Savaş neden bitmiyor?

  • GİRİŞ10.09.2026 09:04
  • GÜNCELLEME10.09.2026 09:04

Dünyanın en büyük askeri gücü, kendisinden yaklaşık 129 kat daha az savunma harcaması yapan İran'ı aylardır bombalıyor fakat istediği siyasi sonucu elde edemiyor. Tahran güçlü bir direnişe rağmen ABD'nin yeni saldırılarını durduramıyor. Kendi şehirlerini korurken büyük sorunlar yaşayan İsrail için de aynı durum geçerli. Üç taraf da ağır bedel ödüyor fakat üçü de durmuyor.

ABD'nin hava ve deniz gücü İran'ın çok üzerinde. İstihbarat kapasitesi, uzun menzilli saldırı avantajları malum. İran'ın ekonomik gücü Washington'la kıyaslanamayacak durumda ancak Amerika'nın zafer ilan edebilmesi için bütün bu askeri üstünlüğün sonunda siyasi sonuç üretmesi gerekiyor.

İran'ın nükleer programının geleceği ne olacak? Balistik füze kapasitesi sınırlandırılacak mı? Hürmüz tamamen açılacak mı? İran'ın bölgedeki silahlı ağları ne olacak? Tahran yönetimi bütün bunlardan vazgeçmeyecekse yüzlerce hedefin vurulmuş olması savaşı bitirmiyor? Bu sorular yanıt bulmuş değil.

İran'ın işi ise daha kolay. Tahran'ın Washington'ı işgal etmesi gerekmiyor. Rejim ayakta kaldığı, füze fırlatabildiği ve karşı tarafa maliyet çıkarmaya devam ettiği müddetçe "kutsal savaş" devam ediyor. Dolayısıyla savaşın başarı kriterleri eşit değil. ABD kazanmak için İran'ın davranışını değiştirmek zorunda. İran'ın kazanmak için hayatta kalması yeterli olabilir.

İRAN'IN BÜYÜK SİLAHI ZAMAN VE ASİMETRİK SAVAŞ

İran'ın yaklaşık 1,65 milyon kilometrekarelik devasa coğrafyası var. Dağlık arazi. Yeraltı tesisleri. Dağıtılmış füze rampaları. Devrim Muhafızları'nın ülke çapına yayılan altyapısı. Nükleer tesisler. Yeraltı depoları. Bütün bunları aynı anda ve kalıcı biçimde ortadan kaldırmak yüzlerce hava saldırısından çok daha büyük operasyon gerektiriyor. İran bunun farkında.

Washington İran ekonomisinin birkaç ay daha dayanamayacağını düşünüyor. Tahran ise Amerikan kamuoyu, petrol fiyatı, mühimmat stokları, Trump'ın siyasi desteği, ABD'nin Çin'e ayırması gereken askeri kapasiteyi göz önünde bulunduruyor. İran'ın hesabı Amerikan yönetiminin siyasi olarak savaşmaya devam etmek isteyeceği süreden daha uzun süre dayanmak.

İran'ın elindeki önemli avantajlardan biri savaşın maliyet matematiği. ABD'nin hava savunma sistemleri son derece başarılı fakat pahalı. Tahran açısından mantıklı bir savaş ekonomisi ortaya çıkıyor. Bir İHA gönderiyorsunuz. İHA hedefe ulaşmasa bile radar açılıyor. Hava savunma personeli alarma geçiyor. Belki savaş uçağı kalkıyor. AWACS görev yapıyor. Bir önleyici füze ateşleniyor. Sistem bakım saati tüketiyor. Bazen hedefi vuramayan ucuz bir İHA bile karşı tarafa kendisinden kat kat fazla maliyet çıkartabiliyor.

HÜRMÜZ'DE KARŞILIKLI REHİN ALMA

İran'ın değiştiremeyeceğiniz başka bir avantajı daha var. Coğrafya. Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran bulunuyor. Mayınlar, kıyı savunma sistemleri, sürat tekneleri, balistik füzeler, gemisavar füzeler, İHA'lar ve denizaltılar Tahran'a küresel enerji piyasasını tehdit edebilecek çok geniş bir araç seti sağlıyor.

ABD İran'ın petrol ihracatını büyük ölçüde kesebiliyor. İran ise dünya petrol ticaretinin en önemli damarlarından birinin güvenliğini bozabiliyor. Ortaya garip bir karşılıklı rehin alma mekanizması çıkıyor.

Washington'ın mesajı: "Petrolünü satmana izin vermem.”

Tahran'ın cevabı: “O zaman başkalarının petrolünü taşımasını da pahalı hale getiririm.”

Savaş öncesinde Hürmüz'den günde yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyordu. Bugün savaş nedeniyle gerçek miktarı hesaplamak bile zorlaştı. Gemiler AIS sistemlerini kapatıyor. Uydu takibi zorlaşıyor. Bağımsız şirketlerle resmi rakamlar arasında büyük farklılıklar oluşuyor.

İSRAİL İÇİN BİTİŞ ÇİZGİSİ DAHA UZAK

İsrail'in hesabı Washington'dan farklı. ABD açısından İran önemli bir bölgesel tehdit. İsrail açısından doğrudan ulusal güvenlik problemi. Balistik füzeler. Nükleer program. Hizbullah. Husiler. Irak'taki İran bağlantılı gruplar ve İran'ın yeniden askeri kapasite oluşturma ihtimali…

Bu nedenle İsrail'in savaşı bitirmek için aradığı güvenlik eşiği Washington'dan daha yüksek olabilir Saldırılardan önce İran'ın yüzde 60 zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyuma sahip olduğu bildiriliyordu. Saldırılardan sonra uluslararası denetçilerin bütün tesislere ve stokun tamamına erişememesi İsrail açısından çok tehlikeli bir belirsizliğe neden oluyor.

İran'ın uranyumu nerede? Bu sorunun cevabı bilinmediği müddetçe İsrail “tehdit ortadan kalktı” diyemiyor.

SAVAŞ KENDİ EKONOMİSİNİ KURDU

Burada insanın aklına doğal olarak başka bir soru geliyor. Bu savaşın sürmesinden kim para kazanıyor? Cevap belli. Savunma şirketleri…

Lockheed Martin'in füze ve atış kontrol bölümünün gelirleri yüzde 20 arttı. Şirketin sipariş birikimi 230,4 milyar dolara ulaştı. RTX'in sipariş birikimi 289 milyar dolar. Raytheon'un silah bölümünün satışları yüzde 18 yükseldi. ABD ordusu Lockheed Martin'e 58,6 milyar dolara kadar çıkabilecek dev PAC-3 Patriot anlaşması verdi. Hedef yıllık PAC-3 MSE üretimini 2 bin füzeye çıkarmak.

Lockheed bunun için fabrikalarına milyarlarca dolar yatırım yapacak. İsrail'de de Rafael, IAI, Elbit ve Tomer gibi savunma şirketlerinin üretim kapasitesi artırılıyor. Bazı tesisler çift ve üç vardiya çalışıyor. Elbette rakamlar savunma şirketlerinin savaşı çıkardığını kanıtlamıyor. Ama başka bir şeyi açık biçimde gösteriyor: Savaş başladığında kendi ekonomik ekosistemini oluşturuyor.  Bu mekanizma Batı'ya özgü değil. İran'ın da Devrim Muhafızları, füze ve İHA sanayisi, kaçakçılık ağları, gölge petrol filosu ve bölgesel lojistik hatları etrafında oluşmuş kendi savaş ekonomisi bulunuyor. Yaptırımlar bir tedarik kanalını kapatıyor, yeni kanal açılıyor. Bir şirket yaptırıma giriyor,başka paravan şirket kuruluyor. Normal petrol ticareti engelleniyor bu sefer gölge filo büyüyor. Dolayısıyla savaş uzadıkça onu sürdürmek için oluşturulan yapılar da kurumsallaşıyor.

Sonuç olarak tarafların kalıcı barış için birbirlerine güvenmeleri gerekiyor ve şu anda en az bulunan şey tam olarak. Çatışmaların durması için füze stoklarından petrol tankerlerine, savunma şirketlerinden milislere, sigorta piyasalarından iç siyasete kadar oluşan bütün mekanizmanın aynı anda frenlenmesi gerekiyor. En tehlikelisi de taraflar hala rakiplerinin pes edeceğine inanarak taviz vermiyor.

 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat