530 Yıl Önce Edirne’de Bir Tıp Üniversitesi… Maziden Atiye: Medresetü’l Etıbba (Tıp Medresesi)
- GİRİŞ12.01.2026 09:13
- GÜNCELLEME12.01.2026 09:13
Evliya Çelebi, Seyahatnâmesi’nde 1652 yılında Edirne’deki Medresetü’l Etıbba’dan şu övgü dolu sözlerle bahseder:
“Her biri Eflatun ve Aristoteles’ten söz eden olgun tabiplerdir.”
Evliya Çelebi
Edirne’de böyle bir tıp eğitim kurumunun temellerinin atılması ve 530 yıl ayakta kalması, bu şehrin büyüklüğünü ve önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Cemil Şahin

Tarihte her şehir bir üniversite kuramaz. Daha doğrusu, her şehir bir üniversiteyi taşıyacak medeniyet ağırlığına sahip değildir. Medresetü’l Etıbba gibi yüzyıllar boyunca ayakta kalmış bir tıp eğitim kurumunun Edirne’de kurulmuş olması bir tesadüf değil; bu şehrin tarihsel, kültürel ve idari öneminin doğal bir sonucudur.
Edirne, Osmanlı Devleti’ne uzun yıllar başkentlik yapmış; devlet aklının şekillendiği, ilmin, sanatın ve yönetimin aynı potada buluştuğu müstesna bir şehir olmuştur. Böyle bir şehirde yalnızca camiler ve saraylar değil; insan sağlığını merkeze alan, bilimi ve şifayı esas alan kurumların da ortaya çıkması kaçınılmazdır. Medresetü’l Etıbba, işte bu büyük şehir kimliğinin somut bir tezahürüdür.
Tunca Nehri kıyısında, yüzyıllar önce kurulan bu yapı; Edirne’yi mimarinin ötesinde sağlık, şifa ve bilimin merkezi hâline getirmiştir. Bu hikâye, sanıldığından çok daha derindir.
Edirne, yalnızca Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir tarih şehri değildir; insanı merkeze alan bir medeniyetin sağlık, şifa ve bilim anlayışını günümüze taşıyan eşsiz bir kültür mirasına da ev sahipliği yapmaktadır. Tunca Nehri kıyısında yükselen Sultan II. Bayezid Külliyesi, bu anlayışın en somut ve en güçlü temsilcilerinden biridir.
Sultan II. Bayezid tarafından 1484–1488 yılları arasında Mimar Hayrettin’e yaptırılan külliye; darüşşifa, cami, tabhane (misafirhane), imaret, hamam, köprü ve eğitim yapılarıyla Osmanlı’nın bütüncül sağlık ve sosyal hizmet modelini yansıtan nadide eserlerdendir. Bu külliyede,
darüşşifa ile yan yana inşa edilen Medresetü’l Etıbba, yaklaşık 530 yıllık bir tıp eğitimi geleneğini temsil etmektedir.
Bu kapsamda, külliye bünyesinde yer alan Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi Müdürü Sayın Enver Şengül ile bir araya gelerek Medresetü’l Etıbba’yı konuştuk; biz sorduk, kendisi yanıtladı.

530 Yıl Önce Edirne’de Bir Tıp Üniversitesi
Sultan II. Bayezid, Kili ve Akkerman kaleleri seferi hazırlıkları kapsamında Edirne’ye geldiğinde, şehrin ileri gelenleri huzuruna çıkarak bir hastane ihtiyacını dile getirir. Sultan II. Bayezid, babasının doğduğu, tahta çıktığı ve İstanbul’un fethine dair planlarını hazırladığı bu kadim şehre yalnızca bir hastane değil; sağlık, eğitim, sosyal ve dinî birimlerden oluşan kapsamlı bir külliye yapılmasını emreder.
Dönemin teknik ve ekonomik şartlarına rağmen yaklaşık dört yıl gibi kısa bir sürede tamamlanan külliye; darüşşifa ile birlikte onun hemen yanında Medresetü’l Etıbba’yı, merkezinde büyük bir camiyi, caminin sağ ve solunda tabhaneleri; ayrıca kiler, fodlahane (fırın), imaret, hamam ve köprü gibi çok sayıda birimi bünyesinde barındırır.
On sekiz öğrenci kapasiteli Medresetü’l Etıbba’da eğitim, usta–çırak ilişkisi esasına dayanıyordu. Öğrenciler, teorik bilgilerini darüşşifadaki hekimlerin yanında uygulamalı olarak pekiştiriyor; icazet alana kadar eğitimlerini sürdürüyorlardı. Bu yönüyle yapı, günümüz eğitim ve araştırma hastanelerinin erken bir örneği olarak kabul edilmektedir.
“Altmışlık Medrese” ve Eğitime Verilen Değer
Medresetü’l Etıbba, Osmanlı eğitim sisteminde en üst seviye medreselerden biri olan “Altmışlık Medrese” statüsüne sahipti. Müderrisin günde 60 akçe, darüşşifanın hekimbaşının ise 30 akçe alması; Osmanlı’da eğitime ve ilim insanına verilen önemi açıkça ortaya koymaktadır.
Medresenin bilinen ilk müderrisi Şeyh Lütfullahzade Bahaeddin Efendi’dir.

Eğitim Kadrosu, Talebeler ve Vakfiye Kayıtları
Medresenin kadrosu; 1 müderris, 1 muid, 1 hâfız-ı kütüp, 2 hizmetli ve 18 talebeden oluşmaktaydı. Talebelerin tüm ihtiyaçları karşılanmakta, ayrıca günlük harçlık verilmektedir.
1516 yılı masraf defterlerinde başarılı öğrencilere Nevruz Bayramı’nda 5.000 akçe ödül verildiği; 1560 yılı kayıtlarında ise yalnızca öğrenci mutfak giderleri için 46.000 akçe ayrıldığı belgelenmiştir.

Medresetü’l Etıbba’nın Mimari Yapısı
Medrese, darüşşifanın batı ucuna bitişik olarak inşa edilmiştir. On sekiz oda ve bir dershaneden oluşan yapı, dörtgen planlı bir avlunun üç yanını çevreler. Dershane, giriş kapısının tam karşısında yer almakta; yüksek kubbesiyle eğitim mekânı olarak öne çıkmaktadır. Bu mimari düzen, teorik eğitim ile uygulamayı aynı bütünlük içinde ele alan bir anlayışı yansıtmaktadır.
Tıp Kitapları ve İlmi Miras
Medresede okutulan eserlerden günümüze 38 adet hekimliğe dair yazma tıp kitabı ulaşmıştır. Bu eserler bugün Selimiye Yazma Eserler Kütüphanesi’nde muhafaza edilmektedir. Zahîre-i Harzemşâhî, Şifâü’l-Eskâm ve Devâü’l-Âlâm ile Kitâbü Edebü’t-Tabîb, bu külliyatın öne çıkan eserlerindendir.
Bu kitaplardan en önemlilerinden biri, 1270 tarihli, 669 sayfalık Zeynüddin İsmail b. Hüseyin Harzemşâhî’ye ait eserdir.



Evliya Çelebi’nin Gözüyle Medresetü’l Etıbba
Ünlü seyyah Evliya Çelebi, 1652 yılında Edirne’ye yaptığı ziyarette Medresetü’l Etıbba’yı gezmiş ve şu ifadelerle tasvir etmiştir:
“Her biri Eflatun, Sokrat ve Aristoteles gibi âlimlerden bahseden olgun tabiplerdir…
İnsan derdine deva bulmaya çalışırlar.”
Günümüzde Yaşayan Bir Sağlık Mirası
1997 yılında darüşşifanın Sağlık Müzesi’ne dönüştürülmesiyle başlayan süreç, 2008 yılında Medresetü’l Etıbba’nın da müze bünyesine dâhil edilmesiyle tamamlanmıştır. Sağlık Müzesi; Avrupa Müze Ödülü başta olmak üzere birçok prestijli ödüle layık görülmüş ve UNESCO Geçici Miras Listesi’nde yer almıştır.
Bu tarihî mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması noktasında Trakya Üniversitesi önemli bir sorumluluk üstlenmektedir.
Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Sultan II. Bayezid Külliyesi ve bünyesindeki Tıp Medresesi’nin sağlık ve kültür tarihimizdeki yerine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulunmuştur:
“Edirne, asırlar boyunca Osmanlı Devleti’nin en önemli şehirlerinden biri ve Balkanlara açılan kapısı olmuştur. Bu nedenle birçok padişah, bu kadim şehre eşsiz eserler bırakmıştır. Üniversitemiz, geçmişte olduğu gibi bugün de bu eşsiz mirası korumak ve gelecek kuşaklara taşımak için elinden geleni yapmaktadır.
Son bir yıl içinde eksikliklerimizi tamamlamak adına önemli çalışmalar yürüttük. Kiler ve Fodlahane bölümlerini bilimsel ve kültürel etkinlik alanları hâline getirerek müzemizi daha etkin kullanılan bir kültür merkezi konumuna taşıdık. Ayrıca sanal gerçeklik projelerimizle müze ziyaretçilerimizi 500 yıl öncesine götürme çalışmaları içindeyiz.”


Bir Medeniyetin Sağlık Hafızası
Medresetü’l Etıbba ve Darüşşifa, Edirne’yi yalnızca bir mimari miras kenti değil; insanı merkeze alan bir medeniyetin sağlık, şifa ve bilim merkezi hâline getiren eşsiz yapılardır. Bu mirası ulusal ve uluslararası ölçekte görünür kılmak amacıyla İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından üç ana eksende bir yol haritası öngörülmektedir.
İlk olarak, Edirne’nin anlatısı genişletilmektedir. Selimiye Camii ve Osmanlı başkentliği kimliği, “medeniyet ve sağlık tarihi şehri Edirne” kavramıyla bütüncül biçimde ele alınmaktadır. Medresetü’l Etıbba, Darüşşifa ve II. Bayezid Külliyesi; tekil yapılar değil, Osmanlı’nın bütüncül sağlık anlayışını yansıtan bir şifa ekosistemi olarak değerlendirilmektedir.
İkinci olarak, bu miras uluslararası ağlara taşınmaktadır. UNESCO, Avrupa Konseyi kültür rotaları ve tıp tarihi kurumlarıyla uyumlu projelerle Edirne’nin “tarihî sağlık merkezleri” arasında konumlandırılması hedeflenmektedir. Darüşşifa’da müzik, su ve mimariyle uygulanan tedavi anlayışı, günümüzde dünya çapında ilgi gören bütüncül sağlık yaklaşımlarıyla doğrudan örtüşmektedir.
Üçüncü olarak ise bu miras, yaşayan ve deneyimlenen bir değere dönüştürülmektedir. Dijital müzecilik, artırılmış gerçeklik uygulamaları, tematik ziyaret rotaları, akademik iş birlikleri ve uluslararası sempozyumlarla Darüşşifa ve Medresetü’l Etıbba’nın yalnızca gezilen değil; anlaşılan ve hissedilen mekânlar hâline getirilmesi amaçlanmaktadır.


Teşekkür
Bu çalışmanın hazırlanmasında; başta Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler ve Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi Müdürü Sayın Enver Şengül olmak üzere, tarihî mirasa sahip çıkan akademik vizyonu ve emeği bulunan tüm yönetici, akademisyen ve çalışanlara teşekkürlerimi sunarım.
Ayrıca Edirne’nin kültürel değerlerini koruma, yaşatma ve ulusal ile uluslararası ölçekte görünür kılma yönündeki vizyoner çalışmaları dolayısıyla Edirne İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın Kemal Soytürk’e şükranlarımı ifade ederim.
Maziden Atiye Uzanan Bir Şifa Mirası
Medresetü’l Etıbba ve Darüşşifa, yalnızca geçmişin hatıraları değil; insan sağlığını merkeze alan bir medeniyetin evrensel referans noktalarıdır. Bu mirasın korunması, doğru anlatılması ve geleceğe taşınması; Edirne’yi yalnızca tarih anlatan bir şehir değil, maziden atiye uzanan medeniyetin insanlığa sunduğu sağlık anlayışını dünyaya aktaran bir merkez hâline getirmektedir.
Edirne; yalnızca geçmişte başkentlik yapmış bir şehir değil, bir medeniyetin insanı merkeze alan aklını, vicdanını ve şifa anlayışını bugüne taşıyan yaşayan bir tarih laboratuvarıdır. Medresetü’l Etıbba ve Darüşşifa, bu şehrin yalnızca taşla, kubbeyle ve mimariyle değil; ilimle, merhametle ve insan sağlığına verilen değerle inşa edildiğinin en güçlü delilleridir. Bu yapılar, Osmanlı’nın “önce insan” diyen devlet ve medeniyet tasavvurunun somut karşılığıdır.
Bugün Edirne’yi gezmek; sadece Selimiye’nin gölgesinde fotoğraf çekmek değil, Tunca Nehri kıyısında bir medeniyetin şifa hafızasına tanıklık etmektir. Sultan II. Bayezid Külliyesi’nde atılan her adım, insan bedenine olduğu kadar ruhuna da şifa vermeyi amaçlayan bir anlayışın izlerini taşır. Bu yönüyle Edirne, gezilip geçilecek bir şehir değil; durulup dinlenilecek, okunacak ve anlaşılacak bir şehirdir.
Osmanlı’ya uzun yıllar başkentlik yapmış bu kadim şehir, bugün de tarih, sağlık, kültür ve medeniyet ekseninde keşfedilmeyi beklemektedir. Medresetü’l Etıbba ve Darüşşifa’yı görmek; yalnızca bir müzeyi gezmek değil, asırlardır insanlığa şifa üretmiş bir medeniyetle yüz yüze gelmektir. Edirne, bu yönüyle Türkiye’nin değil, insanlık tarihinin ortak mirasıdır.
Maziden atiye uzanan bu şifa yolculuğunu yerinde görmek, hissetmek ve anlamak isteyen herkes için Edirne; mutlaka görülmesi gereken, mutlaka anlatılması gereken ve mutlaka korunması gereken şehirlerin başında gelmektedir.
Cemil Şahin
Fotoğraf Sanatçısı – Araştırmacı Yazar
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol