Okul şiddetini doğru konuşmak: Risk, önleme ve ortak sorumluluk

  • GİRİŞ23.04.2026 09:19
  • GÜNCELLEME23.04.2026 09:19

Son günlerin en çok konuşulan konusu “Okul Şiddeti” konusunda alanın duayen isimlerinden, özellikle bu alanda yaptığı çalışmalar ve vermiş olduğu eğitimler ile kamuoyunun yakından tanıdığı, benim de çok dostum olan, değerli bilim adamı Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık ABD Öğretim Üyesi Prof.Dr.Metin PİŞKİN Hocam ile enine boyuna okul şiddetini konuştuk. Ülkemizin güzel evlatlarına, değerli ailelerine ve kıymetli öğretmenlerimize faydalı olması diliyle… 

OKUL GÜVENLİĞİ SADECE FİZİKİ TEDBİR İLE OLMAZ!

Hocam önce en genel yerden başlayalım. Siverek ve Kahramanmaraş’ta yaşanan bu iki olay bize neler söylüyor? Bunları münferit vakalar olarak mı okumalıyız, yoksa daha büyük bir sorunun işareti olarak mı görmeliyiz?

Ben bunu artık yalnızca iki ayrı trajik olay gibi görmüyorum. Peş peşe gelen bu iki saldırı, bize okul güvenliğini sadece fiziki tedbirler üzerinden ele almanın yetersiz kaldığını gösteriyor. Burada daha büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuz kanaatindeyim. Burada risk işaretlerinin zamanında fark edilmemesi, erken müdahale mekanizmalarının yeterince işlememesi, çocukların duygusal zorlanmalarının geç görülmesi ve tehlikeli araçlara erişim konusunun yeterince ele alınmaması gibi sorunlar görüyoruz. 

ZOR ÇOCUK, KÖTÜ AİLE YA DA DİSİPLİNSİZ OKUL!

Biraz daha derine inelim. Size göre okul şiddetinin temel nedenleri nelerdir? Bu mesele en çok hangi alanlardan besleniyor?

Okul şiddetinin tek bir nedeni yok. Bazen bireysel düzeyde yoğun öfke, umutsuzluk, dürtü kontrolünde güçlük ya da daha önce yaşanmış travmalar etkili oluyor. Bazen aile içinde çatışma, ihmal ya da şiddet var. Bazen akran ilişkileri çok bozuk, bazen çocuk okulla bağını kaybediyor. Gençler arasındaki şiddet bireysel, ilişkisel, toplumsal ve çevresel risklerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkıyor. Yani bu meseleyi yalnızca “zor çocuk”, “kötü aile” ya da “disiplinsiz okul” diye açıklamak mümkün değil. 

AMAÇ ÇOCUĞU DAMGALAMAK DEĞİL ONU ERKEN GÖRMEK OLMALI!

Peki risk tarafında ne görüyorsunuz? Hangi çocuklar şiddet açısından daha yüksek risk altında olur? Orada nelere dikkat etmek gerekir?

Burada çok dikkatli bir dil kullanmak gerekiyor. Çünkü tek bir “tehlikeli çocuk profili” yok. Ama riskin yüksek olduğu alanlar var. Daha önce şiddete maruz kalmış çocuklar, yoğun duygusal sıkıntı yaşayanlar, davranışlarını düzenlemekte zorlananlar, aile içinde ağır çatışma yaşayanlar, akran reddi yaşayanlar, okuldan kopanlar ve ciddi sosyal izolasyon içinde olanlar daha yakından izlenmeli. Burada amaç damgalamak değil, destek ihtiyacını erken görmek olmalı. 

SOSYAL MEDYA ŞİDDETİN NERESİNDE?

Bugün dijital dünyayı da konuşmadan bu konuyu ele almak zor. Sosyal medya ve dijital ortam sizce bu süreci nasıl etkiliyor? Şiddeti tetikleyen ya da büyüten bir rolü var mı?
Bence sosyal medya bu sürecin nedeni değil ama çok güçlü bir büyütücüsü. Çocuk okulda yaşadığı dışlanmayı, öfkeyi ya da kırılmayı dijital ortamda yeniden yaşıyor. Tehdit, aşağılama, dışlama, ifşa ve siber zorbalık, çocuğun duygusal yükünü artırabiliyor. Ayrıca bazı vakalarda saldırı öncesi çevrimiçi tehditler, imalar ya da şiddeti özendiren dijital izler görülebiliyor. 

HIZLI VE SOMUT BİR DEĞERLENDİRME ZİNCİRİ ŞART!

Okul içindeki işaretlere gelirsek… Öğretmenler ve okul yönetimi hangi davranışları gördüğünde bunun sıradan bir disiplin meselesi değil, ciddi bir risk işareti olabileceğini düşünmeli?

Doğrudan ya da dolaylı tehditler, belirli kişilere karşı intikam dili, “yakında ne olacağını görürsünüz” gibi ifadeler, silah ya da tehlikeli araçlara erişim konuşmaları, saldırı fantezileri, hedef gösteren paylaşımlar, ani ve ağır davranış değişiklikleri, derin sosyal çekilme ve şiddeti romantikleştiren içerikler burada önemli uyarı işaretleridir. Bu tür davranışlar artık sıradan disiplin konusu gibi görülmemeli. Risk işareti görüldüğünde öğretmen, rehberlik servisi ve okul yönetimi arasında hızlı ve somut bir değerlendirme zinciri kurulması gerekir. Nitekim okul şiddeti konusunda yapılan çalışmalarda da saldırı öncesinde çevrede kaygı uyandıran davranışların sık görüldüğü vurgulanıyor.

RİSK İŞARETİ, KADER DEĞİLDİR! 

Burada önemli bir ayrım da var aslında. Riskli davranış gösteren her öğrenci için “ileride mutlaka şiddete başvurur” diyebilir miyiz, yoksa bu noktada daha dikkatli bir dil mi kullanmak gerekiyor?

Hayır, bunu kesinlikle diyemeyiz. Risk işareti, kader değildir. Bir çocuk öfkeli olabilir, içine kapanabilir, zorbalığa uğrayabilir ya da okul başarısında ciddi düşüş yaşayabilir; bu durum onun ileride mutlaka şiddete başvuracağı anlamına gelmez. Bu tür işaretler daha çok bir değerlendirme ve destek çağrısıdır. Eğer bu ayrımı doğru kuramazsak, hem çocukları gereksiz yere damgalarız hem de gerçekten yardım ihtiyacı olan çocukları cezalandırıcı bir bakışla ele alırız. 

ÖĞRENCİLERİN GÖREVİ SORUN ÇÖZMEK OLMAMALI!

Biraz da öğrencilerin rolünü konuşalım. Bir öğrenci, arkadaşlarından birinin başkalarına zarar verme riski taşıdığını düşündüren işaretler fark ederse ne yapmalı? Bunu kime ve nasıl bildirmeli?

Öncelikle öğrenci bu durumu tek başına çözmeye çalışmamalı. Güvendiği bir öğretmene, okul psikolojik danışmanına, müdür yardımcısına ya da okul yönetimine hemen haber vermeli. Yakın ve somut bir tehlike varsa güvenlik birimlerine başvurulması da geciktirilmemeli. Bildirim yaparken de “garip davrandı” gibi genel ifadeler yerine, ne gördüğünü, ne duyduğunu, varsa mesajı ya da ekran görüntüsünü somut biçimde paylaşmalı. Güvenli bildirim kanalları, okul güvenliğinin önemli parçalarından biridir. 

OKUL ŞİDDETİ OKULDAN ZİYADE EVDEKİ GÜVENLİK KÜLTÜRÜYLE BAŞLAR!

Meselenin bir de erişim boyutu var. Silaha ya da başka tehlikeli araçlara erişim konusunu konuşmadan okul şiddetini gerçekten konuşmuş olur muyuz?

Hayır, eksik konuşmuş oluruz. Çünkü niyetle ölümcül sonuç arasındaki en kritik eşiklerden biri erişimdir. Kahramanmaraş saldırısında kullanılan silahların saldırganın babasına ait olduğunu ve öğrencinin okula birden fazla silahla geldiğini biliyoruz. Bu da bize okul şiddetinin sadece okul sınırları içinde başlamadığını, evdeki güvenlik kültürüyle de yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla silah ve benzeri ölümcül araçlar çocukların ve yetkisiz kişilerin erişemeyeceği şekilde kilitli ve güvenli biçimde saklanmalıdır. 

KAMERALAR ÇOCUĞUN YALNIZLIĞINI GÖRÜR AMA ONUNLA BAĞ KURMAZ!

Sahada en çok tartışılan başlıklardan biri de güvenlik önlemleri. Dedektör, kamera, polis gibi uygulamalar tek başına çözüm olabilir mi? Yoksa bunlar daha büyük bir çerçevenin sadece bir parçası mı?

Bence bunlar ancak daha büyük bir çerçevenin parçası olabilir. Fiziki güvenlik önemlidir; giriş-çıkış kontrolü, ziyaretçi denetimi, çevre güvenliği, kamera sistemleri ve acil durum planları elbette gereklidir. Ama yalnızca bunlara yaslanmak yeterli değildir. Çünkü kamera çocuğun yalnızlığını görse bile onunla bağ kurmaz; polis müdahale eder ama önleyici bir ilişki sistemi kurmaz. Nitekim araştırmalar kendini okuluna ait hisseden öğrencilerde şiddet dahil birçok riskin daha düşük olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla asıl çözüm; güvenlik önlemleri ile psikososyal destek hizmetlerini birlikte kurmaktır. 

ÇOCUKLARIN DUYGULARINI KONUŞABİLMESİ İÇİN GÜVENLİ ALAN OLUŞTURULMALI!

Böyle bir olay yaşandıktan sonra iş sadece olay anıyla bitmiyor. Öğrencilerde, öğretmenlerde ve ailelerde oluşan travma nasıl ele alınmalı? İlk andan itibaren nasıl bir psikososyal destek süreci kurulmalı?

İlk yapılacak şey, insanları hemen “normale dönmeye” zorlamak değil; güvenli bir ortam sağlamak, doğru bilgi vermek ve psikolojik ilk yardımı devreye sokmaktır. Çünkü çocuklar ve ergenler travmatik olaylardan sonra uyku sorunları, dikkat güçlüğü, öfke, içine kapanma, korku, bedensel yakınmalar ve tekrar tekrar olayı zihinde yaşama gibi tepkiler gösterebilir. Bu nedenle öğretmenlerin, ailelerin ve okul rehberlik servislerinin birlikte çalışması; çocukların duygularını konuşabilmeleri için güvenli alanlar oluşturulması gerekir. MEB de olayların ardından yüzlerce rehber öğretmen ve psikolojik danışmanla sahada psikososyal destek çalışmaları yürüttüğünü açıklamış durumda.

AİLELER ÇOCUKLARININ KURDUĞU CÜMLELERİ KÜÇÜMSEMEMELİ!

Biraz da ailelere dönelim. Ailelere bu konuda özellikle hangi uyarıları yapmak gerekir? Evde hangi değişimlere ve hangi işaretlere dikkat etmeliler?

Ailelere ilk söyleyeceğim şey şu olur: Çocukların tehdit, intikam, ağır öfke, şiddet fantezisi ya da “hepsine göstereceğim” gibi cümlelerini küçümsememek gerekir. Birdenbire içine kapanma, okuldan uzaklaşma, uyku düzeninde bozulma, sürekli öfke patlamaları, tehdit dili, dijital ortamda şiddeti özendiren içeriklere ilgi gibi değişiklikler dikkatle izlenmeli. İkinci olarak evdeki tehlikeli araçlara erişimdir; güvenli saklama temel bir sorumluluktur. Üçüncü olarak da dijital yaşamdır: aileler yalnızca ekran süresine değil, çocuğun maruz kaldığı tehditlere, dışlanmaya ve zorbalığa da bakmalıdır. 

ERKEN UYARI VE TEHDİT DEĞERLENDİRME SİSTEMİ KURULMALI!

Peki bu tür olaylarda kamunun sorumluluğu nedir? Milli Eğitim Bakanlığı sizce bugün hangi somut adımları atmalı? En acil ihtiyaç nedir?

Bence burada üç acil ihtiyaç var. Birincisi, her okulda gerçek anlamda işleyen bir erken uyarı ve tehdit değerlendirme sistemi kurulmalı. İkincisi, psikolojik danışma ve rehberlik servisleri yalnızca sınav ve tercih işlerine sıkışmamalı; kriz müdahalesi, risk değerlendirmesi ve psikososyal destek açısından güçlendirilmelidir. Üçüncüsü de okul çevresi güvenliği, ziyaretçi sistemi, servis denetimi, dijital riskler ve tehlikeli araçlara erişim konusunda standart ve izlenebilir protokoller oluşturulmalı. MEB ile İçişleri’nin son açıklamasında da risk değerlendirmelerinin güncellenmesi, erken müdahale mekanizmalarının güçlendirilmesi ve çok katmanlı eylem planı ihtiyacı açıkça vurgulandı. 

ORTAK BİR DİL KONUŞULMADAN ÖNLEYİCİ BİR SİSTEM KURULMAZ!

Son olarak şunu sormak isterim: Toplum olarak bu olaylardan sonra hangi dersleri çıkarmalıyız? Bundan sonrası için nasıl bir ortak sorumluluk bilinci geliştirmeliyiz?

Bence ilk ders şu: okul şiddeti bir anda, kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Çoğu zaman öncesinde bazı işaretler, yalnızlaşmalar, tehditler, kırılmalar ve yardım çağrıları oluyor. 
İkinci ders şu: güvenlik yalnızca fiziki tedbir değildir; çocukların görülmesi, ciddiye alınması ve okulda aidiyet hissetmesi de güvenliğin bir parçasıdır. 

Üçüncü ve en önemli ders de şu: bu mesele ne yalnızca okulun, ne yalnızca ailenin, ne de yalnızca güvenlik güçlerinin çözebileceği bir alan. Öğretmen, aile, PDR servisi, sağlık sistemi, medya ve kamu otoritesi aynı dili konuşmadan gerçekten önleyici bir sistem kurmak zor.

Bugün ihtiyacımız olan şey, yalnızca daha fazla güvenlik önlemi değil; daha erken fark eden, daha hızlı destek veren ve çocukları daha yakından gören bir okul güvenliği anlayışıdır.

Bu önemli konuyu bütün boyutlarıyla konuşma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Umarım bu tür acı olayları yalnızca yaşandıktan sonra değil, yaşanmadan önce önleyebileceğimiz daha güçlü, daha dikkatli ve daha iş birliğine dayalı bir yaklaşımı birlikte kurabiliriz.


***
Sadece sorunları konuşmak sorunları çözüme kavuşturmaz. Hatta sorunların olağan bir hal almasını, sıradanlaşmasını ve zaman içerisinde var olan sorunların görünürlüğünün ve tehlike boyutunun fark edilmeyerek daha da tehlikeli boyutlara taşıyabilir.

O nedenle bugünkü köşe yazımızda sorunların ismini koyarak, sebebini araştırarak ve çözüm önerileri sunarak ülkemize ve tabi ki çocuklarımıza, ailelerine ve eğitim dünyasına bir kamu hizmeti sunma bilinciyle katkıda bulunmak istedik.

Bireyleri tanımadan aileleri tanıyamayız, aileleri kültürünü tanımadan ve doğru şekillendirmeden de toplumları tanıyamayız. Nihayetinde bir ülkenin varlığı ve geleceği için her bir “can”ın, her bir bireyin ve nihayetinde çocuğu yakından tanımak için elimizden, yüreğimizden, kalemimizden ne geliyorsa hep birlikte yapmalıyız.

Aksi takdirde biz insanların güvenlik kameralarından, araba kornalarından ya da telefon ekranlarından ne farkı kalır?

Katkılarından dolayı değerli Hocam Prof.Dr.Metin PİŞKİN’e ülkemizin aydınlık yarınları olan çocuklarımız adına çok teşekkür ediyorum.

Bu vesileyle çocuklarımız için kaleme aldığım bugünkü köşe yazımı ülkemizin çocuklarına ithaf ediyor ve her birinin “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nı kutluyorum. Bu cennet vatan için savaşıp şehit ve gazi olan Gazi Mustafa Kemal  başta olmak üzere tüm kahramanlarımıza saygı, minnet ve rahmet diliyorum.
***

Günü Sözü: “Tecrübe bir gözlüktür, onun sayesinde daha iyi görürüz.” (Henrik Ibsen)


İsmail Yolcu
Eğitimci-Yazar
Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü
İnstagram: @ismailyolcu58

Yorumlar3

  • Kemal akpınar 47 dakika önce Şikayet Et
    Eğitim sistemi gençleri bu hale getirdi 5-6 yaşlarda ana okulu milli dini ahlaki eğitim toplumsal yaşam kuralları 4 yıl ilk öğretimden sonra 3 yıl okulun yarısı 3 gün tam gün diğer yarısı 3 gün sanayide kamuda ticaret te meslek ve zanaatkarlık eğitimi 3 yıl 2 gün tam gün eğitim 1gün üniversite hazırlık 3 gün ustalık eğitimi üniversite 6 yıl son üç yıl ihtisasa yönelik eğitim boş günyok
    Cevapla
  • Bursalı 48 dakika önce Şikayet Et
    Devamını da bekleriz Allah razı olsun. İnşallah Bakan da okur.
    Cevapla
  • Osman soylu 1 saat önce Şikayet Et
    İlk okula, kız kuran kurslarına , hastane lere gerekenden fazla güvenlik israf.en büyük tehlike gelir adaletsizliği
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat