Taliban'ın Afganistan sınavı

  • GİRİŞ16.08.2026 09:14
  • GÜNCELLEME16.08.2026 09:14

15 Ağustos 2021. Beş yıl önce Taliban Kabil’e girdi. Cumhurbaşkanı Eşref Gani ülkeyi terk etti, Amerikan destekli devlet mekanizması birkaç gün içinde dağıldı ve Kabil Havalimanı’ndan dünyaya servis edilen görüntüler ABD’nin yirmi yıllık Afganistan macerasının finali oldu. Peki Taliban Afganistan’ı yönetebildi mi?

Beş yıllık tabloya bakıldığında Taliban için başarılı bir devlet yönetimi ifadesini kullanmak zor. Ancak emirliğin iktidarı konsolide etmek konusunda birçok tahminin ötesine geçtiği de açık. 2021’de yeni bir iç savaş çıkacağı, Taliban’ın kendi içerisinde parçalanacağı ve Kuzey İttifakı benzeri yapıların yeniden güçleneceği düşünülüyordu. Bunların hiçbiri rejimi tehdit edecek ölçekte gerçekleşmedi. Taliban savaşı kazandı iktidarı da korudu ancak sınav sürüyor.

BİRLEŞİK DEVLETLER'İN BAŞARISIZ PROJESİ

Taliban’ın bugünkü Afganistan’ını anlamak için 2021’den biraz daha geriye gitmek gerekiyor. ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan’a El Kaide’yi dağıtmak ve Taliban yönetimini devirmek amacıyla girdi. İlk askeri hedef kısa sürede gerçekleştirildi. Ancak operasyon zaman içerisinde bambaşka bir projeye dönüştü. Washington, Afganistan’da devlet inşa etmeye çalışıyordu. Yeni anayasa hazırlandı. Seçimler düzenlendi. Ordu kuruldu. Bakanlıklar oluşturuldu. Milyarlarca dolar yardım gönderildi. Afgan güvenlik güçlerinin mevcudu kağıt üzerinde yüz binlerle ifade edilmeye başladı. Fakat sistemin önemli bölümü Amerikan desteğine bağımlı kaldı

Ordunun lojistiğinden hava desteğine, istihbarattan maaş sistemine kadar birçok alanda Washington çekildiğinde doldurulamayacak boşluklar oluşmuştu. Yolsuzluk ve kayıtlarda bulunup gerçekte mevcut olmayan “hayalet askerler” de yapıyı içeriden çürüttü. Taliban bu nedenle birçok vilayeti büyük meydan savaşlarıyla ele geçirmek zorunda kalmadı; yerel anlaşmalar ve teslimlerle ilerledi. 

DAĞLARDAN KENT MERKEZLERİNE

Taliban’ın beş yıldaki en büyük başarısı Afganistan'ın dağılmaması oldu. Merkezi otorite korundu. Gümrüklerden vergi toplanmaya devam edildi. Sınır kapıları işletildi. Devlet gelirleri oluşturuldu ve 2021’de uluslararası finansmanın kesilmesiyle beklenen büyük ekonomik çöküş gerçekleşmedi. Dünya Bankası verilerine göre 2025 yılında iç gelirlerin GSYH’ye oranı yüzde 19,8’e kadar çıktı. 2026 için de yaklaşık yüzde 4 ekonomik büyüme bekleniyor. Bu küçümsenecek bir performans değil. Yirmi yıl boyunca dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücünün desteğini alan Kabil yönetiminin ülkenin tamamında kuramadığı otoriteyi Taliban kendi yöntemleriyle kurmayı başardı.

Haşhaş ekimine getirilen yasak da rejimin emirlerini ülkenin kırsalına kadar uygulayabildiğini gösteren çarpıcı örneklerden biri oldu. Afyon üretiminde büyük düşüş yaşandı. Fakat bunun da ağır bir faturası var. Yıllarca haşhaştan geçinen Afgan köylüsünün önüne aynı ölçekte gelir sağlayabilecek başka bir ekonomik model konulamadı.

Taliban'ın ekonomi sınavındaki problem zaten burada başlıyor. Ekonomi büyüse de hızlı nüfus artışı ve ülkeye dönen milyonlarca Afgan nedeniyle kişi başına düşen gelir aynı yönde ilerlemiyor. Özel yatırımlar zayıf, bankacılık sistemi sorunlu, dış ticaret açığı yüksek ve genç nüfus için yeterli istihdam üretilemiyor.

TALİBAN ÜLKEYİ İNŞA EDEBİLECEK Mİ?

Taliban yönetiminin bu soruya verdiği en görünür cevaplardan biri Afganistan'ın kuzeyinde yükseliyor. Kuş Tepa Kanalı. Amu Derya'dan su taşıyacak dev proje, Taliban'ın kendisini savaşçı hareket kimliğinden çıkarıp ülkeyi inşa eden yönetim olarak gösterme çabasının sembollerinden biri haline geldi. Başarılı olması halinde Afganistan'ın tarımsal kapasitesini artırabilir. Ancak Amu Derya'nın suyunun paylaşımı nedeniyle Özbekistan ve Türkmenistan açısından yeni bir su jeopolitiği sorunu oluşturma potansiyeli de taşıyor.  Bir diğer büyük umut yerin altında. Bakır, demir, lityum ve farklı kritik mineraller Afganistan'ın gelecekteki ekonomik modelinin merkezine yerleştirilmeye çalışılıyor. Çin'in Mes Aynak gibi projelere ilgisi bu nedenle önemli.

Burada yıllardır tekrarlanan “Afganistan trilyonlarca dolarlık madenin üzerinde oturuyor” romantizmine de kapılmamak gerekiyor. Toprağın altında maden bulunması ülkeyi zengin yapmıyor. Onu çıkaracak sermaye, elektrik, demiryolu, yol, güvenlik, mühendislik kapasitesi ve uluslararası pazar bağlantısı gerekiyor. Taliban’ın gerçek ekonomik sınavı da bu olacak. Silahla ele geçirilen toprakların üretim ekonomisine dönüştürülmesi gerekiyor.

TALİBAN 2.0 YENİ BİR ANLAYIŞA HAKİM

Taliban'ın 1996'daki haliyle bugünkü hali arasında belirgin farklar var. Dış politika, düşündüğümüzden daha pragmatik. Rusya'nın 2025'te Taliban yönetimini resmen tanıyan ilk ülke olması bu açıdan tarihi bir eşikti. Çin, İran, Hindistan ve bölgedeki başka ülkeler de farklı seviyelerde Kabil'le temas yürütüyor. Pakistan örneği bunun en ilginç göstergesi. Yıllarca Taliban'ın arkasındaki temel dış aktör olarak görülen Pakistan bugün Kabil'le ciddi sorunlar yaşıyor. TTP ve Durand Hattı tartışmaları ilişkileri gererken Taliban, Pakistan'a bağımlı bir Afganistan yerine Hindistan, Çin, İran, Rusya ve Orta Asya arasında manevra yapabileceği daha bağımsız bir dış politika arıyor.

KADINLARIN DURUMU

Afganistan bugün kız çocukların ortaöğretim ve yükseköğretime sistematik biçimde erişemediği dünyadaki tek ülke konumunda. Kadınların çalışma ve kamusal hayata katılımına yönelik ciddi kısıtlamalar da devam ediyor.  Bunun uzun vadeli sonucu Taliban'ın düşündüğünden ağır olabilir. Nüfusun yaklaşık yarısının eğitim ve ekonomik hayattaki hareket alanını sınırlayan bir sistem, kendi devlet kapasitesini de sınırlamış olur. Üstelik bu mesele Taliban'ın kendi içerisindeki güç mücadelesiyle giderek daha fazla bağlantılı hale geliyor.  Sonuç olarak dünün savaşçılarının devlet olmaları konusunda şüpheler devam etse bile sağladıkları otorite bir gerçek.

Bartu Eken / Haber7

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat