BM kürsülerinin tek getirisi
- GİRİŞ24.09.2026 09:01
- GÜNCELLEME24.09.2026 09:01
Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurul görüşmelerinde bir kez daha gördük ki herkes adalet istiyor, herkes barıştan, haktan ve hukuktan yana ama dünyaya bir türlü adalet, hak, hukuk ve barış egemen olmuyor.
Peki neden?
Her şeyden önce ülkelerin adalet anlayışı oldukça farklılaşmış. Bir ülkenin haktan anladığı şey, öbür ülke için tam bir haksızlık halini almış. Hukuk ve barıştan kastedilen şeyler de maalesef birbirinden çok farklı anlamlara evrilmiş vaziyette.
Kelimeleri ve kavramları aynı olmayan topluluklara millet denir mi?
O halde hangi birleşmiş milletlerden bahsedebiliriz? Neyin genel kurulu yapılıyor olabilir acaba? Bu neyin görüşmesidir mesela?
Zaten Birleşmiş Milletler Genel Kurul görüşmelerinde ortada ne bir birleşme ne bir ortak tavır geliştirebilme ne de dünyayı bütün insanlığın ortak tarlası olarak görebilme yaklaşımı var. Olan tek şey bütün insanlığın kaderini beş ülkenin şehvetli dudaklarına peşkeş çekmekten başka bir şey değil aslında.
Birinin ak gördüğünü kendi çıkarlarına ters düştüğü için öbürünün kara telakki ettiği bir ortamda hangi milletten, hangi birleşmişlikten ve hangi insanlıktan bahsedeceğiz.
Pezeşkiyan’ın dünkü şu çığlığı bunu çok güzel özetliyor aslında;
“Üniversitelerimizi, hastanelerimizi, okullarımızı hedef aldılar ve hepsi de uluslararası hukuka aykırı olarak gerçekleşti. İsmail Haniye, ben göreve başladığım gün suikasta uğradı. Gazze'de 70 binden fazla insanı vahşice katlettiler. Ellerindeki son teknoloji ile soykırım işlediler. Biz mi terörist oluyoruz. Soykırımı onlar işliyor, biz terörist oluyoruz…”
Adalet, barış, hukuk, terörist, kahraman…
Herkesin gözünde hepsinin ayrı ayrı anlamları var şimdilerde. Sözgelimi birileri soykırımcıyı özgürlük savaşçısı ve kahraman olarak görürken öbürleri bebekleri bile terörist olarak nitelendirebiliyor. Birleşmiş Milletler’in 81. Genel Kurul görüşmelerini yapmakta olduğu günlerde işte böylesine bir keşmekeş içerisinde nefes alıp vermeye çalışıyor insanlık. O halde bu neyin görüşmesi?
Hayr umulur mu böyle bir gecenin seherinden?
Her şeye rağmen ümidimizi kaybetmememiz lazım. Biz Müslümanların terörist olarak addedildiği ve İslamofobi’nin tavan yaptığı bir dönemde yaşasak da bu böyle. Çünkü gerçek barışın ne olduğunu bizden başka anlatabilecek bir zümre yok dünyada. Tıpkı hakiki teröristin ve soykırımcının kim olduğunu açık seçik gösterecek bir zümre olmadığı gibi.
Müslümanlar olarak bireysel ve toplumsal huzur efsunlayan kelime ve kavramlarımızı evrensel boyutta yoğurup yorumlayarak her alanda insanlığın gündemine taşıyacak cesur yüreklere ihtiyacımız var.
Bu alanda o kadar zengin bir medeniyet birikimimiz var ki dünya bu kadar nasıl fakirleşebildi? Anlamak mümkün değil.
Adaleti ele alalım mesela.
Sözgelimi Nisa Suresi 135. Ayeti öyle bir adalet tanımı yapar ki bunca adalet karmaşasının yaşandığı günümüz dünyasında bu ayeti dinleyenlerin aklında gerçek adaletin ne olduğu hemencecik netleşir. Zaten bunu fark eden dünyanın sayılı üniversitelerinden olan Harvard Üniversitesi yetkilileri, bu ayeti adaletin tarihteki en büyük anlatımlarından biri olarak tavsif etmekle yetinmez aynı zamanda Hukuk Fakültesi Kütüphanesi’nin girişine bunu tablo olarak asarlar.
Bu ayette mealen şöyle buyurulur;
“Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın veya akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.”
Bu ayetin ışığında aydınlanan bir dünyada adalete dair bir kafa karışıklığı yaşanması ya da herhangi bir adaletsizliğin hüküm sürmesi mümkün olur mu? Hak namına haksızlığa tapılır mı? Hukuk adına en ağır hukuksuzluklara imza atılır mı? Barış diye diye olmadık savaşların kapısı aralanır mı?
Kelime ve kavram olarak çok zenginiz ama bunları nakde çeviremediğimiz için dünyanın fakirleşmesine seyirci kalıyoruz.
Kültürün, sanatın, teknolojinin ve gücün her alanında söz sahibi olmaktan başka çıkar yolumuz yok. Bütün bunları insanın huzur ve mutluluğuna hasretmeyi emreden kültür ve medeniyet ilkelerimizi insanlığa haykıracak güçlü seslere çok ihtiyacımız var. İşte tam bu anların gerçek kahramanı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan.
Erdoğan BM’de yine insanlığın, mazlum coğrafyaların ve ezilenlerin sesi oldu.
Merhum Sezai Karakoç'un ürpertici dizeleriyle seslendi insanlığa Erdoğan ve dünyayı kana bulayanlara tarihi uyarıda bulundu;
"Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar."
BM kürsülerinin tek getirisi, böyle yiğit haykırışlara zemin oluşturması olsa gerek…
Mürsel Gündoğdu/Haber7
Yorumlar1