Modern savaşlar ve çıkmazlar üzerine
- GİRİŞ08.10.2026 08:59
- GÜNCELLEME08.10.2026 08:59
Kabil'in düşmesi birkaç hafta sürdü. Amerika'nın Afganistan macerası ise 20 yıl. Son Amerikan askerleri ülkeden ayrılırken 2001'de devrilen Taliban yeniden yönetimdeydi. Irak'ta da benzer bir tezat ortaya çıktı.
Bağdat üç haftada ele geçirildi, Saddam Hüseyin devrildi, ordusu dağıtıldı. Aradan 23 yıl geçti. Amerikan askerleri ülkeden ayrılırken Bağdat'ın istikrar arayışı henüz tamamlanmış değil. IŞİD'in kontrol ettiği şehirler geri alındı. Örgütün düşünsel mirası ve hücre yapılanması hayatta kaldı.
Gazze'de Hamas'ın komuta kademesi ve askeri altyapısı ağır darbeler aldı. Filistin meselesinin geleceği yine müzakere masasındaki siyasi sorulara dayanıyor.
Son çeyrek yüzyılda dünyanın en gelişmiş orduları muharebe sahasında defalarca üstünlük sağladı. Buna rağmen elde edilen askeri sonuçların kalıcı siyasi düzene dönüşmediği örneklerin sayısı arttı. Belki de çağımızın en büyük stratejik yanılgılarından biri burada yatıyor.
Düşmanın ordusunu dağıtmak, başkentini ele geçirmek ve yönetimini devirmek bir savaşın sonu olarak görülüyor. Oysa günümüz çatışmalarında bunlar çoğu zaman hikayenin ilk perdesini kapatıyor. Çünkü insanların neden mücadele ettiğini anlamadan silahlı hareketleri hatta bazen rejimleri ortadan kaldırmaya çalışmak daha büyük istikrarsızlıklara sebep olabiliyor.
1945 İSTİSNASI ANLAŞILAMIYOR
Modern dünyanın kolektif hafızasında zaferin en güçlü görüntüsü İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda oluştu. Berlin düştü. Hitler öldü. Almanya koşulsuz teslim oldu. Birkaç ay sonra Japonya da aynı yolu izledi. Savaş ile zafer arasındaki ilişki böylece oldukça basit göründü: Düşmanın askerî kapasitesini yok et, siyasi iradesini kır, şartlarını kabul ettir. Fakat tarih boyunca çatışmaların büyük bölümü bu kadar kesin sonuçlanmadı.
Çoğu zaman taraflardan biri tamamen ortadan kalkmadı. Mücadelenin maliyeti beklenen kazancı geçtiğinde taviz verildi, ateşkes kabul edildi veya bir anlaşmaya varıldı. Bir ordunun başarılı operasyonlar gerçekleştirmesi ile siyasi yönetimin istediği şartlarda çatışmayı bitirebilmesi farklı meseleler.
ASİMETRİK ÇATIŞMANIN AVANTAJI
Büyük güçlerin karşılaştığı problemlerden biri de savaşların matematiğinin değişmesi. Asimetrik çatışmada tarafların hedefleri birbirinden farklıdır. Süper güç kamuoyuna, müttefiklerine ve kendi askerlerine neden savaştığını açıklamak, ilerleme göstermek ve sonunda bir sonuç üretmek zorundadır. Gerilla hareketinin beklentisi daha düşük olabilir. Onun başkenti ele geçirmesi gerekmez. Ayakta kalması yeterlidir
Dışarıdan gelen ordu için on yıl olağanüstü uzun bir dönem olabilir. Yaşadığı topraklarda mücadele eden hareket ise aynı hesabı nesiller üzerinden yapabilir.
Teknoloji fiziksel hedefler konusunda olağanüstü bir noktaya ulaştı ancak insanların zihnindeki bir düşüncenin koordinatlarını sisteme giremiyorsunuz.
Milliyetçilik bunun örneği. Din başka bir örnek. Etnik aidiyet, toprak talebi, intikam duygusu veya tarihsel hafıza da aynı kategoriye giriyor. Bir silahlı hareketin lider kadrosunun ortadan kaldırılması örgütsel kapasitesini ciddi biçimde azaltabilir. Finans kaynaklarının kesilmesi faaliyet alanını daraltabilir. Güvenli bölgelerinin ele geçirilmesi hareket kabiliyetini sınırlayabilir. Yine de onu ortaya çıkaran şartlar devam ediyorsa boşluğu başka insanlar doldurabilir. Üstelik bazı askeri yöntemler çözmeye çalıştığınız problemi yeniden üretebilir.
YAPTIRIMLAR DÜŞMANI HER ZAMAN TESLİM ALAMIYOR
Benzer bir beklenti ekonomik yaptırımlarda görülüyor. Mantık anlaşılır. Rakibin ticaretini sınırla, finans sistemine erişimini zorlaştır, gelirlerini azalt ve davranışını değiştirmeye zorla. Bazen işe yarıyor. Bazen de devletler yıllarca bu baskı altında yaşamayı öğreniyor. Küba, Kuzey Kore ve İran farklı dönemlerde bunun örneklerini verdi çünkü ekonomik maliyet siyasi kararın değişkenlerinden biri. Tek değişkeni değil.
Rejim güvenliği, milliyetçilik, ideoloji, dış destek, alternatif ticaret yolları ve içeride oluşturulan tehdit algısı da hesapta bulunuyor. Hatta dışarıdan uygulanan baskı bazı yönetimlerin içeride kullandığı “kuşatma altındayız” anlatısını besleyebiliyor ve topluma dayanma gücü veriyor.
GENERAL SUN TZU HAKLIYDI
İşte burada eski bir fikir yeniden değer kazanıyor. Düşmanın çıkabileceği bir kapı bırakmak. Meşhur General Sun Tzu'nun ortaya attığı fikir merhametten çok stratejiye dayanıyor. Karşınızdaki aktöre iki seçenek bıraktığınızı düşünün:
Tam teslimiyet veya yok oluş. Bu durumda savaşı sürdürmenin maliyeti ne kadar yükselirse yükselsin teslimiyetin maliyeti daha yüksek görülebilir. Sonuna kadar direnmek rasyonel hale gelir. Bu nedenle başarılı müzakere rakibe istediği her şeyi vermek anlamına gelmez. Karşı tarafın savaşı bırakabileceği şartları oluşturmak anlamına gelir. Aradaki fark kuşkusuz önemli.
Belki yeni çağın gerçek zaferi de burada yatıyor... Bir sonraki savaşı kazanmak yerine çatışmaya ihtiyaç bırakmayacak düzeni kurabilmek esas maharet olabilir.
Yorumlar1