Çocuklarımızın ve gençlerimizin yaşadığı paradoks “en çok laykı almak ama ailesine layık olamamak!”

  • GİRİŞ29.01.2026 08:52
  • GÜNCELLEME29.01.2026 09:15

ABD'NİN Pennsylvania eyaletinde 11 yaşındaki bir çocuk, oyun konsolunun elinden alınması nedeniyle babasını uykusunda tabancayla vurarak öldürdü. 13 Ocak'ta meydana gelen vahim hadisenin ardından küçük çocuk cinayet suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. Suçunu itiraf eden çocuk, babasının yatma vaktinin geldiğini söylemesine sinirlendiğini ve bu nedenle olayı gerçekleştirdiğini dile getirdi.

***

Ülkemizdeki çocuklarımızın, gençlerimizin ruh hali ne durumda?

Karne tatilinin artık sonlarına geldiğimiz bugünlerde tüm evlerden yükselen ekran ışıkları akıllı telefonlardan, bilgisayarlardan, tabletlerden, tv’lerden ülkemizi ışıl ışıl aydınlatıyor. Ama aynı ekranlar ülkemizin çocuklarını, gençlerini haliyle ülkemizin yarınlarını da karartıyor maalesef.

Öğrenciler için ders çalışma ve öğrenmenin önündeki birinci çeldirici maalesef dijital dünya

Hal böyle olunca birbiri ardına olumsuz örnekler her gün hayatımızda yerini alıyor.

Nezaket, dil, kültür birbiri ardına yara alan unsurlar. Özellikle kullandığımız dilin bozulması, argo ve hatta küfürlü kelimelerin hayatımıza girme yaşı ne yazık ki anaokulu düzeyine inmiş durumda.

Nereden nereye geldik?

Olayın bugüne geliş şeklini şu örnekle pekiştirebiliriz. Biz yetişkinlerin yani 40’lı yaşlardaki insanların çocukluğunu yaşadığı 2000’li yılların öncesindeki dönemlerde bir çocuğun bir ayda yani 30 gün boyunca maruz kalacağı argo ve küfürlü kelimeleri şu anda çocuklarımız ekranlardan izledikleri içerikler, filmler, diziler hatta şarkılar ve tabi ki online oynanan dijital oyunlar sebebiyle bir gün içerisinde maruz kalıyorlar.

Durumun en özet hali bu şekilde.

Emin olunuz şu anda çocuklarımızın çoğunluğu yanlış kullandıkları kelimelerin (örneğin mükemmel kelimesi yerine müko), argo kelimelerin bile doğru karşılığını bilemiyorlar maalesef.

Birinci adımda bozulan bir dil ile karşı karşıyayız yani.

İkinci adımda sosyal medya hesapları, özellikle fenomen ailelerin günlük rutin hayatlarını ailece ya da evin annesi, evin kızı, evin oğlu, evin babası şeklinde adeta ülkemizin bugünkü duruma gelmesinin temel taşı olan “Televole” kültürü (kültürsüzlüğü) ne yazık ki milyonlarca saat, milyonlarca defa izlenerek çocuklarımızın gözlerinden, kulaklarından pırıl pırıl beyinlerine ve ne yazık ki bembeyaz vicdanlarına girerek karartmaya devam ediyor.

Evet bu ikinci adım en tehlikeli kısım aslında bozulan dille birlikte kültürel bir dönüşüm ve erozyon yaşanması kaçınılmaz hale geliyor.

İzlenilen fenomenlerin yaptıkları alışverişler üzerinden çocuklarımız kendi anne-babalarını yargılamaya başlıyorlar. Neden bana şu marka ayakkabıyı almıyorsun, neden biz karne tatilinde şu otele gitmiyoruz, neden bana şu marka cep telefonunu almıyorsun, siz beni sevmiyorsunuz! deyip kolayca kenara çekilebiliyor çocuklarımız, gençlerimiz.

Özellikle tüketim çılgınlığı beraberinde kültür erozyonunu, bozulan kültürümüz önce bireyleri, sonra ailelerimizin, yuvalarımızın temelini çatırdatıyor maalesef.

Yetişkinlerin kendi sosyal medya hesaplarında aynı evin içinde farklı hayatlarda başrol oynamaları konusuna hiç girmiyorum bile.

Üçüncü adımda ise çocuklarımız en çok takipçi edinmek, en çok laykı almak peşinde koşarken ailesine ve ülkesine layık olamama paradoksunu yaşamaları geliyor.

Öyle ya arkadaşlar içinde bir grup içerisinde hele de çocuklar, gençlerin varlığı, kendilerini ispat etme şekli hep miktarlarla, oranlarla ölçülür. En çok arkadaşı olan, en çok çevresi olan ağır abiliğe, ablalığa adım atarlar.

Hele de sosyal medyada en çok layk alanın keyfine diyecek yoktur.

Peki ya tersi?

Bir de örgütlü bir şekilde bir kişinin hesabı üzerinden onu yok saymak, onu ötekileştirmek durumu var ki tam bir girdap bu durum. İşte o girdap onlarca çocuğu kendi içine, kendi odasına ve nihayet dünyasına hapsetmekte. Çocuklar ötekileştirilmiş, yalnızlaştırılmış bir şekilde kendi odalarında kendileri ile bile konuşmaktan, dertleşmekten çekinir haldeler.

Tehlikenin çıkış noktası

Dijital oyunlar… İşte en tehlikeli kısma geldik. Online oynanan dijital oyunlar (futbol, adam öldürmece, soygun yapma, para toplama vb.) birbirini tanımayan ya da tanıyan çocuklar ve gençler tarafından oynanmakta. Buradaki en büyük tehlike bu tip oyunlar oynanırken “çet” (chat) şeklinde oyuncular birbirleriyle sohbet edebilmekte. Buradaki kritik nokta, acaba oyun oynayan bu çocukların, gençlerin partnerleri ya da rakipleri gerçekten çocuk ya da genç mi? Yoksa bir yetişkin mi?

Öyle ya kimse kimseyi görmüyor… Ama orada oyunlarda yenilmez olmak, puan toplamak, fazladan can kazanmak, ölümsüz olmak ulaşılmak istenen hedefler. Ne acıdır ki bu tip oyunlar üzerinden çocuklarımız, gençlerimiz uyuşturucuya, sanal bahislere bulaştırılarak adeta o bataklıkların dibine çekilerek oyunlarda olunmak istenilen ÖLÜMSÜZ KAHRAMAN boyutunu gerçek dünyada kendilerine ikram edilen uyuşturucularla ya da sanal bahislerde ikram edilen 5-10 bin liralık bonuslarla birlikte ölümün kol gezdiği bir dünyaya adım atmış oluyorlar.

Ülkemizin sanal dünyası yalan üzerine kurgulanmış bambaşka bir dünya…

Bu dünyanın çocuklarımızı ve gençlerimizi yutmaması, onları evlerinden sokaklara çekip paspas etmemesi için bir şey yapmalı?

Tarihi bir adım yolda!

İşte tam da bu noktada Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “15 yaşın altındaki çocukların sosyal medya kullanımı ile ilgili düzenlemeleri içeren yasa teklifinin ay sonunda TBMM'Ye getirileceğini” söyledi. Büyük bir heyecanla bu düzenlemeyi bekliyoruz ülkece. Ancak buradaki asıl önemli nokta çocuklarımız klavye ile ekran arasında mı kalacak doğum tarihlerini girerken yoksa zihinleri ile vicdanları arasında mı kalacak. Öyle ya eğer uygulamalara doğum tarihini girme işi klavye üzerinden yapılacaksa yandı gülüm keten helva. Ne yazık ki yüzbinlerce gencimiz doğum tarihlerini yanlış gireceklerdir. Burada alınacak önlem en az çıkacak yasa kadar önemlidir.

Dijital Şemsiye

Madem ülkemizde her eve dijital şiddet, dijital zorbalık, dijital nefret yağıyor. O halde önlem almak, yavrularını, yuvalarını korumak da devletimizden sonra tabi ki ailelerde.

Aileler çocuklarının üzerlerine ekranlar üzerinden adeta sağanak şeklinde yağan her türlü riski bertaraf etmek için DİJİTAL ŞEMSİYE kullanmalılar. Yani kendi evleri içerisinde kendi kurallarını koymalılar, dijital filtre programları, sınırlı internet erişimi, çocuklarına alacakları her hediyenin teknolojik bir cihaz olmaması mesela, burada benim önerim elektriğin icadı kadar önemli, tekerleğin icadı kadar önemli dünyanın en güzel icatlarından birisi olan “KİTAP”ların yeniden keşfedilmesi ve ev içerisinde süs olarak değil okunmasıdır. Ama çocukların kitap okuması için öncelikle anne ve babaların kitap okuması gerekmektedir.

Öyle ya çocuklar söylenilenleri değil yapılanları öğrenirler ve uygularlar.

 

 

Günün Sözü:

“Bir evdeki kütüphanenin büyüklüğü, o evdeki tv ekranından büyükse; o evin çocuğu başarılı bir öğrenci olur.”  (İsmail Yolcu)

İsmail Yolcu

Eğitimci-Yazar

Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü

Haber7.com yazarı

Yorumlar5

  • Lore ZOGUL 1 saat önce Şikayet Et
    Güncel yazı için teşekkürler
    Cevapla
  • Emin 1 saat önce Şikayet Et
    Maalesef dijital alem tüm kuralları yok sayıyor ve dünyanın geleceğini tehdit ediyor..eğitici çalışmalar yapmalı.
    Cevapla
  • remzi 1 saat önce Şikayet Et
    türkiyede çocuklar kral her söylediği yapılmak zorunda ben çok ülke gezen biri olarak türkiyedeki kadar çocukların şımartıldığı başka bir ülke görmedim. 30 yaşında gençler haala anne babadan harçlık alıyor
    Cevapla
  • Eğitimci 1 saat önce Şikayet Et
    Kütüphaneler artık sadece gösteriş unsuru.Çocuk 1 yaşındayken "aman sussun" diyerek eline tlfon tutuşturursanız olacağı bu.Dijital dünyaya gömülmüş ebeveynlerle ne bekliyoruz ki?
    Cevapla
  • Ayarcı 2 saat önce Şikayet Et
    Harika bir yazı... dijital dünya tüm insanlık için tehlike arz ediyor... çocuklar ve gençlerin suç oranı iki kat arttı... SEBEP belli sonuç ne olacak???
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat