Ertuğrul faciası
- GİRİŞ06.09.2026 09:27
- GÜNCELLEME06.09.2026 09:27
1887 yılıydı.
Japonya İmparatoru Meiji’nin amcası Prens Komatsu Akihito, kalabalık bir heyetle İstanbul’a geldi. Osmanlı Sultanını ziyaret edip çeşitli hediyeler sundu.
Bu ziyaret Sultan II. Abdülhamit Han’ın talimatıyla sürdürülen diplomatik çabaların sonucuydu. Sultan, nicedir yeni bir güç olarak yükselen Japonya ile münasebet kurmak, Batılı devletler ve Rusya arasında sürdürdüğü denge siyasetini Uzakdoğu’ya kaydırmak, yeryüzündeki Müslümanların lideri olarak hilafetin gücünü hissettirmek istiyordu. Heyeti büyük bir ihtimamla misafir ettikten sonra törenle uğurladı.
Aradan bir yıl geçti.
Gördüğü ilgiden memnun kalan Japon hükümeti, Sultan’ı ülkenin en yüksek ve en prestijli nişanı olan “Büyük Krizantem Nişanı” ile ödüllendirdiğini açıkladı. Osmanlı hükümeti de bu jeste karşılık vererek Japon İmparatoru için murassa bir nişan hazırlattı.
Hem nişanın takdimi hem de iade-i ziyaret için bir heyetin Japonya’ya gönderilmesine karar verildi.
Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa, bu yolculuk için Ertuğrul Firkateynini hazırlattı. Bir gelin gibi süslettikten sonra Dolmabahçe önlerine çektirdi.
Ertuğrul Firkateyni donanmanın en bakımlı ve en büyük gemilerinden biriydi. 1863 yılında Abdülaziz tarafından denize indirilmiş genç bir gemiydi. Ne var ki okyanus ötesi bir yolculuk için tasarlanmamış, uzak deniz tecrübesi de olmamıştı.
Geminin boğazda görücüye çıktığı günlerde itirazlar yükseldi. Sultan II. Abdülhamit, itirazların artması üzerine Bahriye Nazırını huzuruna çağırdı. Geminin durumu hakkında etraflıca bir rapor hazırlanmasını istedi. Nazır Paşanın başkanlığındaki “Şurayı Bahriye”, gemiyi baştan sona inceledi. Mükemmel bir tamirat gördüğünü, Japonya’ya gidip gelebilecek nitelikte olduğunu hükme bağladı.
Ancak raporda bir gariplik vardı. Şura Azalarından İstanbul gemisi süvarisi Şükrü Paşa olumsuz rey verdiği halde dikkate alınmamış, itirazına ilişkin bir not düşülmemişti. Bunu öğrenince kendi kanaatlerini içeren yeni bir rapor hazırladı. Ertuğrul’un gerek tekne ve kazanlarının gerekse sair mahallerinin açık denizlere mukavemet edemeyeceğini, bu haliyle Japonya’ya gönderilmesi halinde bir felaketle karşılaşacağını yazdı. Yazdıklarını Kilercibaşı’na verip Padişaha iletmesini istedi.
Benzer bir itiraz Erkan-ı Harp Dairesinde vazifeli İngiliz bir amiral tarafından da dile getirildi. Padişaha hitaben yazılan arizada şöyle denildi:
“Zat-ı şahanelerine hakikati olduğu gibi arz etmezsem vazifeme ihanet ve gufran-ı nimet emmiş olurum. Ertuğrul gemisi gerek makinaları gerek bünyesi itibarıyla açık denizlere tahammül edecek metaneti haiz değildir. Japonya’ya gidip gelebilecek kudret ve kuvvette olduğu hakkındaki iddialar ve mazbatalar yalan ve yanlıştır. Bu hususta iğfal ediliyorsunuz.”
Ne var ki sonuç değişmedi. Ya, Kilercibaşı bu notları padişaha iletmemişti ya da Bahriye Nazırı, Padişahı ikna etmeyi başarmıştı.
Bu hadiseyle ilgili kalem oynatanlar Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşanın akraba kayırmacılığıyla gözlerinin karardığını söylerler. Zira geminin kumandanı Miralay Osman Bey, Nazır Paşanın damadıydı.
Sonunda Ertuğrul Firkateyninin Uzakdoğu seyahati hakkında Padişah iradesi çıktı.
Birinci dereceden murassa nişanlar, el yazması nadide kitaplar, kurmalı saatler, işlemeli kılıçlar, el dokuması halılar... Birbirinden değerli hediyeler Japon İmparatoruna takdim etmesi için gemi komutanı Miralay Osman Beye teslim edildi.
14 Temmuz 1889 günü İstanbul halkı Sarayburnu’na akın etti. Arma ve sancaklarla süslenen liman çevresi adeta bayram yerine dönmüştü. Hocaların duaları ve kalabalığın coşkun tezahüratları arasında 61’i subay ve memur, 548’i er ve erbaş olmak üzere toplam 609 kişilik mürettebatıyla Ertuğrul Firkateyni demir aldı. Japonya yolcuları, ufuktan silininceye kadar geride kalanlara el salladılar.
Çanakkale Boğazını geçen gemi 26 Temmuz’da Port Sait Limanına ulaştı. İki gün sonra Süveyş Kanalında ilk kazasını yaptı. Kılavuza rağmen Nil’in sığ sularına saplanıp dümeni kırıldı. Haber İstanbul’a ulaşınca tedirginlik yaşandı. Bahriye Nezareti seferden vazgeçilmesini istediyse de sonradan vazgeçildi. Gemi üç aylık bir tamiratın ardından yoluna devam etti. Onlarca limana uğradıktan sonra önce Hindistan’a, bahar başlarında da Singapur’a ulaştı. Şimal rüzgârları başlayıp makinaların gücü ilerlemeye yetmeyince dört ay da burada bekledi. Haziran’la birlikte yeniden başlayan yolculuk yaklaşık bir yılın ardından 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’nın Yokohama Limanında son buldu. Haberi alan İstanbul, gemi komutanı Miralay Osman Beyin rütbesini paşalığa yükselterek ödüllendirdi.
Ertuğrul Firkateyni Japonya’da büyük sevinçle karşılandı. Japon halkı uzaklardan gelen misafirlerini bağrına bastı. İmparator Meiji, komuta heyetini Tokyo’ya davet edip yakından ilgilendi. Osman Paşa başkanlığındaki heyet, Padişahları adına getirdikleri hediyeleri İmparatora takdim edip, ona verilen nişanı teslim aldılar.
Vazife ifa edilmiş, iki ülke arasında tarihi bir dostluğun temelleri atılmıştı.
Eylül’le beraber dönüş hazırlıkları başladı. Japon makamları ani tayfunlara dikkat çekerek biraz daha beklenmesini tavsiye etti. Şehirdeki kolera belirtilerinden tedirgin olan Osman Paşa demir almayı tercih etti.
15 Eylül 1890 günü Yokohama Limanından ayrılan Ertuğrul Firkateyninin dönüş yolculuğu bir gün sonra facia ile sonuçlandı. 16 Eylül’ün akşam saatlerinde başlayan fırtına, yorgun gemiyi Pasifik’in karanlık sularına gömdü.
..................
Tarihimize “Ertuğrul Faciası” olarak geçen yüzyılın en büyük deniz kazasında, Osman Paşanın da içinde bulunduğu 527 denizcimiz şehit oldu. Hayatta kalan 69 denizcimiz Japon İmparatorluğuna ait askeri gemilerle İstanbul’a gönderildi.
Ertuğrul’un trajik sonu o günlerin en çok konuşulan konusu oldu. Gazeteler günlerce yazdılar. Yardım kampanyaları, Japon halkının kadirşinaslığı, şehitlik anıtı, kazadan kurtulanların anlattıkları...
Yolculuk öncesi yapılan ikazları hatırlayan bile olmadı. Hasan Hüsnü Paşanın nazırlığı 23 yıl sürdü.
Zekeriya Yıldız / Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol