Can Azerbaycan
- GİRİŞ18.10.2026 09:00
- GÜNCELLEME18.10.2026 09:00
Birinci Dünya Harbinin belki de en önemli hadisesi Bolşevik Devrimiydi. Çarlık yönetimi devrilmiş, iktidar olan Bolşevikler Rusya’yı savaştan çekmişlerdi. Diğer İttifak devletleri gibi Osmanlı ile de masaya oturmuş, 93 harbi sonunda savaş tazminatı olarak aldıkları Kars, Ardahan ve Batum’u iade etmişlerdi.
Bu arada devrim sonrası yaşanan karmaşa Kafkas coğrafyasında büyük bir otorite boşluğu doğurmuştu.
Uzun yıllar Çarlık idaresinin demir yumruğu altında ezilen Kafkas halkları bu boşluktan yararlanmak istediler.
14 Kasım 1917’te Tiflis’te bir araya gelen Azeri, Ermeni ve Gürcü temsilciler “Mavera-yı Kafkas Hükümeti” adında bir konfederasyon kurdular. Eğitim, Adalet, Ticaret, Ulaştırma ve Kanunlara Nezaret Bakanlıkları Azerbaycan Türklerine, Maliye, İaşe, Sosyal Yardım ve Çalışma Bakanlıkları Ermenilere bırakıldı. Hükümet başkanlığını Gürcü temsilci üstlendi. Ne var ki, zoraki olarak bir araya gelen ve milli çıkarları birbirleriyle örtüşmeyen bu üçlü yapının uzun ömürlü olmayacağı belliydi. İlk anlaşmazlık Osmanlı Devletine iade edilen vilayetler konusunda çıktı. Gürcüler Batum’u, Ermeniler Kars’ı bırakmak istemiyorlardı. Azerbaycan Türkleri Osmanlı Ordusundan yardım istiyor, diğerleri ordunun ilerlemesine engel olmaya çalışıyorlardı.
Zoraki kurulan hükümet bir yılını dolduramadan dağıldı. Gürcüler ve Ermeniler kendi müstakil devletlerini ilan ettiler. Azerbaycan Türkleri de 28 Mayıs 1918 tarihinde “Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti”ni kurdular.
Bu kuruluş, 1800’lü yılların başında Kaçar Hanedanlığının yıkılmasıyla inkıtaya uğrayan bağımsız devlet geleneğinin yeniden canlandığını göstermesi bakımından önemliydi ve Azerbaycan Türkleri açısından tarihi bir değer ifade ediyordu.
Kurucu liderliğini Mehmet Emin Resulzade’nin yaptığı Demokratik Azerbaycan Cumhuriyetinin yaptığı ilk iş, Osmanlı Devleti ile dostluk ve ittifak antlaşması imzalamak oldu. Bu antlaşmaya göre Azerbaycan’ın isteği halinde Osmanlı devleti bu ülkeye asker ve silah gönderebilecekti.
Azerbaycan Cumhuriyeti, Bakü’yü başkent ilan etti. Şehir nüfusunun büyük çoğunluğu Azerilerden oluştuğu gibi ülkenin de doğal merkezi konumundaydı. Ancak federasyon dağıldıktan kısa bir süre sonra Ermeni Komünistler tarafından işgal edildi. Bakü’deki Müslüman nüfus kırıldı. Ardından Bakü-Gence arasındaki topraklar üzerine saldırı başladı. Azerbaycan Türkleri, eski Çarlık ordusunun ağır silahlarıyla donatılmış Ermeni ordusu karşısında çaresiz kaldılar.
Gözler İstanbul’a çevrildi. Azerbaycan Milli Komitesi, Gence’de toplanarak Osmanlı Hükümetinden yardım talebinde bulundu.
Bu esnada Osmanlı Devleti tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşıyordu. Dünya Harbinin tam ortasında ölüm-kalım mücadelesi veriyor, Anadolu çocukları imparatorluğun dört bir köşesinde sebil gibi kanlarını akıtıyorlardı.
Buna rağmen hiç tereddüt edilmedi. Can Azerbaycan Türk yurduydu. Onlar da Müslüman, onlar da Oğuz soyundandı.
Harbiye Nazırı Enver Paşa, Azerbaycan harekâtına büyük önem verdi ve bizzat ilgilendi. Burada kazanılacak bir zafer, hem Sarıkamış’ta zedelenen itibarını düzeltebilir hem de Büyük Turan idealinin kapılarını aralayabilirdi.
Bu yüzden başına en güvendiği iki yakınını getirdi. Bunlardan biri Kutülamare kahramanı amcası Halil (Kut) Paşa, diğeri üvey kardeşi Yarbay Nuri (Killigil) Bey idi. Önce Kafkasya’da konuşlanmış olan “Şark Orduları Grubu Komutanlığı”na Halil Paşanın ataması yapıldı, ardından bu orduya bağlı olarak çalışacak “Kafkas İslam Ordusu” adıyla bir birlik oluşturuldu. Onun da başına Yarbay Nuri Bey getirildi. Ordu komutanlığı yapabilmesi için Padişah fermanı ile rütbesi mirlivalığa yükseltildi.
Nuri Paşa, 149 subay ve 488 zabitten oluşan maiyetiyle Musul’dan hareket etti. Onu 257 subay ve 5575 erden oluşan 5. Kafkas tümeni izledi. Bir ay sonra halkın coşkun tezahüratları arasında Gence’ye ulaştılar. Şehre girişlerinde kurbanlar kesildi binalar Türk bayraklarıyla gelin gibi süslendi.
Haziran ayında Karargâhını Gence’ye kuran Nuri Paşa, öncelikle bölgede faaliyette bulunan Ermeni çetelerini etkisiz hale getirdi. Sonrasında çekirdeğini Osmanlı askerlerinin oluşturduğu Kafkas İslam Ordusunu büyütmek ve milli bir ordu olarak kalıcı hali getirmek için kolları sıvadı. Seferberlik ilan ederek Kafkas İslam Ordusuna bağlı “Asker Alma Başkanlıkları” oluşturdu. Azerbaycan’da eli silah tutan tüm erkek vatandaşlar askere çağrıldılar. Osmanlı subayları yerel halka silahlı eğitim vererek onları savaşa hazırladılar. Kısa zamanda sayısı 20 bini geçen beş tümenlik bir kolordu kuruldu. Aynı zamanda orduya subay kadrosu yetiştirecek Harp Okulunun da açılışı yapıldı.
Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu ülkeyi işgalcilerden temizlemek ve Bakü’yü kurtarmak için Temmuz ayında Gence’den yola çıktı. Saldırıdan savunmaya çekilen Ermeni-Bolşevik güçlerini etkisiz hale getirerek Bakü’ye doğru yürüdü.
İlginçtir; en büyük tepki, müttefik ülke Almanya’dan yükseldi. Kafkas siyasetini Bakü petrollerinin ele geçirilmesi üzerine kuran Almanya, harekâtın bir an önce sonlandırılması için Osmanlı Harbiyesine baskı yaptı. Harbiye Nezareti ikili oynayarak müttefikini idare etti. Bir yandan harekâtın durdurulması için resmi beyannameler yayınladı diğer yandan zaferin bir an önce kazanılması için Nuri Paşaya notlar iletti.
Bu arada İngiliz ve Ruslar da hadiseye dâhil olmuş, Bakü’nün korunması için 10 bin kişilik kuvvet göndermişlerdi.
Savaş Ağustos ayının son haftasında başladı ve yirmi gün sürdü. Diplomatik baskılar, uluslararası tehditler, Ermeni-Rus ve İngiliz güçlerinin cansiperane direnişi... Hiçbiri kâr etmedi.
Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu, yokluklara rağmen muazzam bir zafer kazandı. Ermeni askerleri panik halinde cepheyi terk edip limanda bekleyen gemilere koştular. Savaş Bakanı General Bağrutûni kaçan askerlerin ayakları altında ezilerek öldü.
Bakü, 15 Eylül 1918 tarihinde düşman işgalinden kurtarılarak esas sahipleri olan Azerbaycan halkına teslim edildi. Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı Feth Ali Han, Nuri Paşaya bir telgraf gönderdi. “Komutanız altında bulunan cesur Türk askerimiz tarafından Azerbaycan’ın başkenti olan Bakü’nün düşmandan temizlenmesi münasebetiyle milletim, yüksek şahsınıza ve dünyanın en cesur ve soylu askeri olan Türk’ün oğullarına minnettar olduğunu arz etmekle iftihar ederim” diyerek sevincini dile getirdi.
1.130 Osmanlı askerinin şehit olduğu Bakü zaferi, sadece Azerbaycan’da değil, Kafkas coğrafyasının her köşesinde derin izler bıraktı. Anadolu’dan gelen bir avuç kahramanın yazdığı bu destan nesilden nesle aktarıldı. Şiirler yazıldı, marşlar, türküler bestelendi. “Çırpınırdı Karadeniz” türküsü ve “Kafkasya dağlarında çiçekler açar” sözleriyle başlayan Kafkasya Marşı o günlerin eseridir.
Bugün dilimizden düşmeyen türküler gibi 70 yıllık Sovyet esaretinden sonra 1991’de yeniden bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan Cumhuriyeti de o günlerin eseridir.
...........................
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki sevgi, vefa ve kardeşliğin temelini politika değil tarihin gerçekliği belirler.
Bu yüzden başarılarına sevinir, gözyaşlarına hüzünleniriz. Zalime set olup mazluma kucak açmasını bekleriz.
İsrail yanındaki tavırlarına üzülmemiz, başörtülü kız çocuklarını okul kapılarında ağlatmalarına kahrolmamız bundandır...
Yorumlar5