Alev Alatlı’yı anlamak!

  • GİRİŞ06.02.2026 10:41
  • GÜNCELLEME06.02.2026 10:44

Türk düşünce dünyasının müstesna isimlerinden Alev Alatlı adına, kurucusu olduğu Kapadokya Üniversitesi’nde anlamlı bir sempozyum düzenlendi.

Türkiye’nin farklı üniversitelerinden kıymetli akademisyenlerin bildiriler sunduğu programda ben de “İstikamet Sahibi Bir Aydın” başlıklı bir konuşma yaptım.

Konuşmamda, Türkiye merkezli bir aydın olarak Alev Alatlı’nın bu topraklara kattığı fikrî değeri anlatmaya çalıştım.

Zira yaklaşık iki yüz yıldır Türkiye’de aydınların önemli bir kısmı kendi toplumuna yabancılaşmış, hatta zaman zaman ona karşı mesafeli ve düşmanca bir tutum içine sürüklenmiştir.

Batıyı, Batılılardan daha mutlak ve sorgulanamaz gören sömürgeci aydın zihniyetinin ülkemizde bıraktığı tahribat hâlâ hissedilmektedir.

Bu yabancılaşma, kimi düşünürlerce “aydın ihaneti” olarak adlandırılan bir kırılmaya yol açmış; milletimizin özgüveninde derin yaralar açmıştır.

Egemen zihniyet, sözde aydınlar aracılığıyla halkın zihnine “bizden adam olmaz” zehrini işlemiş; bağımsız ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke olabilme fikrini zayıflatmıştır.

Kurtuluşun tek yolu olarak sürekli Batı işaret edilmiş, kendi medeniyet kodlarımız değersizleştirilmiştir.

Türkiye’de aydın tipi çoğu zaman kendi toplumuna mesafeli durdu.

Halkın inancını, kültürünü, tarihini ve değer dünyasını küçümseyen; çözümü hep dışarıda arayan bir anlayış gelişti. Kendi milletine yukarıdan bakan, halkının değerleriyle kavga eden, köklerinden kopuk bir aydın tipi ortaya çıktı.

Bu durum zamanla bir zihinsel yabancılaşmaya dönüştü.

Oysa gerçek aydın, halkından kopan değil; halkının derdine derman arayandır.

Alev Alatlı işte bu noktada farklı bir yerde durdu. O, Batı’yı bilen ama Batı karşısında ezilmeyen; Doğu’yu tanıyan ama romantizme kapılmayan bir entelektüeldi. Kendi toplumuna yukarıdan bakmadı, aksine onun içinden konuştu.

Sempozyum da onu yalnızca anmak için değil, anlamak için kurgulanmıştı. Bu yüzden konuşmaların tamamında Alatlı’yı gerçekten anlama çabası hâkimdi.



Açılışta söz alan kızı Funda Aktan, annesinin manevî ve fikrî mirasına sahip çıkan samimi ve etkileyici bir konuşma yaptı. Alatlı’nın hayatından kesitler, düşünce dünyasının nasıl şekillendiğini de gözler önüne serdi.

Aktan, annesinin üniversiteyi bilgi üretmenin ve bilgiyi yaymanın merkezi olarak gördüğünü hatırlatarak, “Bilgi güçtür ve bu güç üniversitelerde üretilir” anlayışıyla Kapadokya Üniversitesi’ni kurduğunu ifade etti. “Türkiye bir çalıysa, bu üniversite de o çalıda açan bir çiçektir” sözünü de hatırlattı.

Diğer konuşmaları dinlediğimizde de vatansever bir aydının bir ülke için ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlamış olduk.



Alev Alatlı, memleketin eksiklerinden ve aksaklıklarından kendini sorumlu hisseden bir aydındı. Eserleriyle yalnızca zihinleri inşa etmekle yetinmedi; yarının büyük Türkiye’si için aklı, adaleti ve adabı önceleyen nesiller yetişmesi gerektiğine inandı. Bu yüzden üniversitenin kuruluşuna büyük anlamlar yükledi.

Bozkırın ortasında Kapadokya’da yükselen bu üniversite, bugün Alatlı’nın arzu ettiği gibi yüzü memleketine dönük, aydınlık bakışlı gençler yetiştirmek için olağanüstü bir gayret gösteriyor. Üniversiteli gençlere sürekli şu nasihatte bulundu:

“Aklınızı kimseye kiraya vermeyin. Ahlakı yaşam biçimi hâline getirin. Adaleti talep eden değil, temsil eden tarafta durun. Bu ülkeyi romantik bir sevda değil, sorumluluk bilinciyle sevin.”

Alatlı, sırça köşküne çekilen bir entelektüel olmadı. Hakikatin yerini algının aldığı bir çağda, manipülasyonlara teslim olmayan bir neslin yetişmesi için mücadele etti. İnsanı ve kâinatı anlama çabasını hayatı boyunca sürdürdü.

Dr. Yunus Emre Gürbüz’ün konuşmasında ifade ettiği gibi; düşünmeyi dert edinen, aklı konfor alanından çıkaran bir mütefekkir olarak, ahlakı soyut vaazlardan kurtarıp hayata tatbik etmeyi; adaleti slogan olmaktan çıkarıp sorumluluk hâline getirmeyi salık verdi.

Kuru bir Batı karşıtlığı ya da körü körüne Batı hayranlığı yerine, namuslu bir entelektüel tavırla şu soruyu sürekli gündemde tuttu:

“Biz ne zaman başkasının hikâyesinde figüran olmayı kabullendik?”

Milletimizin zihinsel bağımsızlığa kavuşması için zihin teri döktü. Gördüğü yanlışları yüksek sesle dile getirdi; doğrular karşısında ise sessiz kalmadı. Devletin kendisini alkışlayan entelektüele değil, kendisine ayna tutan mütefekkire ihtiyaç duyduğunu her fırsatta vurguladı.

Sempozyumun özeti sayılacak soruyu yine Alev Alatlı’dan ilhamla Gürbüz Hoca hatırlattı. O mühim soru şudur:

“Bu memlekette bozuk olan ne varsa, bunda benim de payım var mı ve ben neyi onarabilirim?”

Bu soruya vereceğimiz cevap, hem Alev Alatlı’yı ne kadar anladığımızı gösterecek hem de Türkiye’yi ne kadar doğru okuduğumuzu kavramamıza yardımcı olacaktır.

Ruhu şad olsun…

Mahmut Bıyıklı / Haber7

Yorumlar3

  • HAYDAA 40 dakika önce Şikayet Et
    Dünyada Trafikte en cok ölüm oraninda birinciyiz..Hindistanda bile bu kadar trafik kazalarinda ölen yok´ikinci olarak´hastanelerde asla doktorlarin havasindan´ilgisizliginde yüzlerine bakilmiyor´zaten onlarda kimsenin yüzüne bakmiyor.Bu sadece iki örnek idí´in$allah düzelir ve bizimde bu medeniyet ne ise o seviyelere gelme ümidim cok acaip büyük.! Alatliya ALLAH bol rahmet etsin.
    Cevapla
  • M. Aksoy 1 saat önce Şikayet Et
    Elinize sağlık..Allah Alev hanıma da rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • enver 2 saat önce Şikayet Et
    ruhu şad, mekanı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat