Türkiye’nin dengeli duruşu israil’i dengesizleştiriyor!
- GİRİŞ22.08.2026 08:56
- GÜNCELLEME22.08.2026 08:56
Suriye’de sular ısınıyor.
Son haftalarda açıklamaların dozu giderek sertleşirken, Türkiye ve İsrail’in Suriye sahasında karşı karşıya gelme ihtimaline yönelik söylemler, eskiye nazaran daha çok zikredilmeye başlandı.
İdlib’te bulunan Ebu Zuhur Hava Üssü’nü hedef alan saldırının üzerinden birkaç gün geçti. ABD saldırıyı gereksiz bir tırmanma olarak tanımlayıp kınadı. Türkiye ise İsrail’in gerekçelerini reddederek geri adım atmamayı seçti. Tel Aviv buna rağmen tehditlerini sürdürüyor.
Peki İsrail’in yarınlar yokmuşçasına takındığı bu rahat tavrın ardında nasıl bir hesap var?
İSRAİL’İN RAHATLIĞI NEREDEN GELİYOR?
Netanyahu yönetimindeki İsrail hükümetinin Orta Doğu’da attığı adımlar hiç şüphesiz Amerika’nın bölgedeki çıkarlarına tezat oluşturuyor. Aylardır gördüğümüz manzara, Trump’ın Netanyahu’yu dizginleme çabalarının sahadaki karşılığı adeta. Dizginleyemediğinde savaşa giriyor, dizginlediğinde -kısa süreliğine- ateşkes oluyor. Gazze’de, Lübnan’da, İran’da gördüğümüz tablo hep bu döngü içerisindeydi.
Son olarak Suriye’de de bölgesel istikrarı koruma yanlısı adımlar atan ABD yönetimi, İsrail ve Türkiye’nin karşı karşıya gelme riskiyle baş başa kaldı.
Trump’ın Ankara büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yaşananlardan duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi, sıcak çatışmanın eşiğinden dönüldüğüne vurgu yapılması, Amerikalıların, İsrail saldırganlığından ne denli bunaldıklarını gözler önüne seriyor.
Washington çözümlemeye suçu kendinde arayarak başlayabilir.
Çünkü, İsrail’in bu kadar rahat davranmasının ilk nedeni, ABD’nin kendisini tamamen yalnız bırakmayacağına olan güveni. Tel Aviv’in hiçbir zaman Washington’ın sağladığı stratejik desteğin sona ermesine yönelik bir endişesi olmadı. ABD, İsrail’i bölgesel askeri ortak olarak gördü, İç siyasetini İsrail’e emanet etti.
Bu durum mevcut Tel Aviv yönetimine, kriz ne kadar büyürse büyüsün yalnız olmayacaklarını garanti etti. Böylece İsrailliler ABD eleştirilerini göz ardı ederek sahada oldu-bittiler oluşturma kabiliyetini kendilerinde buldular.
Son birkaç yıldır sahada yaşananlar, ABD’nin İsrail üzerindeki baskı araçlarının pek de işe yaramadığını gösterdi bizlere. Peki, ABD çıkarlarını gerçekten tehdit eden durumlarda Washington, İsrail’i dizginleyecek baskı sopalarını heybesinden çıkarır mı?
Washington’un uygulayabileceği en etkili yöntem doğrudan ve kapsamlı bir silah ambargosu. Fakat bu olmasa da mühimmat sevkiyatlarının geciktirilmesi, hava savunma önleyicilerinin sınırlanması, F-35 ve diğer Amerikan sistemleri için yedek parça ve bakım desteğinin yavaşlatılması, istihbarat paylaşımının daraltılması ve Amerikan THAAD veya Aegis unsurlarının İsrail’in saldırı operasyonlarını desteklemeyecek şekilde görevlendirilmesi İsrail’i ciddi biçimde zorlayabilir.
Yani ABD, olası bir savaşta İsrail’in savunmasına destek verip saldırı operasyonlarına yönelik yardımı kesebilir ya da kısıtlayabilir. Peki bunu yapar mı? Hiç yaptı mı? Ne olursa yapar, sınırları nedir bu durumun?
İSRAİL’İN KOZU ŞEHİT VERİLMEMESİ
İsrail şu an böyle bir tehlike bulunmadığı için rahat davranıyor. Ancak, özellikle son Suriye hamlelerinde ellerinde bulunan bir güvenceleri daha var. O da Türk askerlerinin hedef alınmamış olması.
İdlib saldırısında Mehmetçiğin saldırıya maruz kalmaması, krizin Türkiye-İsrail savaşı seviyesine çıkmasını engelledi.
İsrail ayrıca şimdiye kadarki saldırıları Türkiye sınırları dışında, Suriye topraklarında gerçekleştirdi. Bu duruma Tel Aviv şöyle bakıyor. “Doğrudan bir NATO üyesi ülkesini, NATO sınırları içinde vurmadık. Suriye’deki askeri varlığı bizce tartışmalı bir bölgeye operasyon düzenledik”
Bu bakış açısıyla, NATO’nun 5. maddesinin benzer bir durumda otomatik olarak devreye girmeyebileceğini söylemek mümkün.
Madde, bir NATO üyesine yönelik silahlı saldırının bütün üyelere yapılmış sayılmasını öngörse de her olayın kapsamı, saldırının nerede gerçekleştiği, müttefikin yardım talep edip etmediği ve verilecek karşılığın biçimi ayrıca değerlendirilir.
Bu noktada Türk askerlerinin Suriye’de hedef alınması, Türk topraklarının veya Türk hava sahasının vurulmasından hukuken ve siyasi olarak daha karmaşık bir durum oluşturuyor. Sözün özü, -Allah göstermesin- olumsuz bir durumda işin bürokrasi tarafı bile arap saçı.
Bu bürokrasinin kolay işlemeyeceğini aslında NATO Genel Sekreteri Rutte’nin geçmiş dönemlerdeki açıklamalarından da çıkarabiliriz esasen. “İsrail ile karşı karşıya gelme durumunda Türkiye’nin yanında savaşa girer mi NATO” minvalindeki soruya verdiği yanıt, ne olursa olsun NATO’nun Türkiye’nin yanında yer almayacağının kanıtı niteliğinde.
İsrail yönetimi işte bu belirsizlikten de yararlanıyor. Türkiye’ye ait askeri personel Suriye’de hedef alınsa bile bunun doğrudan NATO savaşına dönüşmeyeceğini düşünüyor. Haksız da değil. Bu nedenle İsrail, Türkiye’nin askeri varlığını henüz yerleşme aşamasındayken engellemenin maliyetinin sınırlı kalacağına inanıyor.
NETANYAHU’NUN SİYASİ KAZANÇ UMUDU!
Tel Aviv’in bu hamlesinin üçüncü boyutu Netanyahu’nun iç siyasetteki kazanç hesabı aslında.
İsrail 27 Ekim seçimlerine giderken Netanyahu güçlü bir rakiple karşı karşıya.
Anketlerde Netanyahu’nun bloku, muhalefetin gerisinde kalıyor. Netanyahu ile Gadi Eisenkot başbakanlık yarışında başa baş görünüyor. Seçmenlerin önemli bölümü de Netanyahu’nun “tam zafer” söylemine inanmıyor.
Bu ortamda Türkiye’yi yeni bir güvenlik tehdidi olarak öne çıkarmak Netanyahu’ya siyasi avantaj sağlayabilir.
Netanyahu kendisini “İsrail’i bölgesel tehditlere karşı koruyabilecek tek lider” olarak sunmak, İran ve Gazze’deki tartışmaları geri plana itmek ve aşırı sağ tabanı yeniden bir araya getirmek istiyor.
Likud’un Erdoğan’ı İsrail muhalefetiyle birlikte tehdit çerçevesinde gösteren seçim afişleri, Türkiye meselesinin artık yalnızca dış politika değil, doğrudan seçim kampanyası malzemesi haline geldiğini gösteriyor.
Bununla birlikte gerilimin Netanyahu’ya sağlayacağı siyasi kazanç sınırsız değil.
İsrail kamuoyunda savaşın otomatik olarak hükümeti güçlendirmediği İran savaşı sonrasında görüldü. Askeri bir operasyon kesin ve hızlı bir başarı getirmezse, seçmenler kısa süreli güvenlikçi birleşmeden sonra hükümetin sorumluluğunu sorgulamaya başlayabilir. ABD’nin İsrail’i açıkça suçlaması veya Türkiye’yle uzun süreli bir çatışmaya girilmesi Netanyahu’nun “güvenlik sağlayan lider” imajını tersine çevirebilir.
Bu nedenle Netanyahu açısından en avantajlı senaryo Türkiye’yle gerçek bir savaş yerine, savaş ihtimalini sürdürecek şekilde süreci devam ettirmek.
Sınırlı saldırılar, sert açıklamalar ve “kırmızı çizgi” söylemi ona seçim öncesinde fayda sağlayabilir. Ancak Türk askerlerinin doğrudan hedef alınması veya Türkiye’nin karşılık vermesi, Netanyahu’nun kontrol etmekte zorlanacağı bir sürecin kapısını aralar.
ANKARA TEL AVİV’İN AYARLARINI BOZUYOR!
Türkiye şimdilik gerilimi büyütmeden İsrail’i saldırgan konumuna itmeye çalışıyor. Ankara çatışma aramadığını gösteriyor, ancak Suriye’deki iş birliğinden de vazgeçmiyor.
İsrail’in iddialarını reddediyor, saldırıları Suriye’nin egemenliğine yönelik ihlal olarak tanımlıyor ve ABD üzerinden çatışmasızlık kanallarını açık tutuyor.
Ankara’nın bu tutumu, İsrail’in beklemediği bir durum. Dar kapsamlı askeri bir karşılıkla gerilimi harlayarak siyasi kazanç sağlamak isteyen Netanyahu istediğini alamadı. Ancak yukarıda zikrettiğimiz gibi oynadığı oyunun kendisini yakma ihtimali, kazanç sağlama ihtimalinden daha yüksek.
Türkiye’nin sakinliği aynı zamanda İsrail’in önünde zor bir tercih oluşturuyor. İsrail yeni saldırılar düzenlemezse Türkiye’nin Suriye’deki varlığını fiilen kabul etmiş olacak. Yeni saldırılar düzenlerse, bu kez Türkiye’nin karşılık vermesi riski artacak. Böylece İsrail’in caydırıcılık hamlesi sonuç üretmek yerine, Netanyahu hükümetinin siyasi amaçlı ve istikrarsızlaştırıcı bir politika izlediği algısını güçlenecek.
En gerçekçi kısa vadeli tablo, Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonunu korurken doğrudan savaş başlatmaması, İsrail’in sert söylemini sürdürmesine rağmen Türk askerlerini doğrudan hedef almaktan kaçınması ve ABD’nin iki tarafı çatışmasızlık mekanizması içinde tutmaya çalışması olacak gibi gözüküyor.
Hüseyin Akif Küçükal / Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol