Çağdaş inanç sorunları: 1.Deizim

  • GİRİŞ17.01.2026 09:03
  • GÜNCELLEME17.01.2026 09:03

Batı dünyasında özellikle 16. yüzyılda başlayan Rönesans ve Reform hareketleri, zamanla hümanizm, sekülerizm, rasyonalizm gibi duraklardan geçerek 19. yüzyılda pozitivizme dönüşmüş ve insanlık belki de ilk defa bu yüzyılla birlikte kitleler hâlinde dinin ve ahlakın inkârına doğru sürüklenmiştir. 

Dolayısıyla bu inkârcı akımlar genel özellikleri bakımından modern Batı düşüncesinin hümanizm ve sekülerizm temelleri üzerinde yükselmekte ve bir yandan güya insanı Tanrı’ya karşı yüceltip özgürleştirmektedir. Öte yandan ahiret düşüncesini unutturarak insanların dünyevileşmesine sebep olmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde hümanizm, Allah’a (c.c) imanı devre dışı bırakarak adeta insanı tanrılaştırmakta, sekülerizm ise ahirete imanı unutturarak insanı sadece bu dünya için yaratılmışçasına bu dünyanın hazlarına yönlendirmektedir. 

Bu akımlar karşısında Allah’a (c.c) ve ahirete iman başta olmak üzere dinin inanç esaslarını savunmak, vahyi ve nübüvveti temellendirmek, dine dışarıdan yapılan saldırılara cevap vermek ve içeride oluşabilecek kuşkuları giderebilmek öteden beri İslami ilimlerden kelam ilminin görevi olmuştur. İslam düşüncesi, bütün şekilleriyle inançsızlığı (ateizm, agnostisizm, pozitivizm, nihilizm vb.) reddetmekte, dine karşı yapılan her türlü eleştiriye cevap vermekte, çağımıza uygun metotlarla Allah’ın (c.c) varlığını ispat etmekte ve İslam inanç esaslarını açıklayıp savunmaktadır. 

İslam düşüncesi, çağdaş batının yüz yüze gelip hesaplaşmak durumunda kaldığı bütün felsefi akımlarla yüzleşmek ve bu akımların İslam akaidi açısından zararlı yönlerine cevap vermektedir; günümüz insanının temel inanç problemlerine kaynaklık eden bu çağdaş inkârcı akımları tanıtmakta ve sorgulamaktadır.

Birkaç yazıyla inkârcı akımları ele alıp çağdaş inanç sorunlarını İslam akaidi açısından değerlendirmelerini yapacağım.. 

DEİZMİN TANIMI  

Deizm, Tanrı’nın varlığını ve âlemin ilk sebebi olduğunu kabul etmekle birlikte akla dayalı bir tabiî din anlayışı çerçevesinde, nübüvveti şüphe ile karşılayan veya inkâr eden felsefi ekoldür. Kavram her ne kadar Latince Tanrı anlamına gelen Deus kavramından türetilmişse de zamanla dini, kiliseyi, nübüvveti ve vahyi kabul etmeyenlere isim olarak kullanılmıştır. İlk planda kiliseye ve papazlara karşı ve özellikle Hristiyanlığın modern bilimle çeliştiği iddia edilen dogmalarına karşı ortaya çıkan bu görüş, zamanla ya doğrudan ateist olan ya da ateizme götüren fikirleri savunan filozofların ekolü hâline gelmiştir. 

Yaklaşımlarına bakıldığında deizm, herhangi bir vahyedilmiş dine bağlı olmaksızın Tanrı’nın varlığını kabul etmek, bununla birlikte O’nun ilim ve irade gibi sıfatlarını reddetmek, böyle bir varlığın âlemde tesirleri gözlenen veya tezahür eden hikmet ve inayetinin bulunmadığına inanmak, ahireti inkâr etmek, hususi bir dine ait -Tanrı’nın varlığı dışındaki- bütün itikat esaslarını reddetmek şeklinde de tanımlanabilir.
Deizm, Orta Çağ’ın fikir ve inanç ikliminden Yeni Çağ’a girerken Hristiyanlığın yaşadığı teolojik buhranın ve Batı medeniyetine has tarihî şartların bir ürünüdür.

Deistler, Tanrı’nın varlığını ve âlemi yaratan olduğunu kabul ediyorlar ama O’nun âleme ve insana müdahil oluşunu kabul etmiyor, vahyi ve nübüvveti reddediyorlar. Bu yönüyle özellikle Tanrı’nın olmazsa olmaz sıfatlarını, ilim, ve irade sıfatlarını  iptal ederek adeta O’nu yaratılış sonrasında çekip giden ve evrenle ilgilenmeyen âtıl bir Tanrı, pasif bir Tanrı konumuna itiyorlar. Deistlere göre varlık (kâinat), Tanrı tarafından tasarlanan, hareketi başlatılan fakat dışarıdan müdahale olmadan doğa kanunlarına uygun şekilde işleyen, makine gibi bir bütünlük olarak kabul edilmektedir. Deistlere göre yaratma, bir defa da olup bitmiştir ve Tanrı kainatı haline terk etmiştir.

İSLAM’IN DEİZM’E BAKIŞI 

İslam dininde Allah (c.c), âlem ve insan arasındaki ilişki, deizmin dar ve sığ yaklaşımından çok geniş ve çok zengindir. Âlemlerin rabbi olan Allah (celle celaluhu) yaratıcı faaliyeti, ilmi, külli ve cüzi her şeyi bilmesi, hikmeti, kudreti, dualara icabeti, rızıklandırıcılığı, her türlü ikram, ihsan ve lütfuyla âleme her an müdahale eden yüce bir varlıktır. 

Allah (c.c) bir defada olup bitmiş bir yaratmanın faili değildir, sürekli ve her an yaratma hâlindedir. Sürekli yaratma, vahiy ve rahmetle Allah’tan (c.c) âleme ve insana doğru inen; boyun eğme, dua ve ibadetle de âlemden ve insandan Allah’a (c.c) yükselen dinamik ve canlı bir ilişkidir: “Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma hâlindedir.” (Rahmân Suresi; Ayet: 29) 

İslam inancında Allah (c.c), her an evreni yarattığı gibi vahiyle de insan hayatına ve tarihe müdahale eder. O, seçtiği peygamberler aracılığıyla insanlara mesaj göndermiştir.

İnsan da bu mesaja verdiği cevapla Allah (c.c) katında inancı, ibadeti ve duasıyla bir değer kazanır. Ölümden sonra sonsuz ahiret hayatı, cennet ve cehennem hayatı sözkonusudur. Bu yüzden insan sorumludur ve pegamberi örnek alarak istikamet üzere hareket etmek, yaratılış amacına uygun şekilde yaşamak zorundadır.

Allah-âlem-insan ilişkisini çok açık biçimde ortaya koyan pek çok Kur’ân ayeti vardır: “Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (En’âm Suresi; Ayet: 59)

 “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf Suresi; Ayet: 16)

“Şüphesiz ki rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden; geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah’tır. Bilesiniz ki, halk da emir de (yaratma ve yönetme) yalnız O’na aittir. Âlemlerin rabbi olan Allah yüceler yücesidir.”  (A’râf Suresi; Ayet: 54)

“Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân'ı indiren Allah'ın şanı yücedir. O, göklerin ve yeryüzünün mülkü (hükümranlığı) kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir.

Mülkünde hiçbir ortağı da yoktur. O her şeyi yaratmış ve yarattığı O şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.”  (Furkân Suresi; Ayet: 1-2)

Allah’ın, gecesiyle gündüzüyle, yeriyle göğüyle tabiatın kuruluş ve düzenini insanoğlunun varlığına ve yaşamasına ne kadar elverişli kıldığına, ayrıca insanın yaratılışındaki uyum ve güzelliğe dair özet bilgi verilerek insanlığı Allah’a dua ve ibadet etmeye çağırmaktadır: “Yeryüzünü sizin için yerleşim alanı yapan, göğü de (üstünüze) bina eden, size şekil veren, şeklinizi de güzel yapan ve sizi temiz nimetlerle rızıklandıran Allah’tır. İşte rabbiniz olan Allah; âlemlerin rabbi olan Allah yüceler yücesidir.”  (Mümin Suresi; Ayet: 64)
Allah insanları yaratmakla yetinmiyor, ayrıca temiz nimetlerle hayatlarını sürdürme imkânlarını bahşediyor. Şu halde hem bizi yarattığı için hem de bu imkân ve nimetleri lutfettiği için O’na şükretmeliyiz. Çünkü bizim Rabbimiz, kezâ âlemlerin yani var olan her şeyin yaratanı, yaşatanı ve yöneteni yalnızca O’dur. 
 

Mustafa Yürekli / Haber7

Yorumlar3

  • hasan 46 dakika önce Şikayet Et
    6 günü kullanmak yaratan için sorun değil yalnız insana bildirileni ve bilimselliği göz önüne alındığında çeviri problemi olduğu göze alınırsa bunun 6 evre de sunulması tutarlılık açısından kur a nın farklı yorumlara dönüştürülmesi yönünde kuvvetli bir kavram olur...6 günü bir haftaya sıkıştıran bir düşüncenin olmaması adına...
    Cevapla
  • Arif Hakverdi. 2 saat önce Şikayet Et
    Çok güzel izah etmiş, teşekkür ederiz.
    Cevapla
  • Ürgüplü Ali hoca 4 saat önce Şikayet Et
    Kalemine, yüreğine sağlık hocam. Allah razı olsun
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat