Çağdaş İnanç Sorunları: 5.Ateizm

  • GİRİŞ27.01.2026 09:06
  • GÜNCELLEME27.01.2026 09:06

Ateizm, tanrıtanımazlık, tanrı kavramına sahip olmamak, tanrısızlık veya Tanrı’nın varlığını reddetmektir. Ateizm ya da tanrıtanımazlık, tanrıların veya doğa üstü varlıkların mevcut olduğuna inanmama durumudur. Genel anlamda teizmin temel iddialarını kabul etmemeyi ve teizmin temel yaklaşımlarına karşı olmayı ifade eden ateizm, Tanrı’nın var olmadığı inancına dayanan felsefi akımdır.  

Felsefî açıdan yaratıcı, ezelî, ebedî, kendinden var olan, her şeyi gören, bilen ve yapmaya kâdir, düzenleyici, esirgeyici ve lütuf sahibi bir Tanrıkavramını reddetmek, varlığı lehinde ileri sürülen kanıtları çürütmeye çalışmaktır. Felsefî düzlemde ateizm, fizik ötesi alanın varlığını ve başta“aşkınlık” olmak üzere bu alana ait kavramları reddederken (kuramsal ateizm), dinî düzlemde Tanrı inancıyla ilgili ibadet, yakarış, sembol veetkinlikleri kabul etmemek, ilgili kurumsal yapı ve otoritelere karşı çıkmaktır (eylemsel ateizm).

Ateizm dini inançlara karşı eleştirel bir duruş içerir ve inanç yerine kanıt ve akla dayalı bir dünya görüşünü tercih eder. Ateistler, kainatın ve hayatın tabiat kanunlarıyla açıklanabileceğini savunurlar. Kanunları tabiata koyan sonsuz ilim ve kudret sahibi bir sonsuz irade inancını kabul etmezler; milyonlarca yıl süren bir süreçte ortaya çıkan tesadüflerle açıklarlar.  

Ateistler teorik açıdan güçlü argümanlara sahip değildirler. Bütün malzemeleri inanan insanların yaşam biçimini, dünya görüşünü, varlık alemiyle ilgili düşüncelerini ve kanaatlerini eleştirmekten ibarettir. Bu noktada aktif olan, elinde tezi bulunan teisttir, yani Tanrı inancına sahip insandır; elinde iddiası ve orijinal düşüncesi bulunmayan ise ateistin kendisidir. Ateistin yapabileceği tek şey, sonuç itibarıyla ya reddetmek ya da susmak olacaktır.

Ateistler, Tanrı'nın varlığını inkara yönelirken, kendi teorilerini, bilimsellik, rasyonellik, mantıksallık ve ahlâkî özgürlük gibi bir takım ilmî ve felsefî kavramlar altında sunmaya ve kendi lehlerine bir durum ortaya koymaya çalışmışlardır. Ancak bunda başarılı olabildiklerini söylemek mümkün değildir.

19. yüzyılla birlikte farklı bilim dallarında yeni gelişmeler olmuş, materyalist düşüncenin yaygınlık kazandığı gözlemlenmiştir. Materyalizmin esasitibarıyla ateizmin en yalın biçimi olduğu görülmektedir. Günümüzdeki pek çok ateist düşünüre ilham kaynağı olan bu dönemin en önde gelentemsilcileri arasında pozitivizmi savunan Auguste Comte (ö. 1857) bulunmaktadır.

Ateizm eleştirilerinde Tanrı'nın varlığını kanıtlayan ve ateistlerin iddialarını boşa çıkaran deliller sıralanmaktadır. Gerek İslâm alimlerinin ve gerekse Batılı filozofların kanıtları şöyle özetlenebilir: Bu kanıtlar, varlık delili (ontolojik kanıt), alem delili (kozmolojik kanıt), nizam ve gaye delili (teleolojik kanıt), psikolojik delil (dini tecrübe kanıtı) ve ahlâk delilidir.

Ateizm  özel anlamda ise Tanrı’nın varlığını kabul etmemeyi, reddetmeyi içerir. Kabul etmemesine rağmen Tanrı düşüncesiyle ve dindarlarla mücadeleye girmeyen ateistlere negatif ateist, Tanrı düşüncesine savaş ilan eden, Tanrı’ya inanmadığı gibi, inananlarla mücadeleye girerek Tanrı’nın yokluğunu ispatlamaya çalışan ateistlere de pozitif ateist denir (Mehmet Aydın, Din Felsefesi, s. 208).

Bir tavır olarak iki farklı ateist tutumdan söz edilebilir: Birincisi sadece felsefî düzlemde değil, sosyal ve politik alanlarda da tanrı inancına, dinî sembol ve ritüellere karşı çıkan, büyük oranda ideolojik, katı, hasmane davranan aktif ateizm. Diğeri de inanmamakla birlikte bunu sadece kuramsal bir tercih olarak gören, inanan insanlarla barışık olan pasif ateizm (Aydın Topaloğlu, Tübitak Ansiklopedisi).

Ateizmin açıklamasında felsefe çevrelerinde kullanılan ‘teizm’, ‘teorik ateizm’ ve ‘pratik ateizm’  olmak üzere üç anahtar kavram vardır. Bu kavramlar, konuyu çerçeveleyip yalınlaştırmaktadır.

Teizm: Var olan, her şeyin yaratıcısı olan bir Tanrı’nın varlığını kabul etme, Tanrı’nın mutlak ilmine ve gücüne inanma, Tanrı’nın aynı zamanda ilmiyle, iradesiyle, kudretiyle varlıklar üzerinde tasarrufu olduğu­nu, vahiy göndererek insanlarla iletişime geçtiğini, âleme ve insana daima müdahil olduğunu benimseme.

Teorik ateizm: Tanrı’nın varlığını dışlayan, teizmin ortaya koymaya çalıştığı ontolojik, kozmolojik, tele­olojik, psikolojik, ahlaki delilleri reddeden ve ispat-ı vacip konusunda dile getirilen delilleri karşıt deliller getirerek çürütmeye çalışan yaklaşım.

Pratik ateizm: Kişinin hayatını Tanrı konusunu hiç gündemine almadan sürdürmesi, Tanrı sanki yokmuş gibi yaşaması.

Ahlâkî, estetik ve dinî değerleri korku veya ümit gibi psikolojik terimlerle izaha kalkışmak, modern bir insanın yapamayacağı ilkel bir davranış tarzıdır. Şayet insan birtakım ümit ve korkularından dolayı Tanrı'yı üretmiş ise insanın benzeri gerekçelerle inançsızlığı ürettiğini söylemek de mümkündür. "Öldürmeyeceksin" ve "Çalmayacaksın"   gibi ahlaki prensipler, tarih boyunca ilahi bir yasa koyucu ve yargıcı gerektiren ilahi yasalar olarak görülmüştür. Tanrı ve ahiret inancı olmadan insan ahlaki sorumluluğu üstlenmemektedir. Buna karşın, birçok ateist, ahlakı kanuncu bir yaklaşımla ele almanın yanlış bir analoji olduğunu ve ahlakın, hukukun yaptığı gibi, bir yasa koyucuya bağlı olmadığını savunmaktadır; ahlaklı olmak, vicdanlı olmaa indirgenmektedir.

İSLAM’IN ATEİZME BAKIŞI

İnsanlık tarihinde Tanrı’ya inanma ve dinleri kabul etme düşüncesi asıldır. Yani insanlar tarihin bütün zaman dilimlerinde bir yaratıcının varlığına inanmışlar ve bu inancı taşıyan insanların sayısı her zaman çok olmuştur. 19. ve 20. yüzyılları dışa­rıda tutacak olursak insanlık tarihinde hiçbir zaman kitleselleşme durumu olmayan ateizm, arızî bir durum olarak, geçmişte sınırlı sayıda insanı etkisi altına alabilmiştir. İslam dünyasında da az sayıda insanın bu düşünceye kapıldığı bilinmektedir.

Arap Câhiliye toplumu âlemin yaratılışı (mebde) fikriyle ilgilenmemiş, belli belirsiz bir yaratıcı tanrı fikrine sahip olmakla birlikte öldükten sonra yeniden dirilmenin imkânsız olduğunu düşünmeleri onları karamsarlığa ve menfi bir kadercilik anlayışına sevketmiştir. Esas olarak yaratan-yaratılan arasında bir süreklilik fikri taşımadıkları için Tanrı’nın bu dünyadaki hâkimiyetine de inanmamışlardır. Onlara göre yeryüzündeki hadiseler “dehr” (mutlak zaman) adı verilen bir başka âmilin etkisi altındadır (el-Câsiye 45/24). Bütün hayat, tabiatın büyüme ve çürüme kanunlarıyla yönetilen bir felâketler yığınından ibarettir (el-En‘âm 6/29; ayrıca bk. Izutsu, s. 85-87, 117-118, 122). Dolayısıyla etkisiz bir tanrı inancının yanı sıra irili ufaklı aracı tanrılara inancın oluşturduğu Arap çok tanrıcılığı (politeizm) dünyevî bir ahlâk anlayışına yol açmış, bu da âhireti ve uhrevî sorumluluğu ön plana çıkaran İslâm’a karşı diretme, inkâr, zulüm ve ilhâdın sebebi olmuştur.

Sözlükte “meyledip yönelmek, gerçekten sapmak, emredileni yerine getirmemek, kuşku duymak, mücadele ve müna­kaşa etmek” gibi anlamlara gelen ilhad, “Allah’ın varlığı veya birliğini, dinin temel hükümlerini inkâr etmek, bunlar hakkında kuşku beslemek veya uyandırmak, dinî kuralları hafife almak” manasında kullanılır. Allah’ın (c.c) isimlerini tahrif ve tağyir ederek O’nu inkâra kalkışmak, Kur’ân’ın Allah (c.c) tarafından gönderildiğine inanmamak ve onu başka birine nispet etmek, haktan sapmak, ayetleri yalanlamak, sapıkça tevil ve tahrif etmek” gibi manalarda da kullanılmıştır (Mustafa Sinaoğlu, “İlhad”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 22, s. 90).

Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın (c.c) varlığından ziyade birli­ği meselesine dikkat çekilmiştir. Çünkü Allah’ın (c.c) varlığı insanların zaten kabul ettiği, fıtraten kabule eğilimli oldukları tabiî bir yöneliş şeklinde sunulmakta, hatta bu konuda şüp­heye yer olmadığına dikkat çekilmektedir. Bu sebeple ate­izm büyük bir problem olarak görülmemiş, insanların inanç konusunda daha çok yüz yüze geldikleri şirk problemi ele alınmıştır.

İslam düşüncesinde ateizmle ilgili ön plana çı­kan kavramlar zındıklık ve mülhidlik kavramlarıdır. İlhad kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de de geçmektedir.

“(Resulüm!) Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Al­lah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum Suresi; Ayet: 30.)

Allah’ın varlığını kabul etmek ve O’na inanmak, tüm insanların yaratılışında olan bir duygu ve fıtrî bir yöneliştir. Kur’an’da bildirildiğine göre din duygusu, Allah’a iman meselesi ve tevhide yönelme özelliği insanın yaratılışında vardır.

Ateizmin mümkün olup olmadığı öteden beri tartışılmıştır. Bazı felsefi yaklaşımlarda bir insanın ateist olabilmesinin mümkün olmadığı, ben inanmıyorum diyenlerin bile ruhlarının derinliklerinde bir Tanrı düşüncesinin var olduğu ifade edil­miştir. Ateistlerin bir sıkıntı anında çabucak Tanrı'ya inandıkları, "düşen uçakta ateist olmaz" veya  savaşta "siperlerde ateist olmaz" gibi ifadeler söylenegelmiştir.

Tanrı olmaksızın varlığı, hayatı, hayatın ve canlılığın kaynağını, ruhu, mutluluğu, insanın şuurunu, iradesini, kâi­nattaki nizamı, dengeyi, inayeti, ikramı ve insanı insan yapan hususları, ahlakı izah etmek, anlamlandırmak mümkün değildir.

“Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette ‘Allah’tır’ derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O’nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O’na güvenip dayanırlar” (Zümer Suresi; Ayet: 38).

Onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan, mutlaka “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Bütün övgüler Allah’a mahsustur”; ama onların çoğu bilmez. (Lokman Suresi; Ayet: 25) Ayetteki “Bütün övgüler Allah’a mahsustur” ifadesi, Allah’tan başka hiçbir varlığa tanrılık sıfatı, işlevi ve kutsallığı yüklenemeyeceği, ibadet edilemeyeceği anlamını içermektedir..

Putların tanrı olamayacağı, Allah’tan başka hiçbir varlıkta tanrılık niteliklerinin bulunmadığı, Allah’ın çocuğunun olmasının düşünülemeyeceği, bunun Tanrı kavramına ve O’nun temel niteliklerine ters düştüğü Kur’an-ı Kerim’de ikna edici bir üslûp içinde açıklanıyor:

"Andolsun onlara: "Kendilerini kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette: ‘Allah’ diye (cevaplayacaklardır). Öyleyse nasıl olup da (iman ve itaatten) çevriliyorlardı?"  (Zuhruf Suresi; Ayet: 87)

Peygamber Efendimiz de bunu “Her doğan kişi fıtrat (tevhide yönelme özelliği) üzere doğar.” ifadesiyle dile getirmişti(Buhârî, Cenâiz, 92; Müslim, Kader, 22; Ebu Dâvûd, Sünnet, 17; Tirmizî, Kader, 5).

İnsanoğlu kendi benliğinde ve dış dünyada gözlemleyebileceği pek çok delille Allah’ın (c.c) varlığını kabul eder. Hem iç dünyasında kendi vicdanıyla hem de dış dünyada sayısız işaretlerle Allah’ın (c.c) varlığına yol bulur ve inanır. Fıtratı bozul­mamış tüm insanlar için Allah’ın (c.c) varlığına iman etmek hem kolaydır hem de doğal olandır. İnsan hayatında tabiî olanı iman etmektir. İnançsızlık ve inkâr bir sapmadır ve aslında insanın yaratılışına da aykırıdır.

“O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O, geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.” (Rad Suresi; Ayet: 3).

İnsanlık tarihi boyunca tüm dinler ve peygamberler Allah’ın (c.c) varlığı ve birliği esasına insanları çağırmışlar, tarih boyun­ca da Allah’a (c.c) iman eden insanlar hep var olmuştur. Çünkü Allah’ın (c.c) varlığı kesindir ve şüphe götürmez bir gerçektir. Dolayısıyla insanlığın asıl yönelişi din ve imana olagelmiştir. Ama bu hakikate rağmen farklı sebeplerle ve bahanelerle Al­lah’ın (c.c) varlığına inanmak istemeyenler de olmuştur. Yine de dinsizlik ve inançsızlık hiçbir zaman tüm insanların meylet­tiği bir şey olmamıştır.

Başta kendimiz olmak üzere kâinatta var olan her şey Al­lah’ın (c.c) varlığının birer göstergesidir. Tüm varlıklar bizlere bir var edenin olması gerektiğini, onları yaratan bir varlığın zorunluluğu fikrini vermektedir. İnancımıza göre tüm varlıkları yoktan var eden, onları yaratan ve yaşatan, her şeyi bilen, her şeyi düzene koyan ve idare eden, yerde ve gökteki her şeyin kendisine muhtaç olduğu ama kendisi hiçbir şeye muhtaç ol­mayan bir Allah (c.c) vardır.

“Andolsun ki onlara ‘Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?’ diye sorsan, mutlaka, ‘Allah’ derler. O hâlde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?”24

Varlıkların kendisi, bir yaratıcı fikrini gerektirdiği gibi, varlıklar arasında görülen nizam ve düzen de bu yaratıcının bir ve tek olmasını gerekli kılmaktadır. Bu sebeple bizler hem Allah’ın (c.c) varlığına hem de birliğine iman ederiz. İslam inancında Allah’ın (c.c) varlığı ve birliği tüm inanç sisteminin temelini oluşturur. Allah’ın (c.c) varlığına ve birliğine inanmak niçin önem­lidir? Ve bize ne kazandırır?

İnanmak her şeyden önce insanın yaratılışında var olan doğal bir ihtiyaçtır. İnsan nasıl ki havaya, suya, ekmeğe muhtaçtır ve bunlar olmadan hayatını devam ettiremez. Aynı şekilde inanmaya, bağlanmaya, güvenmeye, ibadet etmeye, ruhunun bu yöndeki isteklerini ve ihtiyaçlarını gidermeye de muhtaçtır. İnsan ruhunun ve kalbinin bu yöndeki ihtiyaçlarını giderebilmek ancak sağlam ve tutarlı bir Allah (c.c) inancıyla mümkün olur. İşte Allah (c.c) inancı, bu fıtrî ihtiyaçları karşılamakta; öte yan­dan insana hem bu dünyada hem de ahirette huzur, güven ve mutluluk sağlamaktadır.

Allah’a (c.c) inanan kişi akıl, ruh, kalp, beden gibi tüm yönleriyle tutarlı ve sağlam bir kişilik geliştirmekte, hem kendi iç dünyasında hem toplumla ilişkilerinde hem de tüm varlıklarla olan ilişkilerinde mutlu ve başarılı olabilmektedir. İnsanın temel ihtiyaçları arasında sayılan huzur ve güvende olmak, itibar görmek, sevilmek, sayılmak gibi özellikler, Allah’ın (c.c) varlığına ve birliğine iman etmesi sayesinde insana sunulur. İnsan, iman sayesinde tüm eşyaya iman nuruyla bakar. Zorluklar ve sı­kıntılar karşısında teselli bulur. Her şey onun için imanın aydınlığında anlamlı hâle gelir. İman, kişiye dayanak noktası sağlar. Yaşanılan olaylar, karşılaşılan durumlar bu dayanak noktasına göre değerlendirilir.

 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat