Geçmişten bugüne Husiler
- GİRİŞ13.09.2026 09:14
- GÜNCELLEME13.09.2026 09:14
1990'ların Yemen'inde bir grup genç yaz kamplarında toplanıyordu. Amaçları Zeydi kimliğini ve dini eğitimini yeniden güçlendirmekti.Aradan yaklaşık 30 yıl geçti. Kendilerine “Allah’ın yardımcıları” ismini veren silahlı örgüt bugün başkenti Sana'yı kontrol etmeye devam etmekle kalmayıp dünyanın en kritik deniz geçitlerinden Babülmendep'in kıyılarına, hatta boğazın ortasındaki stratejik adaya ulaşmış durumda. Husi adı, hareketin kurucu figürlerinden Hüseyin Bedreddin el-Husi'den geliyor.
HUSİLERDEN ÖNCE ZEYDİLER VARDI
Zeydilik Şii mezhebinin kollarından biri fakat İran'da hakim olan On İki İmam Şiiliğiyle aynı dini gelenek değil. Yemen'deki Zeydi siyasi geleneği İran İslam Cumhuriyeti'nden yüzlerce yıl daha eski. Kuzey Yemen'de Zeydi imamların yönettiği siyasi düzen 1962'ye kadar devam etti. İç savaş sırasında Zeydi imamlık yanlısı kralcıları destekleyen ülkeler arasında İsrail de bulunuyordu. Mısır ordusunu Yemen'de meşgul etmek İsrail'in stratejik çıkarınaydı.
Hareketin öne çıkan isimlerinden Hüseyin Bedreddin el-Husi dağlarda yaşayan bilinmeyen bir militan değildi.1993 ile 1997 arasında Yemen parlamentosunda milletvekilliği yaptı. 2003 Irak işgali Amerikan karşıtlığının hareket içerisinde daha belirgin hale gelmesinde etkili oldu. 2004'e gelindiğinde Sana yönetimi ile Hüseyin el-Husi'nin hareketi arasındaki gerilim açık savaşa dönüştü. Hüseyin el-Husi aynı yıl Yemen güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. Liderliği kardeşi Abdülmelik el-Husi üstlendi. Bugün liderliğin başında o bulunmaya devam ediyor.
SAVAŞLARLA TECRÜBELERİNİ GELİŞTİRDİLER
2004 ile 2010 arasında Husiler ile Yemen merkezi yönetimi arasında altı ayrı savaş yaşandı. Bu dönem örgüt açısından bir çeşit askeri okul oldu, dağlık arazide savaşmayı öğrendiler, yerel ağlarını genişlettiler. Merkezi ordunun zayıflıklarını gördüler. Husilerin yükselişindeki en ilginç gelişmelerden biri eski düşmanlarıyla kurdukları ittifak oldu. Yıllarca kendilerine karşı savaşan Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih de Zeydi kökenliydi. Bu ayrıntı Yemen savaşını basit bir “Şii-Sünni çatışması” olarak anlatmanın neden yetersiz olduğunu gösteriyor. Husiler Salih'e karşı yıllarca savaştı sonra onunla ittifak yaptı.
ESKİ DÜŞMANLARI BAŞKENTİN YOLUNU AÇTI
2011 Arap ayaklanmaları Yemen'i de vurdu. Ali Abdullah Salih iktidardan ayrıldı. Yerine yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi geçti. Fakat Salih'in ordudaki ve devlet içerisindeki bağlantıları ortadan kalkmadı. Husiler tam bu dönemde eski düşmanları Salih'le çıkar ittifakı kurdu. Salih'e bağlı askeri unsurların ve eski rejimin bağlantılarının Husi ilerleyişine ciddi katkısı oldu. 2014'te hükümetin akaryakıt sübvansiyonlarını azaltmasıyla başlayan toplumsal tepki de Husilere yeni alan açtı. Protestolar büyüdü. Husiler ekonomik hoşnutsuzluğu siyasi harekete dönüştürdü ve Eylül 2014'te Sana'yı ele geçirdiler.
ABD İLE EL KAİDE TEMASI
Husilerle Washington arasında 2015'te sınırlı temas kanalları bulunuyordu. Arap Yarımadası El Kaidesi Washington'ın Yemen'deki temel güvenlik tehditlerinden biriydi. Husiler de onlarla savaşıyordu. 21 Ocak 2015'te Pentagon'un istihbarattan sorumlu üst düzey yetkilisi Michael Vickers, Atlantic Council'daki bir etkinlikte Husilerin El Kaide karşıtı olduğunu ve ABD'nin Yemen'deki terörle mücadele operasyonlarının devam ettiğini anlattı. Kendisine bunun Husilerle istihbarat iletişimi anlamına gelip gelmediği soruldu. Cevabı dikkat çekiciydi: “Bunu varsaymak makul.”
Aynı yıl ABD'li diplomat Anne Patterson, Umman'ın başkenti Maskat'ta Husi temsilcileriyle görüştü. Ancak Husi komutanlarına ekonomik yaptırımlar da uygulanmaya devam edildi.
HUSİLERİN DÖNÜŞÜM YILI
Husiler Sana'yı aldıktan sonra güneye ilerledi. Cumhurbaşkanı Hadi Aden'e, ardından Suudi Arabistan'a geçti. Mart 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon Yemen'e askeri müdahaleyi başlattı. Riyad'ın hedefi Husi ilerleyişini durdurmak ve Hadi yönetimini yeniden güçlendirmekti. Savaş yıllarca sürdü. Binlerce hava saldırısı gerçekleştirildi. Yemen dünyanın en ağır insani krizlerinden birine sürüklendi fakat Husiler ortadan kaldırılamadı.
Husilerin en büyük destekçisi İran’ı konu dışında bırakmak olmaz tabi.İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın Husilerin askeri gelişiminde eğitim, danışmanlık ve teknik destek sağladığına ilişkin ciddi bulgular bulunuyor. Yemen'e gönderilirken ele geçirilen sevkiyatlarda füze motorları, güdüm parçaları, savaş başlıkları ve farklı silah bileşenleri tespit edildi. Bazı Husi füzeleri ve İHA'larında İran sistemleriyle örtüşen tasarım özellikleri belgelendi. İran açısından Husilerin stratejik değerini görmek için haritaya bakmak yeterli.
Yemen'in kuzeyinde Suudi Arabistan bulunuyor. Batısında Kızıldeniz. Güneybatısında Babülmendep. Daha kuzeyde İsrail ve Süveyş Kanalı... Tahran böylece kendi sınırlarından binlerce kilometre uzakta Suudi Arabistan'ı, İsrail'i ve dünyanın en önemli deniz ticaret yollarından birini tehdit edebilecek bir müttefik kazandı.
Husiler de İran'ın sağladığı teknoloji, silah ve uzmanlıktan yararlanarak yerel bir isyan hareketinin erişemeyeceği askeri kapasitelere ulaştı. Sonuçları kısa süre içerisinde görüldü. Suudi Arabistan'a balistik füzeler ve İHA'lar gönderildi. Petrol tesisleri hedef alındı. 2022'de Birleşik Arap Emirlikleri'ne saldırılar düzenlendi. Husiler zaman içerisinde Yemen savaşının taraflarından biri olmaktan çıkıp bölgesel caydırıcılık denklemine girdi.
BARIŞ ÇAĞRISINA SUİKAST KARŞILIĞI
Husilerin iktidar yürüyüşünde kendilerine büyük avantaj sağlayan Ali Abdullah Salih'le ittifakı da sonunda çöktü. 2017'de Salih Husilerden uzaklaşarak Suudi koalisyonuyla yeni bir sayfa açılması çağrısı yaptı. İki gün sonra öldürüldü. Onu öldürenler eski müttefikleri Husilerdi. Bugün Husi karşıtı önemli askeri aktörlerden biri olan Tarık Salih, öldürülen eski cumhurbaşkanının yeğeni.
TEPKİ ÇEKEN YÖNETİM ŞEKLİ
İsrail'e füze gönderiyorlar. Gazze'ye destek verdiklerini söylüyorlar. Amerikan savaş gemilerine saldırıyorlar. Kızıldeniz'deki dünya ticaretini baskı altına alabiliyorlar. Bütün bunlar özellikle Gazze savaşı sonrasında Husilere Arap ve İslam dünyasının bazı kesimlerinde güçlü bir “direniş hareketi” imajı kazandırdı. Ancak Yemen içerisindeki sicillerine bakıldığında çok daha karanlık bir tablo çıkıyor.
İnsan hakları örgütlerinin yıllara yayılan raporlarında Husilere yönelik ağır suçlamalar bulunuyor. Sivil bölgelere ayrım gözetmeyen saldırılar, çocukların silahlı güçlere alınması, keyfi tutuklamalar, gazetecilere ölüm cezası. BM ve yardım kuruluşu çalışanlarının gözaltına alınması. Sünni topluluklarla ilişkilerinde de benzer sorunlar yaşandı. 2013'te Saada'daki Selefi Darülhadis merkezi kuşatıldı. Bazı Sünni imamların hedef alınması ve dini uygulamalara müdahaleler raporlara girmiş durumda...
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol