Yüceltilen akıl, miraç ve ötesi

  • GİRİŞ18.01.2026 08:56
  • GÜNCELLEME18.01.2026 08:56

İki gün önce, perşembeyi cumaya bağlayan gece akıllarımızı zorlayan, büyük ve benzersiz bir olayın yıldönümünü yaşadık.

Akıllarımızı zorlayan, dedim çünkü “akıl” dediğimiz “nesne” olmasaydı, düşünme ve anlama kabiliyetimiz de olmayacaktı.

Dolayısıyla ne bu olayı, ne kendimizi, ne de hayatı bilmek mümkün değildi.
Peki şimdi diyeceksiniz ki böyle bir girişi neden yaptın?

Müsadenizle söyleyeyim:

Önceki yıllarda kandillerle ilgili paylaşımlarımda bazı okuyucularımız, “İslam’da Kandil diye bir şey yok, nereden çıkarıyorsunuz bu kandilleri” diyorlar.

Halbuki akıl, “akletmek “ için verilmiştir insana.

İslam Ansiklopedisinde Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay Hoca bu konuda şöyle diyor:

“…Kur’ân-ı Kerîm’e göre insanı insan yapan, onun her türlü aksiyonlarına anlam kazandıran ve ilâhî emirler karşısında insanın yükümlülük ve sorumluluk altına girmesini sağlayan akıldır.

Kur’an’da akıl kelimesi biri geçmiş, diğerleri geniş zaman kipinde olmak üzere kırk dokuz yerde fiil şeklinde geçmektedir. Bu âyetlerde genellikle “akletme”nin yani aklı kullanarak doğru düşünmenin önemi üzerinde durulmuştur.

Kur’an terminolojisinde akıl “bilgi edinmeye yarayan bir güç” ve “bu güç ile elde edilen bilgi” şeklinde tarif edilmiştir,

(bk. Râgıb el-İsfahânî, “ʿaḳl” md.).

Ve yine Kur’an-ı Kerim; “ancak bilenlerin akledebileceğini” söyler
(el-Ankebût 29/43).

Bu gücü ve bu bilgiyi iyi kullanmadıkları için kâfirleri, “... Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden akledemezler” (el-Bakara 2/171) diyerek yermiş, “O, aklını kullanmayanlara kötü bir azap verir” (Yûnus 10/100) âyetiyle bütün insanlığı uyarmış ve akıllarını kullananların cehennem azabından kurtulacakları (bk. el-Mülk 67/10) belirtilmiştir.

Kur’an’ın birçok âyetinde, akıl sayesinde kazanılan bilginin gene bu gücün kontrolünde kullanılması gerektiği, bunu yapmayanların sorumlu tutulacağı sık sık ifade edilmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, eşyadaki nizamı anlama gücüne sahip olan akla, aynı zamanda ilâhî hakikatleri sezme, anlama ve onların üzerinde düşünüp yorum yapma görev ve yetkisi de verilmiştir.

Nitekim, “Allah âyetlerini akledesiniz diye açıklamaktadır” (el-Bakara 2/242) âyetiyle aklın bu fonksiyonuna işaret edilmiştir…”

Bu önemli bilgiden sonra şimdi büyük bir dikkatle etrafınıza bakın.
Dünyada olup bitenlere bakın.

Yakınınızda, uzağınızda, bütün bir çevrenizde olanlara bakın.

Kötülük, tüm çeşitliliği, renkliliği, ağırlığı ve bunaltıcılığı ile dört bir yanımızı sarıp, kuşatmış durumda.

İnsanın kötülük yapma kabiliyeti, teknolojinin de desteği ile inanılması güç boyutlara ulaştı.

Projektörlerimizi yakından uzağa doğru gezdirdiğimizde kötülüğün hem çok çeşitli, hem de, sürekli birbirini üreten , birbirini besleyen zincirleme sonuçlar doğurduğunu görürüz.

İnsanların çevresinde kötülük çemberi daraldıkça, insan etrafında sürekli kötülük gördükçe, kendisini ve sevdiklerini korumanın yolunun da, karşı tarafa kötülük yapmaktan geçtiğini düşünür oldu.

DOSDOĞRU NAMAZLARIMIZLA BİZ DE MİRACI YAŞAYABİLİRİZ

Öte yandan şöhret, şehvet, mal, para, haz, konfor, hırs, üstün olup diğerini geçme arzusu .. ve diğer dünyevi istekler ise kötülüğü azdırdı, çığırından çıkardı.

Bu kısır döngü sonucunda insanlık, şeytani bir anaforun, bir girdabın içinde kıvranır oldu.

Rabbimiz(cc) havayı, suyu, toprağı, ateşi, iyiliği ...yarattığı gibi kötülüğü de yaratmıştır.

Bunların kullanım hakkını ise, akıl ve irade verdiği insanın isteğine bırakarak, insanı sınava tabii tutmuştur.

Mesela, ateşi kullanarak üzerinde yemek yaparak karnınızı doyurduğunuz gibi, aynı ateşi kullanarak bir canlıyı da yakabilirsiniz.

Bu durumda d kötülük yapmış olursunuz.

Yapılan kötülük, Yaratıcının gazabını çeker ve yüksek seviyede, tertemiz olan ruh bozulur, alçalışa geçer.

Kötülüğün sürmesi halinde insan ruhu, hayvani seviyenin de altına düşer.

Yaratıcımız, işte bütün bunlara yani, bir ömür kadar kısa olan bütün bunlara değil, yönünü, bunları Vareden’e yöneltip, kötülükten uzaklaşıp, iyiliğe çevirmenin ip uçlarını, yol ve yöntemlerini de yaratmış ve ortaya koymuştur.

Bunları çoğu kez, daha iyi anlayıp kavrayalım diye bizim gibi insanlar olan Peygamberler yani, farklı insanlar vasıtası ile, örneklendirmiştir.

Miraç da, Peygamberimizin (as) ruhen ve bedenen Sevgiliye yükselme olayıdır ama, aynı zamanda bizim sürekli iyiliklerle beslenen ruhumuzun ve yüceltilen aklımızın da, Hakiki Aşka ulaşabileceğini göstermiştir.

Bunu da insan olarak emekle, alın teri ile yapacağımızı, hırs ve dünyevi hazlarımızdan feragatla yapabileceğimizi somutlaştırmıştır.

Bu açıdan miraç bir umuttur insan için; ruhumuzda, şuurumuzda sürekli var olan, varlığı ile şevk ve heyecan duyduğumuz tükenmeyen bir umuttur.

Bu umut bizi, kötülüklerden uzak tutmaya ve iyiliklerimizi çoğaltarak Gerçek Aşka erişeceğimiz bilincini destekler ve geliştirir.

“Beş vakit namaz bu gece farz kılınmıştır. (Buhârî, Salât, 1 [349])

Ayrıca Allah’a şirk koşulmadığı sürece ümmetin günahlarının bağışlanacağı müjdesi de miraçta verilmiştir. (Müslim, Îmân, 279 [173])

Mü’minlerin mi’racı olan beş vakit namazın bu gece hediye edilmesinin sevincini yaşamak, Mescid-i Aksâ’nın Müslümanlar için mübarek ve mukaddes olduğu şuurunu devam ettirmek ve gelecek nesillere bilinç kazandırmak için İsrâ ve Mi’rac hadisesi”, kutlanmaktadır ve kutlanmalıdır.

Müslüman aklını kullanacaktır, dünya insanın avuçları arasına sığacak kadar küçülmüştür.

Miraç olayı ile birlikte akıl yüceltilmiş, yükseltilmiştir.

Dolayısıyla akıldan kopmayan iman ve imandan ayrılmayan haya da yüceltilmiştir.

Müslüman namazını dosdoğru kılarak ruhundaki diriliği sürekli yaşatacak, miracı yaşayacak ve Aşkın Kaynağına ulaşmayı umut edecektir.

Miracınız Mübarek olsun.


Ferman Karaçam / Haber7
YouTube     : youtube.com/c/Ferman Karaçam
Twitter        : twitter.com/fermankaracam  
Instagram   : instagram.com/fermankaracam
Facebook   : facebook.com/karacamferman
E-mail         : fermankaracam@gmail.com
Web Sitesi : fermankaracam.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat