Bilal Erdoğan ile ‘genç bakış’

  • GİRİŞ30.01.2026 09:20
  • GÜNCELLEME30.01.2026 09:20

Türkiye’de kimi zaman algılar o kadar etkili oluyor ki; bu yazıyı yazarken belirtmem gerekiyor: “Bu bir Bilal Erdoğan’ı güzelleme yazısı değildir.”

YouTube’da gezinirken karşıma Güngören Belediyesi’nin organize ettiği, Belediye Başkanı Bünyamin Demir’in YouTube kanalında yayınlanan Bilal Erdoğan’ın gençlerle yaptığı ‘Tek Soru Tek Cevap’ konseptindeki buluşma bana gerçekten son derece samimi geldi…

Programı, üniversite yıllarımızda Çanakkale’de her yıl bir bölüme ev sahipliği yaptığımız ‘Genç Bakış’ programının günümüze uyarlanmış haline benzettim…

Keşke ‘Genç Bakış’ programına benzer yayınları televizyon ekranlarında da görebilsek…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’yi kurduktan sonra seçimden önce katıldığı Genç Bakış programı performansı hala akıllarda…

Özellikle üniversiteli bir gencin İngilizce olarak “Başbakan olduğunuzda diğer ülke başkanlarıyla hangi dilde konuşacaksınız?” sorusuna Erdoğan’ın “Türkçe” yanıtını vermesini eminim unutmamışsınızdır…

Neyse, konumuza devam edelim…

Bilal Erdoğan’ın, gençlerin sorduğu kimi sert diyebileceğimiz bazı sorulara verdiği cevaplar samimiyet arayan bir neslin nabzını tutuyor gibiydi. 

Salondaki alkışlar, kahkahalar ve zaman aşımı yüzünden yarıda kalan cümleler arasında, aslında çok şey söylendi. 

Benim gördüğüm filtre yoktu, makyaj yoktu; sadece bir insan, gençlere karşı dürüst olmaya çalışıyordu…

Programın en çarpıcı yanı, soruların sertliğinden ziyade çeşitliliğiydi…

“Yurtdışına mı gitsek?”, “İsrail’e gemi mi gönderiyorsunuz?”, “Çocuklarınız imam hatipte mi okuyor?”, “Neden herkes üniversitede ısrar ediyor?”, “Filistin için ne yapıyoruz?”, “Mutlu olduğunuz anlar neler?” gibi çeşitli sorular soruldu…

Her biri ayrı bir toplumsal yara, eleştiri ve kuşak kaygısı barındırıyordu…

Ancak benim hissettiğim Bilal Erdoğan’ın cevaplarında ortak bir damar vardı…

O da ‘sadece kendiniz için yaşamayın’ vurgusu… 

Bu cümle için belki de bütün sohbetin özeti diyebiliriz... 

Yurtdışına gitme hayali kuran gençlere “Amerika’da evsizlik var, sağlık sigortası yok, Türkiye’de GSS var, kovulmak o kadar kolay değil” yanıtını verdi…

Gençlere sivil toplum kuruluşlarına yönelmeyi, fedakârlığı kurumsallaştırmayı öğütledi…

Benim izlenimlerimde Bilal Erdoğan’ın en ağır basan yönlerden biri ‘realistliği’…
Konulara ‘gerçeklik’ üzerinden yaklaşması…

Ekonomik sorulara verdiği yanıtlarda da gerçekçiliğin hâkimiyeti vardı...

Yurtdışından alınan ürünlere getirilen gümrük vergilerine yönelik soruyu cevaplarken “5 yılda ithalat 20 milyar dolardan 56 milyar dolara çıktı, cari açığı kapatmamız lazım” dedi ve ekledi: “Aynı ürünün yurtiçi ve yurtdışı fiyat farkından şikâyet ediyorsanız haklısınız, daha iyi formüller bulmalıyız.”

Bu, klasik “devletin yapması gereken buydu” savunmasından farklı; şikâyeti kabul eden ama büyük resmi de gösteren bir üsluptu bana göre…

Aslında çoğunlukla alınan kararların bu şekilde anlatılmasında büyük fayda var…

Meselenin ne olduğu anlaşılana kadar ciddi dayaklar yenebiliyor…

Programın en duygusal anlardan biri ise; 15 Temmuz gecesiyle ilgiliydi. 

Babasının Marmaris’ten dönüp İstanbul Havalimanı’nı helikopterlerin altında halkla beraber savunmasını anlatırken duygulandı…

Bence orada ailevi bir gururdan öte, bir dönemin ortak travması ve direnişi vardı.

Gençler, gerçek ya da yalan demeden sosyal medyadan hakkında ne okuduysa çatır çatır sordu…

Bunlardan biri de İsrail’e gemi gönderildiği iddialarına dair soruydu…

Bilal Erdoğan, “Biz bir dönem gemi imalatı ile uğraştık. Lojistiği ile uğraşmadım. Ağabeyim gemi taşımacılığı yaptı. Ancak kuru yük taşımacılığı idi. O da kendisi ile ilgili tartışmalar ortaya çıkınca seneler önce gemileri sattı, bıraktı” dedi… 

Gıda ve restoran işi ile uğraştığını söyledi…

Bilal Erdoğan, bu tarz haberlerin ucuz siyaset sonucunda çıkarıldığına vurgu yaparak;

“Filistin konusunda bu kadar net duran bir lidere aile üzerinden vuruluyor” dedi ve ardından gençlere seslendi: “Siyaseti yanlış ellere bırakmayın.”

Kıymetli bir çağrı, siz siyasetten elinizi çekerseniz ‘şikâyet ettiklerinize alan bırakırsınız’ mesajı olarak değerlendirilebilir… 

Filistin meselesinde ise Galata Köprüsü’ndeki eylemden bahsedildi... 

Bilal Erdoğan’ın “İki yıldır yapıyoruz, ateşkes dedikoduları çıktı ama yine de gittik. Milletin vicdanını gösterdik, İsrail’i rahatsız ettik. Ta ki Filistin özgür olana kadar devam edeceğiz.” ifadeleri belki de programın en net manifesto cümlelerinden biriydi…
Gençlerde geleceğe dair endişeler var. 

Bu endişeler de sorulara yansıyor.

Bilal Erdoğan, gençlerin endişelerine, ‘kaygılı olmanız normal’ diyor ama hemen ardından da “Başarı kolay para vaadiyle gelmez. Türk dizilerindeki gibi değil hayat. Rızık Allah’tan, ama çalışmak, hedef koymak, merhametli olmak lazım” ifadeleriyle edinilmiş tecrübelerden gençlerin istifade edebileceğine dikkat çekiyordu adeta…

Dinî kimlik ve iyilik meselelerinden de bahsedildi… 

Dindar insanların iyilik sayısını artırmasının önemliliğine dikkat çekerek; “Yurtdışında dinsiz ama çok iyi insanlar gördüm. Ama iman, iyiliğe en kısa yoldur. Hesap verme duygusu insanı düzgün tutar.” 

Bu, “biz iyiyiz, ötekiler kötü” söyleminden uzak ve daha evrensel değerlendirilebilecek bir bakış açısı…

“Sürekli ‘imam hatip okulları’ ile ilgilendiğinizi görüyoruz ama kendi oğlunuzun yabancı bir okulda okuduğunu sosyal medyada gördüm. Bu tutarsızlık değil midir?” diye soran genç kızımıza; “2011 yılında eşimle birlikte bir anaokulu açtık. İtalya ve Amerika’da tanıdığımız montessori diye bir eğitim sistemi bu. Ama bu sistemin çok islami, çok insani ve çok fıtrata uygun olduğunu düşünüyoruz ve o şekilde uyguluyoruz. Kendi çocuklarımla ilgili; en büyük oğlum imam hatip öğrencisi, ortanca oğlum vakfımızın okulundan yedinci sınıfta imam hatipe geçti. Kızım da ilkokulda onun da muhakkak imam hatipli olmasını istiyorum inşallah. Ancak şöyle anlaşılmasından da çekiniyorum doğrusu. ‘Sadece imam hatipliler ile ilgileniyorsun, imam hatipli olmayanlara bir şey yapmıyor musun?’ gibi. Bütün ülkenin çocukları bizim çocuklarımız bu vatanın evlatları. YETEV Vakfı’mızda olsun, İlim Yayma Vakfı’mızda olsun kesinlikle bütün okulların mezunu çocuklara burs veriyoruz. Yüksek lisans, doktora bursları veriyoruz. Yurt imkânı sağlıyoruz, orada böyle bir ayrımcılık yapmıyoruz” yanıtı ise sosyal medyada görünenler ile ‘gerçekler’ arasında dağlar kadar fark olduğunu bir kez daha ortaya koydu…

Yaklaşık 20 dakikalık programı sıkılmadan izledim, sanki biraz daha gidebilirdi…

Ancak sonuçta bu program ne bir savunma ne de bir propaganda şovu idi... 

Daha çok bir kuşağın ‘bize doğruyu söyle’ talebine karşılık verilmiş içten, yer yer eksik, yer yer acele ama samimi bir sohbetti.

Belki de en anlamlı soru şuydu: “Bugünkü Bilal Erdoğan, lisedeki Bilal Erdoğan’a ne söylerdi?” 

Cevap özetle şuydu: “İlgini bul, dil öğren, büyük hayal kur, inan ve vazgeçme.”
Keşke gençler de aynı soruyu gençlik yıllarında kendilerine sorsalar… 

“Bugünkü ben, beş yıl sonraki bana ne söylerdi?” veya “Beş yıl sonraki ben bugünkü bana ne tavsiyelerde bulunurdu? 

Ferhat Murat / Haber7

 

Yorumlar1

  • Zaza 12 54 dakika önce Şikayet Et
    Teşekkürler Ferhat Murat!Benim için önemli bir yazıydı, keşke daha fazla bilgi verebilinseydi. İnanırım ki çok kişi yalan yanlış bildiği şeylerin farkına varırdı:
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat