PYD'ye Ankara'dan iletilen o mesaj
- GİRİŞ30.08.2025 09:04
- GÜNCELLEME30.08.2025 09:04
3/4 ay kadar önce televizyon yayınlarında birkaç kere dillendirdiğim bir kulis bilgisini önceki akşam Habertürk yayınında tekrar etmem, bu defa daha fazla dikkat çekici oldu.
Bu muhtemelen, meselenin güncel boyutunun çok daha hassas hale gelmiş olmasıyla alakalı.
Algıda seçicilik meselesi yani.
Ankara’dan PYD’ye iletilen bir mesajla ilgiliydi bu kulis bilgisi ve o mesaj bugün itibarıyla çok daha anlamlı hale geldiği için olsa gerek daha fazla ilgi çekici bulundu.
“Eğer İsrail’e güvenerek onlarla birlikte hareket ederseniz, bu bölgede 100 yıllık savaşlara kapı aralarsınız”
PYD’ye iletilen mesajın özü buydu.
Ve sanıyorum o iletildiği döneme göre bugün çok daha önemli hale geldiği için daha fazla dikkat çekti PYD’ye iletilen bu mesaj.
ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YERE DOĞRU GELİYORUZ…
Suriye’de zurnanın zırt dediği yere doğru yaklaşıyoruz.
Güney komşumuzun nasıl bir geleceğe ‘demir atacağının’ şekillenmesi anlamında.
Herkesin kolaylıkla fark edebildiği gibi, iki vizyon çarpışıyor Suriye’de.
Birincisi Türkiye’nin vizyonu.
Savaşlardan, çatışmalardan, fitnelerden bıkmış bir coğrafyada, sükuneti, suhuleti ve ortak gelecek perspektifini canlı tutmaya arzu eden bir perspektif.
İkincisi İsrail vizyonu.
Kendi güvenliğini etrafının yangın yeri olmasında arayan, birleştirmeyi değil, ayrışmayı, bölünmeyi teşvik eden, etnik-mezhebi farklılıkları körükleyip Suriye kimliği taşıyanları birbirinden koparmayı hedefleyen bir yaklaşım var burada da.
Daha ileri bir arayış olarak Ortadoğu’nun yeni hegemon gücü olmak isteyen bir İsrail.
Elindeki askeri ve teknolojik imkanları ‘yıkıcı güç’ olarak kullanabiliyor olsa da, İsrail’in ‘yapıcı/düzen kurucu’ bir kapasiteye/niyete sahip olduğu küçük bir ihtimal olarak dahi düşünülemez.
İSRAİL’İN DÜRZİLERDEN SONRA KÜRTLERİ ‘MAŞA’ HALİNE GETİRME ARAYIŞLARI, ANKARA’DA HAYATİ BİR TEHDİT OLARAK ALGILANIYOR
Dediğimiz gibi ortak bir gelecek perspektifi ile (Tıpkı Türkiye’de yürüyen sürecin sahip olduğu perspektif gibi) bir tarafta sükunet ve suhulet arayışı var, öbür tarafta yıkmayı, bölmeyi, toplulukları birbirine düşürerek o ortamdan nemalanmayı hedefleyen bir yaklaşım.
Suriye’nin güneyini karıştırıp orada yaşayan Dürzi grupları Şam’dan koparmak adına hamleler yapan İsrail, benzeri bir arayışı Suriye’nin kuzeydoğusu için, yani Suriye Kürtleri için sürdürüyor.
Tekrar edelim:
“Eğer İsrail’in istediği gibi hareket ederseniz, bölgemizde yüzyıllık savaşlara kapı aralarsınız”
Çok net bir uyarı var burada fark ettiyseniz.
SDG/YPG, İsrail’in himayesini güvence olarak kabul edip Şam’dan uzaklaşır, bölünmüş bir Suriye hedefine yürümek isterse, ki son dönemdeki davranışları buna işaret ediyor, bölgenin huzur ve sükunet bulması düşünülemez.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bu ay ortasında Suriye Dışişleri Şeybani ile Ankara’da düzenlediği basın toplantısında YPG’ye yaptığı uyarılar, “İsrail’in maşası olmayın” çağrıları da böyle bir tehdit algısı üzerine gelişmişti tahmin edilebileceği üzere.
Nitekim Ankara İsrail’ın ‘yıkıcı’ ajandasına karşı bir taraftan SDG’ye net şekilde uyarılarda bulunurken, öbür yandan da Şam yönetimiyle ilişkileri derinleştiren adımlar atmaya başladı.
Bu, SDG/PYD/YPG’ye zoru gösterme, baskı kurma amacı da taşıyan bir eylem silsilesi olarak karşımıza çıktı.
13 Ağustos’ta iki ülke savunma bakanlıklarının ortak eğitim ve danışmanlık anlaşmasına imza atmaları örneğin.
Suriye ordusunun kapasite ve kabiliyetlerinin artırılması anlamında önemli bir irade idi bu gösterilen.
Ve tabi YPG’ye, İsrail’e yaslanarak hareket edersen işler senin tasavvur ettiğin gibi yürümez anlamına gelen bir mesaj taşıyordu bu adımlar.
Ankara, Suriye yönetiminin talepleri doğrultusunda savunma işbirliğinin devam edeceğine dönük kararlı mesajlarını sonrasında da sürdürdü.
Şunu da ifade edeyim:
SDG/PYD/YPG yapılanmasının ‘lisan-ı hal’ ile Ankara’ya verdiği bir başka mesaj da bir hayli rahatsız edici bulundu.
Türkiye’de yürüyen Terörsüz Türkiye sürecine liderlik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli’ye, bu projenin başarısı için titizlenmelerini bir zaafiyet olarak yorumlama arayışıyla alakalı bu sözünü ettiğim husus.
Lisan-ı hal ile şunu diyorlar:
“Sizin Türkiye’de bu süreci başarıya ulaştırmanız, bizim burada Suriye’deki fiili durumumuza, bir başka deyişle de 10 Mart mutabakatını göz ardı etmemize göz yummanızdan geçiyor”
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Yönünü Ankara ve Şam’a dönenler kazanacak” şeklindeki sözleri, Ankara açısından kapıların, yüzyıl sürecek bölge savaşları yerine, daha önce olduğu gibi yüzlerce yıl sürebilecek barış perspektifine açık olduğuna işaret ediyor.
En nihayetinde yapılacak bir seçim ve bunun sonuçlarının ne olacağına dair açık/net senaryolar var önümüzde.
Kanlı bir bölünme mi?
Yoksa kansız bir bütünleşme mi?
Bu kadar net.
Mehmet Acet / Haber7
Yorumlar19