğu büyük bir selin veya deprem çöküntüsünün altında kalmış gibi tarihten silinip giderler. Bugün benim de çok şaşırdığım ihmaller ve kayıtsızlıklar çerçevesinde dünyanın bir ucunda yükselen dev güç Çin’e karşı görülen ihmaller, kayıtsızlıklar ve idrak çabası eksiklikleridir. Böylesi bir devasa gücü ilk önce anlamak ve çözümlemek kritik önem taşıdığı halde buna karşı ilgisiz kalmak, onu sıradan  güçlerden biri gibi görmek, sistemini idrak etmeye çalışmamak ne büyük eksikliktir.

Bu kısa yazıda Çin’i her yönüyle anlama çabasını değil sadece Çin nasıl savaş yapar; savaşırken hangi yerli kaynakları üzerinde durur; geleneksel yöntemler ile modern yöntemleri nasıl sentez eder gibi sorular üzerinde durmaya çalışacağım. Bunu yaparken de tam olarak bütünü değil, bütünü haber veren parçaların incelemesini ve üzerinde düşünülmesini hedefleyeceğim.

Bu çerçevede, bugün yaşanan en büyük küresel hadise nedir diye sorulsa “Yeni bir küresel güç olarak yükselen Çin ve buna bağlı yaşanan gerilimler, çatışmalar, savaşlar, ve çok boyutlu mücadelelerdir” cevabını verirdim. Dolayısıyla Çin’in küresel güç olma savaşı ile ABD’nin bunu önleme savaşı günümüz dünyasının ve küresel dengenin temel belirleyici olayı bu savaştır. Bu savaş dünyadaki herkesi ilgilendirmektedir. O yüzden “Çin Nasıl Savaşır?” sorusuna esaslı ve doğru cevaplar bulmaya çalışacağım.

Elbette ki Çin zaman içinde asli mahiyetini korumakla birlikte değişen dünyaya kendi tarzında uyum sağlamıştır. Özellikle son 50 yıl içinde Çin derin bir yapısal dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşüm ilginçtir sadece Çin’in iç dinamikleriyle gerçekleşmemiştir. Özellikle 1990’lardan itibaren dünyayı saran dijitalleşme devrimleri Çin’in genç toplumunu da değiştirmiştir. Üstelik bu değişen gençlik kesimlerinin dünya nüfusuna oranı da dikkat çekicidir. Daha 2005’te Çin’de sosyal medya kullanıcısı genç nüfus 250 milyon olarak belirtilmiştir (M. Roskin). Amerika merkezli dijital dönüşüm Batılı ülkeler başta olmak üzere tüm dünyayı etkilemekle beraber en fazla Çin toplumunda yapısal dönüşümlerin muharriki olmuştur.

Yine 1980 sonrası Amerika ve Batıda başlayan çevresel etkileri olan üretim merkezlerinin az gelişmiş ülkelere taşınması; yüksek kar sağlayan büyük ürün arzı sağlayan şirketlerin büyük talep pazarı olan merkezlerde şubeler kurması devasa bir talep pazarı olan Çin’i özellikle de Doğu ve Güney Çini yeni bir üretim üssü yapmıştır. Bu durumu daha da derinleştiren husus Çin Komünist Partisinin bu gelişmeyi artırıcı tutum takınması olmuştur.

Çin Komünist Partisi ve en üst Çin devlet liderliği ülkeye gelen yeni şirketlerle teknoloji transferi ve yerel işçi/ mühendis istihdamı oranı, vergi muafiyetleri ve yerel taşeron üreticilerin desteklenmesi gibi konularda tarihin en kapsamlı, derin ve ilginç işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır. Buna basit bir kapitalist üretim üst yapısı ile uygulayıcı kapitalist üretim altyapısı eklemlenmesi demek yetersiz kalacaktır. Konumuz için de önemli sayılabilecek bir geleneksel- modern sentezi hybrid yapıdır.


Bu hybrid yapı gerçek yapıya en fazla benzeyen mahiyette Çin örneğinde gerçekleştirilmiştir. Bir kere bu hybrid varlık üretildikten sonra artık sadece üretimin nicelik (sayısal) mahiyetini belirlemek kalmıştır. Bugün Çin'in geleneksel kurumları ile modern kurumlarının kesintisiz bir şekilde senteze gitmesi meselesi yeterince üzerinde çalışılmış bir konu değildir.

Peki Çin bu devasa gelişim ve dönüşümünü gerçekleştirirken kendinden çok üstün rakipleri ve bölgesel hasımları ile nasıl savaşmıştır? Gelişimini nasıl gizlemiştir? Tarihin hangi birikimini model almıştır? Geleneği modern biçime entegre ederken hangi yöntemleri kullanmıştır? Bugün çok az ipuçlarını gördüğümüz Çin politikasının geleneksel Çin düşüncesi ve savaş disiplinleri ile ilişkisi var mıdır?

Baştan şunu ifade edeyim ki, Çin sadece bizim değil, dünyanın az tanıdığı bir devasa kültür. Bunu son yıllarda Uzakdoğu çalışan bilim insanları sıkça ifade ediyorlar. Hatta Çin ile bir varoluşsal rekabete girmiş olan Amerika’nın akademi dünyasındaki araştırmacıları ve Think Tank uzmanları da aynı bilgi eksikliğini vurgulamaktadırlar.

Çin konusunda özellikle Fransız Bilim insanlarının kısmen ileri düzey bilgileri olduğunu görmekteyiz. Hatta Çin'in bugünkü durumunu ifade eden eser bir Fransız’a aittir. Çin Uyandığında Dünya Titreyecektir başlıklı (Quand la Chine S'éveillera…Le Monde Tremblera) kitabı 1980 yılında Fransız Danıştay Üyesi Alain Peyrefitte yayınlandığında bu başlık bir motto haline gelmişti. Ne büyük bir vizyon! Ancak, sorun şudur ki, Çin Fransa’nın değil Amerika’nın stratejik rakibi ve hasmıdır. Çin bu yarışta hem kapsam hem de gelişmişlik açısından Fransa’dan çok daha öne çıkmıştır. A. Peyrefitte’in yazdığı eser sadece popüler bir eser olarak dünyada iki milyon satmıştır. Ama siyasi ve askeri karar açıcılar tarafından anlaşılarak çok az okunmuştur.

GELENEKSEL ÇİN SAVAŞ SANATI

Geleneksel Çin Savaş Sanatının kökenlerini tarihin çok uzak derinliklerine kadar götürmek mümkündür. Ancak, bunun bir disiplin olarak ortaya çıkışı ve yazılı bambu tabletlerinde görülmesi Savaşan Devletler Dönemine aittir. Bu dönem yaklaşık olarak MÖ 474-221 arasında Zhou Hanedanlığını (MÖ 1046- 256) son yollarını kapsamaktadır. Bu hanedanlık savaşlar, bürokratik ve askeri reformlar ve siyasi konsolidasyon ile bilinmektedir. MÖ 474-221 arasında savaşan devletler o dönemin 7 (Yedi) devleti arasında gerçekleşmiştir. Bu savaşan devletler Yan, Zhao, Han, Wei, Qi, Chu ve Qin devletleridir, bugünkü Çin’in Kuzey Doğusunda yer almaktadırlar. Savaşan Devletler Dönemi Qi Devletinin diğer devletleri yenip ilhak ederek bir imparatorluk kurması ile sona ermiştir.

Savaşan Devletler döneminde, Devletler siyaset ve savaşla ilgili sorunlar için etkili çözümler bulmak konusunda bir çaba içerisindeydiler. Zira devletler arası savaş şiddetle devam ederken her devlet için varlık ve beka meselesi ön plana çıkmıştı. Devletlerin kaygılı yöneticileri için hizmet sunmaya ve gelişmiş savaş yöntemleri hakkında danışmanlık yapmaya istekli çok sayıda uzman ve bilgin vardı. Bu tür danışmanlar bir yandan aranan kişilerdi ama bir yandan da krallar ve komutanlar açısından birer baskı unsuru idiler. Bundan dolayıdır ki, Sun Bin kendisini kıskanan bir komutan tarafından işkenceye maruz kalmıştı, dizkapakları çıkarılmıştı. Diğer yandan, danışmanların tavsiyeleri ve yöntemleri başarılı olursa ödüllendirilirlerdi. Ama bunun aksi olduğunda işkenceyle öldürülmek de vardı. Bu kişiler aslında danışmanlık verdiklerine karşı sadakat bağıyla bağlı olmaktan çok profesyonel olarak hizmet etmekteydiler. Çoğunlukla da birden fazla prense çalıştıkları vaki idi.

Savaşan Devletler döneminde çok sayıda danışman olmakla birlikte onlardan geriye kalan en meşhurları sayıca çok daha azdır. Bunların en tanınmış olanı hiç kuşkusuz Sun Tzu'dur. Savaş Sanatı isimli eseri dünyada çok bilinen, çok okunan ve yorumlanan efsane ve klasik kült bir eserdir. Eser üzerine çok yazıldığı, konuşulduğu için içeriğine değinmeyeceğim.

