101 Yıl Sonra Edirne’de İrfan Yeniden Ayağa Kalkıyor

  • GİRİŞ03.02.2026 09:08
  • GÜNCELLEME03.02.2026 09:08

(1925–2026)

Maziden atiye uzanan bir medeniyet yürüyüşü: Muradiye Mevlevîhanesi

“Bişnev ez ney çün hikâyet mîkuned,
Ez cüdâyîhâ şikâyet mîkuned.”
(Dinle neyden ki nasıl hikâye eder;ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.)

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî – Mesnevî

Medet ya Hazret-i Mevlânâ…

Dinle…

Çünkü ayrılıktan şikâyet eden her ses, yeniden kavuşmanın da habercisidir.
Bugün Edirne’de Muradiye Mevlevîhanesi, bir asrı aşan sessizliğin ardından irfanla yeniden konuşmakta; bu kavuşma, asırlar sonra vücut bulmuş hâlini almaktadır.

“Âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz;
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”


Ziya Paşa

Bu veciz söz, bugün Edirne’de Valimiz Sayın Yunus Sezer’in ortaya koyduğu irade ve sahada vücut bulan çalışmalarda ete kemiğe bürünmüş bir hakikati ifade etmektedir. Ortaya konulan her eser; niyetin samimiyetini, aklın istikametini ve mesuliyet şuurunu açıkça göstermektedir.

Edirne Mevlevîhanesi’nin 1925 yılında kapanmasının ardından, bugün “Maziden Atiye” anlayışıyla gerçekleştirilen temel atma töreni; yalnızca bir yapının inşasına değil, asırlardır bu topraklarda yeşeren irfanın yeniden ayağa kalkışına da şahitlik etmiştir. Bu anlamlı sürecin mimarı ve öncüsü, Edirne’nin tarih ve kültür mirasına gösterdiği hassasiyetle temayüz eden Edirne Valisi Sayın Yunus Sezer olmuştur.

Sayın Valimizin vizyonu ve iradesiyle başlatılan ihya süreci, Edirne Mevlevîhanesi’ni yalnızca fiziki olarak değil; taşıdığı manevî kimlik ve tarihî misyonuyla birlikte yeniden şehir hafızasına kazandırmıştır. Bu yaklaşım, Edirne’nin “açık hava müzesi” niteliğini güçlendiren köklü bir medeniyet anlayışının sahadaki karşılığıdır.

Temel atma töreninde Sayın Valimiz Yunus Sezer tarafından yapılan açılış konuşması, bu ihya sürecinin sıradan bir restorasyon faaliyeti olmadığını açıkça ortaya koymuştur.

Konuşmasında Edirne’nin tarihî kimliğine, Mevlevîliğin bu şehirdeki derin köklerine ve Muradiye Mevlevîhanesi’nin Rumeli ve Balkan coğrafyası için taşıdığı eşsiz değere dikkat çeken Sayın Valimiz, bu çalışmanın bir emanet bilinciyle yürütüldüğünü güçlü ifadelerle dile getirmiştir. Bu konuşma, ihya sürecinin hem hız kazanmasında hem de toplum nezdinde karşılık bulmasında belirleyici olmuştur.

Sayın Valimiz Yunus Sezer’in bu sürece bakışı, klasik bir restorasyon anlayışının çok ötesindedir. Onun öncülüğünde yürütülen bu çalışma; taşı toprağa eklemekten ziyade, geçmişle gelecek arasında sahih bir bağ kurma iradesinin tezahürüdür. Mevlevîhane ihyasını bir yapı faaliyeti olarak değil, medeniyet hafızasına karşı duyulan bir emanet bilinci olarak ele alan bu yaklaşım; Edirne’de irfanın, ilmin ve manevî sürekliliğin yeniden canlanmasına öncülük etmektedir.

 

Bu anlamlı merasime; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri’nin yaşayan torunu, Uluslararası Mevlana Vakfı Başkanvekili Esin Çelebi Bayru ile Uluslararası Mevlana Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Hemdem Çelebi teşrif etmişlerdir. Bu katılım, Mevlevîliğin yalnızca tarihî bir miras değil; yaşayan ve süreklilik arz eden bir irfan yolu olduğunun en güçlü göstergelerinden biri olmuştur.

Özellikle Esin Çelebi Bayru Hanımefendi’nin törene teşrifi ve yaptığı konuşma, temel atma merasimine damgasını vurmuştur. Mevlânâ Hazretleri’nin yaşayan torunu olmanın taşıdığı tarihî ve manevî sorumluluğu vakar, tevazu ve hikmetle temsil eden Esin Çelebi Bayru Hanımefendi; sözleriyle olduğu kadar duruşuyla da bu ihya sürecine müstesna bir değer katmıştır.

Konuşmasında Mevlevîliğin özünü, edebini ve irfan iklimini hatırlatan yaklaşımı; yapılan çalışmanın yalnızca bir yapı faaliyeti değil, asırlardır kesintiye uğramış bir manevî sürekliliğin yeniden tesis edilmesi olduğunu güçlü bir şekilde ortaya koymuştur. Bu yönüyle konuşması, temel atma törenini sıradan bir merasim olmaktan çıkararak geçmişle bugün arasında kurulan derin bir gönül köprüsüne dönüştürmüştür.

Esin Çelebi Bayru Hanımefendi’nin temsil ettiği bu zarif duruş ve hikmetli söylem, Edirne Mevlevîhanesi’nin ihyasına adeta manevî bir mühür vurmuş; Mevlânâ irfanının bugün de aynı sadelik, derinlik ve asaletle taşındığını bir kez daha göstermiştir.

 

Devlet Sanatçısı Ahmed Özhan’ın törene teşrifi, bu manevî buluşmaya yalnızca bir katılım değil; derinlik, vakar ve irfan katmıştır. Asırlardır Mevlevî mûsikîsini bir emanet bilinciyle taşıyan Ahmed Özhan, Mevlevî ilahileriyle gönüllere dokunurken; sesiyle olduğu kadar hikmetle yoğrulmuş sözleriyle de bu kadim mekânın ruhuna tercüman olmuştur.

Mevlevîliğin özünü, edebini ve irfan iklimini hatırlatan konuşması; gerçekleştirilen ihya çalışmasının sıradan bir yapı faaliyeti olmadığını, bilakis insanı merkeze alan bir gönül inşası olduğunu güçlü bir şekilde ortaya koymuştur. Ahmed Özhan Beyefendi’nin mûsikî ile sözü buluşturan bu müstesna duruşu, Mevlevî irfanının bugün de yaşayan ve diri bir hakikat olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Asırlardır süregelen Mevlevî irfanının mûsikîyle yeniden hayat bulduğu bu anlar, törene katılan herkes için unutulmaz bir manevî iklim oluşturmuş; Muradiye Mevlevîhanesi’nin ihyasına estetikle birlikte derin bir ruhaniyet kazandırmıştır.

 

Edirne Mevlevîhanesi, tarihî kimliğiyle Konya ve İstanbul’dan sonra Osmanlı coğrafyasının en önemli Mevlevî merkezlerinden biri olma vasfını taşımaktadır. Bugün bu kıymetli yapının yeniden ihyası, verilen emeğin ve gösterilen hassasiyetin ne denli büyük olduğunun en açık göstergesidir.

Edirne Muradiye Mevlevîhanesi, 838/1434 yılından 1939 yılına kadar yaklaşık beş asır boyunca faaliyet göstermiş; Osmanlı coğrafyasının en önemli Mevlevî dergâhlarından biri olmuştur. Kuruluşundan kapanışına kadar on sekizden fazla şeyhin görev yaptığı bu dergâh; Yusuf Sîneçâk, Neşâtî Ahmed Dede, Enîs Receb Dede, Semâhat Ömer Dede, Ali Eşref Dede ve Ahmed Selâhaddin Dede gibi dönemlerine damga vuran büyük sûfî şahsiyetleri yetiştirmiştir. Burada yetişen neyzenler, kudümzenler ve mutribler, Mevlevî mûsikî geleneğinin Rumeli’de kökleşmesinde önemli rol oynamıştır.

Rivayete göre Sultan II. Murad Han, Mevlânâ Hazretleri’ni rüyasında görmüş; bunun üzerine Edirne’de bir Mevlevîhane inşa edilmesini emretmiştir. Muradiye Mahallesi’nde, Sarayiçi’ne nazır bir tepe üzerinde kurulan bu dergâh, beş asır boyunca Rumeli coğrafyasına ilim, edep ve estetik taşımıştır.

Sultan II. Murad Han, bu merkezin hangi ruhla ayakta durması gerektiğini şu sözlerle işaret eder:


“Bu belde ilim ve irfanla mamur olmalıdır.”


Muradiye Mevlevîhanesi, işte bu irfanın asırlara yayılan sessiz fakat derin şahididir.

 

Edirne Mevlevîhanesi yalnızca tarihî bir yapı değildir. Burası, Mevlânâ irfanının Rumeli ve Balkanlar’daki en güçlü temsil merkezlerinden biridir. Semâ burada bir ritüel olmanın ötesinde, insanın kendi içine doğru yaptığı derin bir yolculuğun ifadesidir. Musikî, edep, ahlâk ve estetik bu mekânda bir bütün hâlinde hayat bulmuştur.

Edirne’yi görmek gerekir. Edirne yaşanır, hissedilir ve idrak edilir. Maziden atiye uzanan bu ruhu anlamak için Edirne’ye gelmek gerekir. Çünkü Edirne, Osmanlı’ya doksan üç yıl başkentlik yapmış; camileriyle, dergâhlarıyla, külliyeleriyle yaşayan bir medeniyet hafızasıdır.

Valimiz Sayın Yunus Sezer’in göreve geldiği günden itibaren Edirne’ye kazandırdığı hizmetler, yürütülen ihya çalışmaları ve atılan tarihî adımlar ancak sahada görüldüğünde idrak edilebilir. Bugün Edirne’de taş konuşmakta, tarih yeniden nefes almakta, ihmal edilmiş eserler asli kimliğine kavuşmaktadır.

 

Bu büyük ihya sürecinde başta Valimiz Sayın Yunus Sezer olmak üzere, Edirne Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk’e ve emeği geçen tüm kurumlara gönülden teşekkür ederiz. Çünkü bu eser, tek bir kişinin değil; ortak bir medeniyet şuurunun ürünüdür.

Edirne’de tarih yeniden ayağa kalkmaktadır. Ve bu ayağa kalkış, sıradan bir inşadan öte; ilimle yoğrulmuş bir irfanın yeniden vücut bulmasıdır.

 

 

 

Dünya bir nehir üzerindeki köprüdür; geç ve git, üzerine ev kurmaya kalkma.
Asıl zikir, o nehrin akışında Hakk’ın sesini duyabilmektir.”


Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

 

İşte Edirne’de bugün yapılan tam da budur.
Taş ayağa kalkarken, hafıza dirilmekte; irfan yeniden konuşmaktadır.

 

Fatih Sultan Mehmed;

Edirne’yi “Memâlik-i Osmaniyye’nin dârü’l-mülkü” olarak tarif eder.

Bugün bu kadim şehir; Valimiz Sayın Yunus Sezer’in öncülüğünde yalnızca fiziki eserleriyle değil, tarihî hafızası, irfan iklimi ve medeniyet ruhuyla yeniden asli kimliğine kavuşmaktadır.

 

Cemil Şahin

Fotoğraf Sanatçısı – Araştırmacı Yazar

 

Yorumlar3

  • Ahmet El-Ezheri 13 dakika önce Şikayet Et
    Osmanlı hanımefendileri sadece köylerde mi kaldı. İçini bilemem. Mevlana Celalüddin Hazretlerinin torununu görmeseydim anlatılanlar beni etkilemişti. Tasavvurda zorlandığım; Zaman Tasavvufun akidelerini de mi değiştirmiş. Tamam şunu anladım; Ne olursan ol GEL. Gelenlere eyvallah da, ev sahibi ne ala ne ala.
    Cevapla
  • vatandaş 44 dakika önce Şikayet Et
    Allah razı olsun ecdadın yolunda kendi kültürü dini inancıyla barışık güzel geleceklere adım atanlara saygı ve sevgiler...
    Cevapla
  • Türkiye, 1 saat önce Şikayet Et
    Sayın Vali'mizi canı gönülden tebrik ediyorum. Her zaman söylüyorum, bölgeler belediye başkanlarına değil, Devlet'i temsil edenlere teslim edilmelidir ki, en üst yönetimi daha iyi analiz edebilelim. Vatandaş sorumlulukları ta olarak bilmediği için, her mağduriyeti Devlete, her güzel işi belediyeye yorumluyor.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat