Düğümü çözerse ABD çözecek
- GİRİŞ01.01.2026 08:54
- GÜNCELLEME01.01.2026 08:54
ABD Başkanı Donald Trump’ın önceki gün Florida’da bir araya geldiği İsrail başbakanı Bünyamin Netanyahu ile basın toplantısında sergilediği tutum ve sarf ettiği sözleri, kendisinin kafasında Suriye’yi ‘Türkiye’ye yazdığını’ teyit eden yeni bir örnek olarak karşımıza çıktı.
Hatırlayalım, ne olmuştu orada?
Şu olmuştu:
Trump, Netanyahu Suriye hakkında konuşurken araya girip şunları söylemişti:
“Şunu unutmayın; Suriye’nin çok kötü bir liderini (ESAD) ortadan kaldırmaya yardımcı olan kişi esasında Erdoğan’dı. Bunu Erdoğan yaptı. Övgüleri kabul etmek istemedi ama övgü alıyor.”
Bir önceki buluşmada Netanyahu’ya “Makul olmalısın” diye çıkışan Trump, aynı yerde durduğunu teyit etmiş oldu.
Esasen, Türkiye ile ABD arasında, Ankara ile Washington arasında, Suriye ve geleceği üzerinde genel bir ‘senkronizasyon’ oluşmuş durumda.
Yani bir anlayış birliği…
ABD derken burada hususiyetle Trump Yönetimini kast ediyorum tabi.
‘Teröristan’ projesini Türkiye’ye karşı kullanan önceki yönetimlerin baktığı yerden bakılırsa, doğru olmaz.
Trump’ın duruşuna, sözlerine, daha iki gün önce Netanyahu’ya karşı söylediklerine bakınca her şey anlaşılabiliyor zaten.
Ankara’da bunun farkındalığıyla Trump yönetiminin yaklaşımını fırsata dönüştürme stratejisiyle ilerledi.
Peki, ABD kurumsal aklı nerede duruyor?
Bir kandırmaca, bir ikili tutum söz konusu değilse eğer, “Başkanımız Trump’ı idare edip bildiğimizi okuyalım” şeklinde örtülü bir ajanda yoksa eğer, başta CENTCOM’un olmak üzere ABD’nin ‘kurumsal düzeydeki’ görüşleri de Ankara’ınn tolere edebileceği bir noktaya ulaştı.
CENTCOM mesela, SDG’ye bizim burada bir geleceğimiz yok artık. Bir şekilde Şam ile Türkiye ile anlaşın şeklinde telkinde bulunmak noktasına geldi.
Şam yönetimi ile SDG arasında varılan 10 Mart mutabakatının arka planındaki sürekleyici aktör de zaten ABD oldu.
Dolayısıyla şimdiki beklenti bu anlaşmanın uygulamaya da geçmesinden ibaret.
TÜRKİYE DÜĞÜMÜ WASHİNGTON’UN ÇÖZMESİNİ BEKLİYOR
Suriye meselesi nasıl çözüme kavuşabilir sorusuna karmaşık yollardan mantık yürüterek bakanlar, çıkmaz sokakta bulabiliyor kendilerini.
Oysa kestirmeden bir cevabı var su sorunun.
ABD’nin tutumu büyük ölçüde belirleyici olacak.
SDG dediğimiz yapıyı kuran, besleyen, büyütüp bu noktaya getiren ülke ABD’den başkası değil.
Benim aldığım nabız, 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Türkiye ile ABD arasında bir anlaşma, bir anlayış birliği oluşmuş durumda.
Bu durumda beklenebilecek olan nedir?
ABD’nin ağırlığını koyarak düğümü çözmesi…
Dün, 10 Mart 2025’te belirlenen takvimin son günüydü.
Ama Suriye’den beklenen haber gelmedi.
Bu durumda ne düşünmek gerekir?
-Ya, ABD yönetimi yeterince ağırlığını koymadığı için SDG’ye sözünü geçiremedi.
-Ya, ikircikli bir tutumla karşı karşıyayız.
-Ya, İsrail’in SDG’ye dönük “Arkanızda biz varız. Merak etmeyin” şeklindeki telkinleri etkili oldu.
-Ya, anlaşmanın hayata geçirilmesi fikrinden vazgeçilmedi ama biraz daha süre tanındı.
-Ya da belki de ABD, bizzat SDG’ye bir hareket çekip, bu düğümü çözecek.
Dün, yani 2025’in son gününde Ankara’dan, Milli Savunma Bakanlığından gelen açıklama şöyleydi:
“SDG, adem-i merkeziyetçilik ve federalizm taleplerini dile getirmeye devam etmekte ve merkezi otoriteye entegre olma konusunda adım atmamaktadır. Suriye hükümeti birlik ve bütünlüğü için bir inisiyatif almaya karar verirse Türkiye ona destek olacaktır.”
Bunu, esasen, Türkiye’nin önceden belirlenmiş pozisyonunun ikrarından ibaret bir açıklama olarak bakmak mümkün.
10 Mart anlaşmasını hayata geçirmezse Şam yönetimi SDG’ye operasyon yapar, Türkiye’de Şam yönetimine destek verir şeklinde bir tutum önceden belirlenmişti zaten.
ABD’nin nihai tutumu, Ankara’nın ve Şam’ın nihai kararı için de belirleyici olacak dersek yanlış olmaz.
Mehmet Acet / Haber7
Yorumlar1