Ancak, bu derece kült kitap diyebileceğimiz klasiklerin yaşadıkları çağı ve kültür ortamını etkiledikleri kadar yaşadıkları dönemden etkiledikleri, kültür ortamlarını da yansıttıkları açıktır. Özellikle Çin gibi devamlılığı sağlama kudreti yüksek, yaşadığı coğrafya ve güç merkezlerini hiç değiştirmemiş bir güç içinde yaşamışsanız o kültür ortamının asli özelliklerini taşırsınız. Savaş Sanatını ve diğer Çin askeri klasiklerini bu gözle okumakta yarar vardır.

Bu dönem Avrupa'daki 30 Yıl Savaşları Dönemine (MS 1618- 1648) benzemektedir. Bu dönemin içinde yer aldığı biraz daha geniş zaman diliminde Avrupa krallarının hizmetine giren yeni savaş nizamları, yeni ateşli silahları, çeşitli istihbarat imkanları, vb sunan danışmanlar vardı. Özellikle İsveç, Alman asıllı teknik danışmanlar kralların ve prenslerin hizmetinde Çin’deki Savaşan Devletler Dönemindeki selefleri gibi profesyonel hizmet vermekteydiler. Bu danışmanları Avrupa savaş meydanlarında gördüğümüz gibi yeni keşfedilen Amerika kıtasında da görmek mümkündü. Bu arada, bu danışmanlar grubunun içinde gerçek uzananlar olduğu kadar uzmanlık taslayanlar da vardı. Ama zaten tarih başarılı olanları kaydetmiştir.

Sanırım şöyle bir hüküm cümlesi yanlış olmayacaktır. Böylesi dönemler kendi aktörlerini yaratan verimli pazarlardır. Askeri danışmanlar da şiddetli savaşların cereyan ettiği dönemlerin ürünleri, tasarımcıları, mühendisleridirler. Çin içindeki devletlerarası savaşlar çok sayıda askeri strateji uzmanının yetişmesine imkan sağlamıştır. Diğer yandan bunlar sadece askeri strateji uzmanı olarak nitelendirilemezler. Günümüze kadar gelen eserlerde Çin kültürü ve inançlarının etkilerini görmek mümkündür. Bir anlamda bu eserler bir Çinli birey profilini de çizmektedirler. O dönemde ve daha sonraki dönemlerde savaş sanatı üzerine yazılan eserler sayılar ile de sınırlı değildirler. Otoriteler tarafından kabul edilen Yedi Askeri Yapıt dışında çok sayıda eserden bahsedilebilir.

Savaşan Devletler Döneminde yaşamış olan Sun Bin (…?- Ö 316) tarafından yazılan Savaş Sanatı 1400 yıl boyunca saklı kalmıştır. Sun Bin hakkında Sun Tzu’nun soyundan geldiği söylenmiştir. Eseri uzun süre tam tespit edilememiştir. Ancak, 1971 yılında eser bambu parşömenlerde yazılı olarak bulununca eser ile ilgili bir şüphe kalmamıştır. Sun Bin de emsalleri gibi Savaşan Devletlerin arasında gidip gelmiştir. Bu farklı devletlerde görev almaları hasebiyle bu askeri danışmanlar gibi Sun Bin de kısmen İbn Haldun’u hatırlattı bana. İbni Haldun da (1332- 1406) Mısır, Tunus, Endülüs, Fas ve Biskra’da (Cezayir) devlet başkanlarına danışmanlık yaptı, bazılarında kurumsal yönetici oldu. Bazılarında ise fütürist ve danışmanlık yaptı. Çinli selefleri gibi sadece askeri danışmanlıkla yetinmedi. Daha esaslı devlet yapıları ve fikri temelleri üzerinde çalıştı, sosyoloji biliminin temellerini attı. Batılılar tarafından anasız doğan çocuk benzetmesi yapılacak kadar eşsiz bir ilim sahibiydi ve gözlem yeteneği vardı.Kayıp Savaş Sanatı ve Sun Bin

Bugünkü yazımızda biraz uzunca iktibaslar yapacağımız Sun Tzu"nun soyundan geldiği düşünülen Çinli filozof, general ve strateji uzmanıdır. Askeri strateji eğitimini keşiş Guiguzi'den almıştır. Wei'ye hizmet ederken yukarıda anlattığım kıskançlık nedeniyle general Pang Juan tarafından ihanetle suçlanmış, bir daha savaşa katılamaması icin diz kapakları sökülerek cezalandırılmıştır. Tam herşey bitti derken Qi hükümdarı tarafından danışmanlık hizmeti için davet edilmiştir. Qi hükümdarı adına ve emriyle stratejist olduğu kadar, askerleri tarafından taşınarak sahada savaşta ordu Komutanı olarak da hizmet vermiştir. Qi hükümdarı adına, Wei ordusunu yenmiştir. Onu cezalandıran Pang Juan’ı galip geldiği ikinci savaşında (Mailing) askerleri öldürmüştür.

Sun Bin’in eseri Kayıp Savaş Sanatı olarak Almancadan Türkçeye tercüme edilmiştir. Kırmızı Kedi Yayınlarınca yayınlanmıştır (Çeviri. Haluk Hepkon, İstanbul, 2008). Kitap Sun Bin’in farklı devlet başkanlarına sunduğu danışmanlık hizmetlerinin bir parçası olan bilgi ve yöntemlerden oluşmaktadır. Sun Tzu’da olduğu gibi savaşmadan zafer kazanmak, proaktif yöntemlerle başarılı olmak, savaşın bir parçası olan güç ve devlet ekosistemini doğru kavramak gibi hususlar kitabın ilk sayfalarından itibaren yalın bir dil ile anlatılmaktadır.

Mesela “Karmaşık bir yumağı çözmek isteyen kişi ipleri düşüncesizce çekiştirmemeli, bir çatışmayı yatıştırmak isteyen kişi, bu çatışmaya bulaşmamalı” (s/ 7) demektedir. Düşmanın güçlü bir ordu ile savaşmak üzere yola çıktığını öğrenen hükümdar Sun  Bin’e sorduğunda “Güçlü yere değil, zayıf yere vur!” cevabını almıştır. Eğer yola çıkan ordunun ülkesinde en zayıf bırakılan yerlere vurursan sefere çıkan ordunun askerleri arasından fethe devam etmek değil, zayıf kalan saldırıya uğrayan ülkelerine yardım etmek duygusu hakim olur. Nitekim düşman ordusunun askerleri saldırıya uğrayan şehirlerine yardıma koşmuşlardır. Bu da güçlü ordunun az da olsa dağılmasını sağlamıştır. Bu olay nedeniyle “Zhao’yu kurtarmak için Wei’yi kuşatmak” deyimi vardır.

Sun Bin’e göre “Savaş sanatı itinalı bir şekilde öğretilmelidir. İçi savaşma şehvetiyle dolu olanlar devleti mahveder. Zafere susayanlar büyük utançların yaşanmasına neden olurlar… Harekete geçmek için ilk adım, zafer için gerekli şartlar var olduğunda atılmalıdır “(Zafere susandığı, akıl dışı başka nedenlerle saldırı yapma arzusu oluştuğunda değil.). (S/ 14).

Kral Wei “Eğer ordumuz düşman ordusundan hem güç hem de sayı olarak daha üstün ise nasıl komuta etmeliyiz?” diye sordu. Sun Bin “Bu anlama yeteneği olan bir hükümdarın sorusudur. Ordu güçlü ve sayıca fazla. Buna rağmen nasıl komuta edileceği yöntemini” soruyorsunuz. Cevap “Zanshi” yani ordumuzun oluşumunu karmaşık hale getirerek düşmanın isteklerini kolaylaştırmaktır”.

”Eğer düşman sayıca  ve güç bakımından üstün ise” cevap “Her an geri çekebilmek için asıl savaş gücümüzün artçı kısmını iyi gizleyebilmektir. Uzun silahlar ön saflara kısa  silahlar arka saflara çekilmelidir. Düşmanın asıl savaş gücü ortaya çıkana kadar beklenilmelidir” . (S/ 17).“Askerlerimizi emirlere kesin olarak itaat eder bir hale getirmenin yolu nedir?” Sun Bin “Sözlerimizi ne olursa olsun yerine getirmektir. ” (S/18). Sun Bin “Askeri zafer askerlerin seçimine, yiğitlik düzeyine, esnek savaş yönetimi durumlara, vurucu savaş gücü güvenirliğe ve ordunun kalitesi ise eğitime bağlıdır” (S/23) ana düşüncesine sahiptir.  "Eğer devlet zengin ise bunun nedeni savaş zaferlerine kısa sürede ulaşılması ve orduların ülkelerine hızla dönmeleridir…. Eğer devlet güçlüyse bu ordunun dinlenmesi sayesindedir. Eğer devlet zayıfsa, bunun nedeni sıkça savaşa girilmesidir.  (s/23).

“Sık zafer kazanmanın beş koşulu:

1. Hükümdarının güvenini kazanan ve ordusuna özgürce hükmedenler;

2. Savaş yasalarını anlayanlar;

3. Hedefi aynı olan komutanlar;

4. Düşmanın durumunu tahmin edebilenler ve

5. Arazi koşullarını analiz edebilenler zaferler kazanabilirler”

“Sık yenilgiye uğramanın beş nedeni:

1. Ne yapacağı hükümdar tarafından belirlenen kumandan;

2. Savaş yasaları anlaşılmamış ise,

3. Aralarında nifak olan komutanlar;

4. Casus kullanmayı bilmeyenler;

5. Askerin desteğini alamayanlar zafer kazanamazlar” (S/24).

Sun Bin savaş yasalarına mutlaka hakim olunması gerekliliğini vurgulamıştır. olasılığı yok ise savaşa girilmemelidir” denilmiştir. (S/ 26). “Eğer zafer

Ordu savaşa giderken… Saray artık orduya emir yollamaz, Ordu da artık saraya haber yollamaz. Ölüm kalım savaşı için maneviyatı yaratma görevi budur “ (S/ 32). Amacım kitabın tamamından bahsetmek değil. İçindeki bazı konular arazi şartlarına uyum sağlamak vb bugün büyük ölçüde etkisini yitirmiş konulardır. Ancak, kitabın ana felsefesini kavramak büyük yarar sağlayıcıdır. Zira Çin bugün yürüttüğü küresel süper güç olma savaşını işte bu kadimden beri gelen derin kültüründen çıkarsadığı prensipler ve yönetmeler ile yürütmektedir. Bu durumu, Çin Devrimini yapan Mao Zedong ifade etmiştir.

GELENEKSEL KADİM KÜLTÜR İLE MODERN KÜLTÜRÜN SENTEZİ

Dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi kadim kültür ile modern yaklaşımların ideal sentezi oluşturulmadan başarılı bir sonuç elde etmek mümkün olmayabilir. Kadim kültürün yaşaması da buna bağlıdır bir açıdan. Farklı vadelere yayılmış bir mücadele stratejisi belirlemeye çalışan Çin kadim kültürünü modern yöntemlerle bir araya getirmiştir. Bunu yaparken de asıl manevi ve fikri kaynak kadim Çin kültürü olmuş, modern bilimin ve yaklaşımların katkıları ise etkili araç olmaları yanında kadim kültür ile olağanüstü uyum sağlamışlardır.

Mesela geleneksel Çin savaş klasikleri savaş yapmadan zafer kazanmanın üzerinde durmuşlardır. Modern yönetim ve bilimin proaktif yaklaşımlarını, dolaylı sonuç alma imkanlarını, kuvvet kullanmadan diplomasi ile kazanmanın modellerini kadim kültürle birleştirmişlerdir. Bugün Çin de aynı yöntemlerle küresel hakimiyet mücadelesini yürütmektedir.

Bilindiği üzere Çin kökenli savaş ve döğüş sanatları genellikle rakibin gücünü kullanarak rakibe darbe vurmak üzerinde dururlar. Aikido böyle bir disiplindir. Karate gibi saldırı içeren disiplinler bile savunma perspektifinden rakibin gücünü kullanma eğilimdedirler. Kung Fu ise bir dostumun ifadesiyle “Hislerin dansıdır”. Kadim Çin kültüründe saldırı darbeleri için öncelikle kendi gücünü merkezileştirmek, rakip ve hasım gücün kuvvetini kullanarak hem karşı tarafın dengesini bozmak hem de nihai güçlü darbeyi indirmek esastır. Bu mistik öğretiler (Lao-Çe ile birleşme) ve savaş sanatlarıyla sentezlenmiş yöntem Çin'in modern savaş yaklaşımlarını biçimlendirmiştir. Bu biçimlendirme ve mücadele bazen Batının aklının alamayacağı kadar uzun bir zaman tünelinde devam etmiştir. Hala da bu tarz üzere mücadele devam etmektedir. Görece benzeri bir kültüre sahip olan Japonya II. Dünya Savaşında Amerikanın krom ihracatını kesmesi üzerine sert tepki göstermiş ve savaşı başlatmış iken Çin kendisine uygulanan yaptırımları, hatta kural dışı ekonomik ve finansal saldırıları “Güçlü bir aikido savunmasıyla” yumuşak ama etkili tepkilerle karşılamıştır.

Başka bir pencereden baktığımızda Çin kökenli Uzakdoğu sporları/ disiplinleri aynı zamanda hatta öncelikle bir insan inşasıdır. Çin Savaş Sanatı da öyledir. Yukarı paragrafta verdiğim diyaloğu aynen hatırlatmak istiyorum. “Kral Wei “Eğer ordumuz düşman ordusundan hem güç hem de sayı olarak daha üstün ise nasıl komuta etmeliyiz?” diye sordu. Sun Bin “Bu anlama yeteneği olan bir hükümdarın sorusudur. Ordu güçlü ve sayıca fazla. Buna rağmen nasıl komuta edileceği yöntemini” soruyorsunuz. Bu ne muhteşem bir insan terbiyesidir. Üstün olduğu halde savaşın üstadına soru sorabilmek sadece teknik değil insani bir gelişmişlik düzeyidir.

Sun Bin “Savaşa itinalı bir şekilde hazırlanmayı” önermektedir. Gerçekten de savaş hazırlığı savaş yapmaktan daha önemlidir. Günümüz ordularında artık yerleşmiş bir kural haline gelen seferberlik hazırlık durumu itinayla sağlanmalıdır. Savaş ciddi bir iştir. Ancak bu prensibe bugün bile uymayan devletler, ordular görmek mümkündür. Hazırlık seviyesinin düşük olmasının en bariz sonucu ya mağlubiyet ya da uzun süren savaş durumudur. Halbuki Sun Tzu’nin yaklaşımıyla “Savaş halkların başına gelebilecek en büyük tehlikedir. Ölüm kalım meydanıdır. Ya kalırsın ya da yok olursun (sonucunun) yoludur. Çok hassas bir şekilde hesabı yapılmalıdır.”

Savaşma şehvetini, zafer şehvetini” olumlu görmeyerek zafer için kazanma olasılığı varsa savaş yapmak gerekir fikrini benimsetmektedir. Bu aynı zamanda Eski Yunan Felsefesindeki “İtidal” kavramını hatırlatmaktadır. İlginçtir gerek savaş gerekse politik mücadele için doğu ve batının düşünürleri itidal ve rasyonaliteye ağırlık vermektedirler.

Aşırılığı içeren savaşma şehveti, rekabet hastalığı gibi ifrat ve tefrit sayılacak hususları tashih etmektedirler. Henüz yayınlanmamış Avrupa’daki 30 (Otuz) Yıl Savaşlarında da etkin olan Jules Mazarin’in “Politikacının El Kitabı” (Çev. Mustafa Kandemir) yetiştirmelerine itidaliönermektedir. Elbette ki bu itidal bizim inanç sistemimizdeki itidal kavramından farklıdır. Dengeli bir rasyonaliteye vurgu yapmaktadır. Sun Bin’in “zafer şehveti” diyerek olumsuz anlam yüklediği olguya J. Mazarin farklı bir açıklama getirmektedir. Sun Bin “kazanma olasılığı” derken Mazarin “Güç elde etmek”demektedir. Bu amaca ulaşmak için Mazarin bir insanın doğal bir arzusu olan kendini tatmin peşinde koşmasını yasaklar. “Şöhret ve ünü başkalarına bırak, sen sadece gücün gerçekliğiyle ilgilen” (s/ 93). Güçlü düşmanlara karşı Sun Bin “artçılarını gizle” derken, Mazarin “Hiç kimsenin senin gücünün sınırlarını bilmemesi için yedekte bir güç sakla” der (s/ 30). Sun Bin zafer için askerin desteğini şart koşar; Mazarin “halkın nefretinden sakın” der.

Sun Bin’in belirttiği “Zafere götüren özellikler” ile “Sık yenilgiye uğramanın nedenleri” basitlik ve derinlik içermektedir. Sadece “Casus kullanmayı bilmeyenler” maddesi için güncelleme yapmak istiyorum. Bugün Amerika’da yaygınlaşan casus fobisinden tutalım Belçika’da casus Çinli komşunuzu nasıl tespit edersiniz broşürüne kadar Batı dünyasında Çin’e karşı uyanan önyargı bariyerini biliyoruz. Ama teknik olarak “Çinin özellikle espiyonaj birimleri nasıl çalışır? Çalışan casusların ve yöneticilerinin kapasitesi nedir? Asıl hangi alanlara yoğunlaşmışlardır?

Daha net bür soru sorayım, sahada çalışan bir Çinli espiyonaj subayını nasıl tanırsınız? Hayatınızda gerçek bir Çinli ajanla karşılaştınız mı? Yazılan edebi, savaş tarihi, siyasi tarih, vb eserlerden Batılı ajanların profillerine dair az çok bir bilgimiz olmasına rağmen Çin Dünyası bize neredeyse % 95 oranında kapalıdır. Keza Çin kurumlarına, gelişimlerine, 20. yüzyılın sonlarında başlayan “Hybrid Çin’in” oluşumuna dair çok detaylı bilgilerimiz maalesef yok. Keza Çin tarihinin derinliklerine dair de bilgi fakiriyiz. Ancak, Çin birçok teknolojik, ticari, ekonomik alanda olduğu gibi istihbarat alanında da özgün adamlarını yetiştirmiş durumdadır. Gayet de başarılı ve etkin faaliyet yürütmektedirler. Ancak tespitleri çok zordur ve “net profiling” yapmak imkansızdır. Beden dilleri, zemininden beslendikleri kültürleri dünyanın geri kalanından farklı olduğundan anlaşılması zordur. Bu durumda tespitleri daha zorlaşmaktadır. Bu duruma ilaveten, Çin son yıllarda zorlu diplomatik alanları açmayı başarmıştır, hatta bu zorluk kendi içinden kaynaklandığı zamanlarda bile kendisiyle uzlaşmada bir orta yol bulmuştur. Mesela Türkiye’nin son anda almaktan vazgeçtiği Çin savunma füzesinden dolayı Türkiye ile devletten devlete ilişkilerde iki taraflı zorluklar yaşamaya başlayınca son yıllarda doğrudan sivil toplumla ve sivil toplum unsurlarıyla ilişkiler geliştirmeye başlamıştır.

Kadim kültür dış siyaset ve savunma teknolojileri alanında yansımasını bulmuştur sorusuna verilen cevaplar ilginç görülebilir. Şöyle bir soru soralım tevazu bir erdem midir yoksa bir kendini gizleme aracı mı? Belki ikisi de. Bireysel derinlik ve ahlak açısından baktığımızda kesinlikle bir erdem. Ancak, Çin kültür havzasında bu değişebilir, yeni anlamlar kazanabilir. Mesela sosyal yaşam ve ilişkilerde tevazu bir sosyal kural, sosyal saygı kuralı. Ama uluslararası ilişkiler -rekabet- arenasında ise kesinlikle bir mücadele tekniği.

Çin heyetleri 2000’li yıllardan itibaren Çin'in bir süper güç olmadığını, sadece dünya ile sağlıklı ekonomik ilişkiler geliştirmek olduğunu anlatmakla geçirdiler. İkili ilişkiler ve resmi görüşmelerde tevazu ve gülümseme bir Çinli bireyin ayrılmaz özelliğidir. Sadece bu kadar da değil, İslam Alimlerinin “İlmi Sima ve vel Kıyafe” dedikleri ilmîn çıkış noktası da Çin değil midir? Çinli elçi heyetlerinin görüşmelere parmaklarını gizledikleri anlatılır. Bunlar o büyük dünyadan dışarıya sızan kültür ve davranış huzmeleridir.

Bugün Trump’ın şahsında zirveye çıkan Amerikan diplomasisine baktığımızda tehditler, saygısız beyanlar, meydan okumalar, karşı tarafı küçümsemeler ile dolu bir sahne şovunu görürüz. Çin diplomasi platformu ise mütevazi ve gülümseyen Çinli aktörler ile doludur. Tevazu hedef küçültmeyi, gülümseme ise düşünceleri gizlemeyi sağlar. Kadim Çin kültürünün savunma alanına yansıması da ilginçtir. Amerika liderliğindeki batı savunma sanayii saldırı odaklıdır; Çin savunma sanayii ise savunma ağırlıklıdır. Çin öncelikle Çin kıtasının savunma sahasını sürekli genişletmeye yönelik bir çaba sarfetmektedir. Çin savunma doktrini “İlk füze atan biz olmayacağız. Ancak, füzeye daha fazla füze ile karşılık vereceğiz” ilkesini içermektedir. Uzaydaki uydu ağından hava kara ve deniz sistemlerine kadar askeri sistemleri savunma önceliklidir.


Bu kadar üzerinde yoğunlaşma sağlanmış bir hedeftir ki, Çin hiçbir şekilde dikkatininin dağıtılmasına izin vermemektedir. Çin bu tutumuyla, 20 yüzyılın en büyük savaş aktörlerinin pozisyonlarını doğru okumuş ve yeniden tasavvur etmiştir. Mesela küresel sistemin lideri İngiltere’ye meydan okuyan Hitler gibi saldırarak değil, savunmasını güçlendirerek yeni bir oyun tasavvur  inşa etmiştir. Çin'in bu yeni tasavvuru dünyanın diğer savaş yapan devletlerinin askeri kabiliyetlerini yeniden biçimlendirmiştir. Son İran savaşında İran saldırarak değil, savunma yaparak etkili olmuştur. Ayrıca Sun Bin’in yaklaşımına uygun şekilde “güçlü olan yere değil, zayıf olan yere vurma” fikrini benimsemiştir. Bu strateji elbette ki sadece İran’ın stratejisi olmayabilir. En mütevazi ifadeyle bir Çin etkisinden bahsetmek mümkündür.

Modern Çin Devleti savaş yapmadan zafer kazanmayı, bu olmazsa düşük maliyetle yüksek başarı elde etmeyi kadimden bu yana tercih eden bir devlettir. Sun Bin’in şu fikrini esas olarak benimsemiştir: Eğer devlet zengin ise bunun nedeni savaş zaferlerine kısa sürede ulaşılması ve orduların ülkelerine hızla dönmeleridir…. Eğer devlet güçlüyse bu ordunun dinlenmesi sayesindedir. Eğer devlet zayıfsa, bunun nedeni sıkça savaşa girilmesidir.  (s/23). Ancak savaştan uzak durmakla birlikte yine Sun Bin tarafından kavramsallaştırılan “Askeri zafer askerlerin seçimine, yiğitlik düzene, esnek savaş yönetimi durumlara, vurucu savaş gücü güvenirliğe ve ordunun kalitesi ise eğitime bağlıdır” (S/ 23) ana düşüncesini ana politika olarak benimsemiştir. 

Adeta yaratılıştan bugüne hiç değişmeyen devasa Çin kıtasında gelişen bu kadim kültürü ile insanlığın en güçlü savaş organizasyonunu yaratan Batı arasındaki bu stratejik savaşın maddi ve sayısal göstergeleri kadar kültürel ve manevi kaynaklarının da dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Zira kültürel ve manevi kaynaklar Çin halkının direncini belirleyici olacaktır. Özellikle uzun süreli stratejik savaşlar askeri sonuçlar yanında sosyal, ekonomik ve siyasi sonuçlar doğuracağı için kültürel ve manevi kaynaklar ile doğrusal ilişkilere sahiptirler.

Bu konuyu bu kadar ayrıntılı sunmamın nedenleri sorulabilir. En başta gelen nedeni, Çin ile yapılan küresel savaşın sadece Amerika ve Çin ile sınırlı kalmayacağıdır. Türkiye’nin de bir şekilde bu savaş veya rekabette taraf olarak yer almaya başladığı açıktır. Şimdiden Çin üretimi Türkiye pazarını işgal etmiş durumdadır. Ayrıca Orta Asya havzasında Türkiye ve Çin de rakip aktörler olarak yer almaktadırlar. Çin geleceğe doğru gittikçe Türkiye’nin kaderini daha çok etkileyecektir. Şimdiden hazırlık katkısı nevinden bir yazı yazmak istedim.

Sahiden Amerika ve Batı nasıl bir güç ile savaştıklarını biliyorlar mıdır? Ve Türkiye hem bu savaş ve rekabeti hem de Çin’nin nasıl bir güç olduğunu biliyor mudur acaba?

Yorumlar11

  • Trabzonlu 14 saat önce Şikayet Et
    1976 da lise son sınıf öğrencisi olarak okuduğum kitap, 'e yayın ' 'Çin uyanınca yer yerinden oynar '.......
    Cevapla
  • Hasan 14 saat önce Şikayet Et
    Süper bir yazı dizisi
    Cevapla
  • UCUZ İŞ GÜCÜ 15 saat önce Şikayet Et
    Türkiyede ucuzluk deyince bedavaya ve köleliğe çalıştırılan insan anlaşılıyor, oysa esas ucuzluk Yöntemler geliştirip kullanım malzemelerini hesaplıya üretmek, yeni buluşlar gerçekleştirmek, kör noktaları atıl kapasiteleri işletmek, İcat edilmemişi icat etmek dünya pazarında yer almaktır. Kimse senin köleden elde ettiğin ürünü ürün saymaz. Tam tesi yüksek bilim, teknoloji, işçilik, arge
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • ÜRETİM TÜKETİM 15 saat önce Şikayet Et
    Batının 5 birşme sattığını çin 1 birşme satarsa bşreyler kendi devletinin kazıkladığınındğşğnür, saldırılar maliyetli iş, vergi olarak halka yansıtılmak zorunda, halka yansıyınca halk ucuza kayar çin pazarı oluşur, abd ve avrupa çin pazarı olur . ki bu gün çin ürünleri kalite olarak batıyla yarışır fiyat olarak ucuz. İşte gerçek saldırı bu, Silahları değişik
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • MEGAlOMANİ 15 saat önce Şikayet Et
    100 yıldır devamlı saldırarak, hele birde osmanlı gibi koca bir imparatorluğu yılarak medalomani şehvetine uğrayan batı, özünde afganistan, suriye ırak, kore viyetnamdan kaçtı, türk askeri olmadan başını beladan kurtaramadı.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat